Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    AFP Türkiye çalışanları “enflasyon altı zamma” karşı şalteri indirdi!

    6 Temmuz 2026

    Mersin Limanı’nda kölelik düzenine direnen işçiler 6 ayı geride bıraktı: “Sadaka değil, işimizi istiyoruz!”

    6 Temmuz 2026

    RTÜK’ten NATO Zirvesi öncesi medyaya yayın talimatı

    6 Temmuz 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      NATO Zirvesi’nin ötesi

      3 Temmuz 2026

      Ateşin sesindeki hakikat: Madımak

      2 Temmuz 2026

      Madımak katliamını unutma, unutturma!

      1 Temmuz 2026

      Türkiye İşçi Partisi’nin enternasyonalizm sorunu: Devletçilik, milliyetçilik ve tarihle yüzleşememek

      23 Haziran 2026

      Sapkınlık dediğiniz bu değil mi?

      18 Haziran 2026
    • Seçtiklerimiz

      Teşbihte hata olur…

      2 Temmuz 2026

      NATO Zirvesi’nin akla getirdikleri

      29 Haziran 2026

      2016’da kaldırılan dokunulmazlıklar ve CHP’nin rolü

      22 Haziran 2026

      Emeklilerin birliği ve dayanışması!

      22 Haziran 2026

      Mültecilerin canına okuyan belge: Ajanda 2030

      20 Haziran 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      İsviçre’de iltica belirsizliğine karşı direniş: Welat Aydın Federal Mahkeme önünde açlık grevinde

      3 Temmuz 2026

      Kuşadası Renkli Güvercin LGBTİ+ İnisiyatifi’nden Hikmet Hazer: “Bu yasak yalnızca bir gemiyi değil, LGBTİ+’ların kamusal yaşam hakkını hedef alıyor”

      30 Haziran 2026

      “Açlık grevine biz karar vermedik, buna mecbur bırakıldık”

      27 Haziran 2026

      Mehmet Türkmen: “Baskıyla bu mücadeleyi durduramazlar”

      26 Haziran 2026

      Elias Demetriou: “Kavazoğlu ve Mişaulis karanlığın içinde ışık oldular”

      17 Haziran 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Devrimci Özgüven’in adı: Kıvılcımlı – Ahmet Kale

    Devrimci Özgüven’in adı: Kıvılcımlı – Ahmet Kale

    Siyasi Haber15 Eylül 2015
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Türkiye sosyalist hareketinin kurucu kadrolarından, teorik ve pratik yaşamıyla önder savaşçısı Dr. Hikmet kıvılcımlı 43 yıl önce 11 Ekim 1971 tarihinde Belgrat’ta öldü.

    Gerek devrimci yaşamı, gerekse ürettiği eserlerle bizlere çok önemli deneyimler bıraktı Kıvılcımlı. 69 yıllık yaşamının 50 yılı teorik-pratik savaşın içinde geçti. Örgütlü mücadeleye olan inancı, devrime bağlılığı yanında yazıp bizlere bıraktığı 100’ü aşkın eserle de yolumuzu aydınlatmaya çalıştı.

    Daha 19 yaşında bir Askeri Tıbbiye öğrencisi iken, kendi deyişiyle; “İmamın arkasındaki en sadık cemaat iken, Kafirun Suresi’nden materyalizme atla”dı.

    Ölümünden bir hafta kadar önce, dönemin Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri Brejnev’e yazıp yolladığı mektubunda kendi yolunu ve durumunu şöyle özetler:

    “Bir Marksist – Leninist militan, Türkiye’de, teorice ve pratikçe tam 50 yıl dövüşüyor. 22 yıllık hapisanelerini, her defasında, Lenin’in dediği gibi: ‘Alfabe’den başlayıp yüce Cebir’i bitirecek’ bir okula çeviriyor. Sabırlıcasına ve sistemlicesine: Marks – Engels – Lenin – Stalin’i, Tarihi, Ekonomi Politiği, Diyalektiği, Tarihcil Maddeciliği klasik olarak etüd ediyor. Ve Lenin’in öğütlediği gibi: Kendi ülkesinin tarihini, ekonomi politikasını ve sınıf ilişkilerini, özge orijinallikleri içinde araştırıyor. Böylece o militan yüzlerce kitap yazıyor. Kendi dilinde, çoğu temelli orijinal olan 40’tan aşırı kitap yayınlıyor.” (Günlük Anılar, s. 369 Sosyal İnsan Yayınları)

    Evet tam da bu paragrafta dediği gibi bütün ömrünü mücadeleye ve çalışmaya adamış, hapishaneleri okula dönüştürmüş, her cezaevinden çıkışta ciltler dolusu eser katmış dağarcığına, sabırlı ve sistemlice çalışarak marksizmin bütün klasiklerini etüt ederek kendi orijinal sentezini oluşturuyor. Bu çalışmaları sırasında da hiç şöyle bir komplekse kapılmıyor: “Yahu ben kuş uçmaz kervan geçmez bir ülkenin, pek az kullanılan bir dilinde yazan, adsız, sansız basit bir militanıyım. Ne haddime benim Marx-Engels’in tamamlamaya ömürlerinin yetmediği konulara el atmak. Ne haddime Lenin’in öğüdüne uyarak, orijinal araştırmalar yapıp Marksizme katkıda bulunmak.” Bunların hiçbirini demediği gibi, aksine ustaların tamamlamaya fırsat bulamadığı konularda araştırma yapmayı, o konularda özgün sentezlere ulaşmayı görev sayıyor.

    Kendisinin ömrünü harcayarak geliştirdiği TARİH TEZİ’ni, Marksın Grundrisse eseriyle karşılaştırdığı Toplum Biçimlerinin Gelişimi kitabına yazdığı önemli önsözde şunları yazıyor:

    “Türkiye’mizde özellikle solcu veya sosyalist, hatta koyu Marksist olan kişilerimizin bir güzel huyları vardır. Dünyanın yedi iklim dört bucağında, okyanusun derin diplerinde bir ufacık Batılı düşünce işittiler mi yeryüzünün en coşkun heyecanı ile onu kamuoyuna sunarlar. Batıdaki yazıları Türkçe’ye çevirmek için can atarlar. Türkiye’de kendi içlerinden biri aynı konuları işlemişse, yüzüne karşı ‘vallaha bilmem’ derler, ardından katıla katıla değilse bıyık altından gülerler. (Toplum Biçimlerinin Gelişimi, s. 13, Sosyal İnsan Yayınları)

    Türkiye’deki “sol” çevreleri böylece eleştirir. Böyle bir ortamda yapılan en özgün araştırmalar bile zindan duvarına vurulan yumruk kadar bile ses getirmiyordu. Nitekim Kıvılcımlı’nın her türlü çabası gibi özgün tarih araştırması da susuşla karşılandı.

    Türkiye’nin solcuları böyleydi de diğer ülkelerdeki “sosyalist teorisyenler farklı mıydılar sanki?

    “Acı da olsa görmezlikten gelinemez. Sosyalist teorisyenler ekonomik, politik ve edebi otorite dışına çıkamaz hale geldiler. Dogmatizmin kaçınılmaz beyin kireçleşmesi başlamıştı. Marks’ın bir konu üzerine söyledikleri varsa, ne âlâ. O sözler, metinlere oldukça sadık kalınmaya çalışılarak, aktarılıyordu. Eğitim görmüş işlek medrese bilgini çabaları tatlı tatlı döktürülüyordu.

    “Marks o konuda söylenilmemiş bir nokta görüp ileride araştırmayı mı not etmişti? O notun anlamını bile tartışmak kutsallığa aykırı tutuluyordu. Sırf sözde Marksizm’in yanılmazlığını ispatlamak erdemi ağır basıyordu. Bu erdem bir patrik latası gibi sırtlara giyilerek, sarsılmaz büyüklüklerle susuluyordu.

    “Marks’ın Antik Tarih konusundaki araştırmaları, bütün teorik derinliğine rağmen, tamamlanmamış bir eserdir. O zamanki verilerle tamamlanabilmesine de imkan yoktu. Bu yüzden, Marks gibi, Engels de yayınlamak istemedi. Kautskilerden ise böyle bir şey zaten beklenemezdi. Üstünden yüz yıla yakın zaman geçtikten sonra, tam da evrenin yüzünü değiştiren Stalingrad savaşının kızılca kıyametleri ortasında bu araştırmalarla kim uğraşacaktı? (Aynı eser, s. 11)

    Yerli ve yabancı sosyalistlerin tavrı bu. Bu durumda pes edip havlu atmaz Kıvılcımlı. Çünkü onun anlayışında “İnsan varsa, görev vardır” Görev ise;

    “Zaten amacımız bir tez herhangi bir ‘Tez’ ve ‘Madde’ gösterisi değildi. Sınıflar savaşı pratiğimizde, som gerçekliğimizce aydınlanmaktı. Vardığımız genel tarihcil sonuçlar, Türkiye’nin Ekonomi ve Toplum karakteristik özelliğine yeterince ışık tutmuştu. Bizim için, ‘Bilginlerin kulaklarına üfürülecek’ soyut bilimden çok, savaşın anlamına ve biçimine yön verecek sonuçlardı.

    “Sonuçlara göre sosyal ve politik olaylarımızı 30 yıldır işledik durduk.” (Tarih Yazıları, s. 239, Sosyal İnsan Yayınları)

    Kıvılcımlı’nın bütün bu çabaları Türkiye’de sağlı sollu büyük bir susuşla geçiştirildi çok uzun yıllar. Çünkü Türkiye aydınının, sağda ise batılı “büyük” düşünürleri, solda ise kimi Sovyet metinlerini çevirip aktarmak yetiyordu. Ne haddineydi geri ülke marksistinin araştırma yapmak, sentezlere varmak. Bakın Kıvılcımlı’nın tespitlerine:

    “Susuş kumkuması” mutlaktı. Üniversite ‘Baba Zeus’ları, önüne gelen Tarih Tezine metelik vermeye tenezzül edemezlerdi. Ya neyderlerdi? Çok sıkıştırıcı genç sorular karşısında: ‘Saçma’ derlerdi. ‘Deli Saçması’

    “Kim varmış, yani, ‘bu memlekett’e baştan bilim yapacak? ‘Batılı’ya sözümüz yok. İlla bir Türkiye’nin Türk’ü çıkıp, “Batı”dan intihal etmediği yorum yapmaya kalkışırsa, o, haddini bilmemek ki, Had: Batı biliminden intihal sınırında dolaşmalıydı. O sınırın tekeli ise ancak Akademik kariyerin elinde tanınırdı. Onlar hadlerini bilirlerdi.(Aynı eser, 241-242)

    Ancak, yukarda dediğimiz gibi Kıvılcımlı bunlara metelik vermezdi. Onun için görev vardı. Ustalar bir konuya parmak basmışlarsa onu genişliğine, derinliğine öğrenip kavramak ilk görevdi. Ustaların ömrünün ya da zamanının yetmediği konularda ise onların bıraktığı yerden o görevi/araştırmayı sürdürüp tamamlamak da Marksistlerin başlıca görevlerindendi. Yoksa Marksistlerin dinci softalardan farkı kalmazdı.

    Kıvılcımlı çok genç yaşlarında bu özgüvene sahipti. 1935 kitapları arasında çıkan kitaplardan birinin adı “Emperyalizm, Geberen Kapitalizm”dir. Bildiğimiz gibi 20 yıl kadar önce Lenin usta da “Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” isimli bir eser yazmıştı. Daha 30’lu yaşların başlarındaki Kıvılcımlı, “taklit ediyor” denir diye düşünmeden Emperyalizmi Türkiye şartları açısından inceleyen bir kitap yazdı. Nitekim 1965 yılında da Lenin’in “Rusya’da Kapitalizmin Gelişimi” kitabını çağrıştıran “Türkiye’de kapitalizmin Gelişimi” kitabını yazar. 1936 yılında o zamanın “parlak” filozoflarından Henry Bergson’u bir kitapla eleştirmekten geri durmaz. Şöyle diyor kitabında Bergson için: (Kitabı yazılışından 72 yıl sonra Sosyal İnsan Yayınları’ndan yayınlamıştık.)

    “Fransa’da Bergsonizm hayranlığı, ‘aydın topluluk’ arasında salgınlaşmıştı. Bizde de aynı hal, ‘aydın ve düşünür insanlık’ içinde tutkunluk yarattı. Eskiden bir veya birkaç profesörün gevelediği bu ‘yeni felsefe’, şimdi profesöründen romancısına, tabiat severinden gündelik gazete fıkracısına kadar, ‘aydın ve düşünür insanlık’ın her çeşidinden üyeler edinmiş, adeta yeni bir çevre yaratmış bulunuyor. Zaman zaman, ciddi kılıklı ömürsüz sayfalar içinde ‘kültür’ atakları geçiriyor.

    Şekilsizliği, kararsızlığı ve fikirsizliği bir sistem haline getirmek ve yaymak isteyen bu akım, Türkiye’de ananevi kültür uzantıları traş edilmiş olduğu halde, çırçıplak heybetiyle görünüyor. Günlük bir gazetecinin görüş ufku içinde, elde pratik kelbîliği ile sırıtıyor. Bergson’un ve öteki medeni memleketlerdeki Bergsoncuların, geveleyip de bir türlü açıkça ortaya atamadıkları baklayı, bizimkiler kolayca ağızlarından çıkarıveriyorlar. O kadar ki, fikirlerini rastgele nereden aldıklarını, yani ne biçim aşırdıklarını söylemeye gerek görmeyecek bir serbestlikle, Bergsonizm’i, en mantıkî neticesine eriştiriyorlar.

    “Onların, yani Fransız emperyalistlerinin ‘en büyük propaganda’ları, bu heyamola [elbirliğiyle kayırarak] ile sivriltip cihana da tanıttıkları Bergsonlarıdır. Demek, bizde ‘Bergson’un şöhreti ve nüfuzu’na kapılıp onu her ne suretle olursa olsun ortalığa yayanlar, böyle bir propagandanın bilinçli veya bilinçsiz aletleridir. (Bergsonizm, s. 13)

    Kıvılcımlı’nın devrimci özgüveninin önemli göstergelerinden biri de Hegel üzerine yazdıklarıdır. Henüz yeni harflere aktarılma aşamasında olan “Hegel” araştırmasının girişinde kendi araştırmasını şöyle tanımlıyor: (Bu araştırma eski yazı olup, yeni harflere aktarılma aşaması bitince tarafımızdan basılacaktır. A. Kale)

    “Engels’in hiç değilse Feuerbach üzerine “KLASİK ALMAN FELSEFESİNİN SONU” eseri gibi ölmez dirilikte bir etüdü kaldı. Hegel üzerine Marks’ın veya Engels’in öyle ayrı bir incelemeleri olamadı. O boşluğu Diyalektik Maddecilik’e azıcık eğilen her baş duymazlıktan gelemiyor. Herkesin Marks’tan alarak bildiği bir şey vardır. Hegel diyalektiği tepesi üstünde yürür, ayakları üstüne getirilmelidir. İyi ama o baş aşağı duran Hegel diyalektiğinin kendisi neydi ve nasıl tepesi taklak yürüyordu?

    “Bunu Marksizm açısından yeterince İŞLEMİŞ ve yeterince YORUMLAMIŞ bir eser var mıdır? Şimdiye dek elimize geçmedi. Hegel üzerine yazılan bütün denemeler, Hegel felsefesini yine hep sırf Hegel’in anlattığı gibi anlatmaya çalıştı. O yüzden Hegelci diyalektik, Hegel’in kendisinde olduğu kadar karışık, ağdalı ve anlaşılmaz kaldı.

    “Çünkü aslına bakılırsa Hegel kendisi, kendisini gereği gibi anlamış değildi ve anlayamazdı da. Hegel’i anlamak ve anlatmak için Tarihcil Maddeciliğin imbiğinden geçirmek gerekiyordu. Hegel zamanında ise Tarihcil Maddecilik henüz doğmamıştı.

    “Diyalektiğin maddeci açıdan kavranılışı ve kullanılışı sırf Marksizm demekti. Oysa Marksizm’i Hegel’e uygulanmak gerekliydi.

    “AŞAĞIKİ ARAŞTIRMA ÖYLE BİR DENEME OLACAKTIR.” (Biz majiskülledik. Hegel metni, giriş bölümünden)

    Yazımızı son olarak Cemil Meriç üstadın 8 Mart 1981 günkü Jurnal dergisindeki Kıvılcımlı değerlendirmesiyle bitirelim:

    “Kıvılcımlı’nın Edebiyat-ı Cedide’yi feth-i meyyit (otopsi) masasına yatırdığı, küçük fakat dopdolu karalamayı kırk yıl önce okumuştum. Nazım’ın şiirleriyle ilk karşılaştığım zaman duyduğum tedirgin ve düşmanca bir ruh haletiyle ayrıldım o sayfalardan. Kıçıkırık bir edebiyat amatörü idim. Lise yıllarının kazandırdığı tek alışkanlık: oldukça ahenkli cümleler kurabilmek, bir yabancı dilde yazılan kitapları az çok sökebilmekten ibaretti. Kıvılcımlı’yı anlayamazdım. Şarkıdan çok çığlığa benzeyen bu ses, demir parmaklıklar arkasından geliyordu. Edebiyat-ı Cedidecileri toptan seviyordum. Kıvılcımlı, porselen mağazasına giren fil gibi, vitrinden hayran hayran seyrettiğim o muhteşem heykelleri deviriyor, çiğniyor, parçalıyordu. Böyle bir katliamdan zevk alamazdım. Yazar, belagat kanunlarını hiçe sayıyor, elindeki balyozu bir dönemin sevgi ve takdirleriyle taçlanmış o kibar heykelciklere savurup duruyordu. Her tahrip içimizde uyuyan canavarı şevke getirir. Otopsi, mahiyetini açıkça bilmediğim günahkâr bir sevinç de telkin ediyordu bana… ‘Otopsi’de yerini bulamamış haşin ve haşarı bir tecessüsün (merakın) arayış ve buluşları vardı. Atak, terbiyesiz, deli dolu bir yazardı Kıvılcımlı. Zincirlerini şakırdatan bir arslan edasıyla kükrüyordu… Kıvılcımlı, Kemalizm’in zaferinden sonra, bir çağ edebiyatını, bütün pislikleri, bütün anakronizmleri ve başarıya benzeyen başarısızlıklarıyla tasfiyeye koşan bir neslin en uyanık, en şuurlu temsilcilerinden biriydi. Marksizm sert bir içki gibi başına vurmuştu. Nazım’ın Resimli Ay’daki ‘Putları Deviriyoruz’ tefrikasını karalamak için şairane kabiliyet, Batı estetiği ile bir miktar yatıp kalkmış olmak yeter de artardı. Ama Edebiyat-ı Cedide’nin gerçek bir otopsisini yapmak, bu edebiyatın hastalıklarını, tercümanı olduğu medeniyetin hastalıkları olarak teşhis etmek, bir kelime ile Batı ile Doğu’nun muhasebesini yapmaya kalkmak, kıyaslanamayacak kadar çetin bir işti. Kıvılcımlı, peygamberane diyebileceğimiz çizgilerle, yapılması gereken araştırmanın oldukça başarılı bir taslağını sundu.

    “Daha sonraki Marksçılardan hiçbiri onun vardığı irtifaa (yükseklik) çıkamadılar. Düşünen bir adamdı Kıvılcımlı. Hızlı düşünen bir adamdı. Otopsi, yeni bilgilerle zenginleştirilebilir. O zaman için pek tabii olan aşırılıklar düzeltilebilir. Çığlıkta ahenk aranmaz. Bu bir polemiktir. Kıvılcımlı ülkemizin yetiştirdiği en büyük polemikçilerden biri olmak vasfını uzun zaman sürdürecektir.” (Jurnal, 2. Cilt, Sf. 284-286, İletişim Yayınları)

    Ölümünün 43. Yılında bu büyük devrimci ustayı saygıyla anıyoruz.

    11.10.2014

    Ahmet KALE

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    RTÜK’ten NATO Zirvesi öncesi medyaya yayın talimatı

    6 Temmuz 2026

    Boğaziçi’nde mezun olan öğrenciden protesto: Akademisyen fotoğraf çektirmeyen öğrenciye diplomayı vermedi!

    3 Temmuz 2026

    İstanbul’da Onur Yürüyüşü yasaklarına rağmen Kadıköy’de eylem: Onlarca gözaltı var

    28 Haziran 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Tuncay Yılmaz

    NATO Zirvesi’nin ötesi

    Asya Erdal

    Ateşin sesindeki hakikat: Madımak

    Muhsin Dalfidan

    Madımak katliamını unutma, unutturma!

    Toros Korkmaz

    Türkiye İşçi Partisi’nin enternasyonalizm sorunu: Devletçilik, milliyetçilik ve tarihle yüzleşememek

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Ertuğrul Kürkçü

    Teşbihte hata olur…

    Özgür Müftüoğlu

    NATO Zirvesi’nin akla getirdikleri

    Murat Sevinç

    2016’da kaldırılan dokunulmazlıklar ve CHP’nin rolü

    Aziz Çelik

    Emeklilerin birliği ve dayanışması!

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    AFP Türkiye çalışanları “enflasyon altı zamma” karşı şalteri indirdi!

    6 Temmuz 2026

    Mersin Limanı’nda kölelik düzenine direnen işçiler 6 ayı geride bıraktı: “Sadaka değil, işimizi istiyoruz!”

    6 Temmuz 2026

    Dilovası katliamı aileleri “ısmarlama” tahliyelere karşı Adalet Nöbeti’ni sürdürüyor

    5 Temmuz 2026
    KADIN

    EŞİK’ten 12. Yargı Paketi uyarısı: “Eşit miras hakkı tehlike altında”

    27 Haziran 2026

    Batman’da şüpheli şekilde yaşamını yitiren Rojwelat Kızmaz’ın otopsi raporu ortaya çıktı: Tırnak örneğinde erkek DNA’sı bulundu

    25 Haziran 2026

    TJA’nın Özel Batman Şifa Bakım Merkezi önündeki adalet nöbeti devam ediyor

    21 Haziran 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.