Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Kötülüğün sol hali

    16 Mart 2026

    BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen gözaltına alındı

    15 Mart 2026

    Türkiye’de borç ekonomisi ve kredi kartı kapitalizmi

    15 Mart 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Kötülüğün sol hali

      16 Mart 2026

      Türkiye’de borç ekonomisi ve kredi kartı kapitalizmi

      15 Mart 2026

      Oğuzhan Müftüoğlu’na kamuoyu önünde sitem

      14 Mart 2026

      Rojava hakikatinin ışığında 5 – İktidar Bloku hak vermeye nasıl mecbur bırakılır?

      13 Mart 2026

      Kekê Salih: Rojava’nın sakin ama kararlı yüzü

      12 Mart 2026
    • Seçtiklerimiz

      Ezber hayatı karşılar mı?

      12 Mart 2026

      Savaş Türkiye ekonomisini nasıl etkileyecek?

      8 Mart 2026

      Tekno-faşizm, ırkçılık ve “IQ genetiği”

      6 Mart 2026

      Varlık adı önceler

      5 Mart 2026

      ABD-İsrail’in İran saldırısı uluslararası sistemin krizini ortaya çıkardı

      4 Mart 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      HRANA: İran’daki protestolarda binlerce kişi öldürüldü, yüzlerce çocuk gözaltına alındı

      25 Şubat 2026

      Hatimoğulları: “Halk erken seçim isterse, biz hazırız; mobilizasyon kapasitesi en yüksek partiyiz”

      19 Şubat 2026

      Maden işkolunda bir kadın sendikacı

      15 Şubat 2026

      Epstein dosyası yeniden açılırken, Burak Oğraş’ın babası konuştu: “Oğlum otelde gördükleri yüzünden öldürüldü”

      10 Şubat 2026

      Musa Piroğlu: Halep’te yaşananlar, barış beklentilerinin ciddi biçimde zedelendiğini göstermiştir

      14 Ocak 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Sanat korkakların işi değil! mi acaba?

    Sanat korkakların işi değil! mi acaba?

    Siyasi Haber9 Ağustos 2016
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Onur Can Çelebi yazdı: Sanat korkakların işi değil! mi acaba?

    Geçtiğimiz günlerde AKP, FETÖ bahanesiyle şehir tiyatrolarında çalışan, muhalif kimliğiyle ön plana çıkan 6 oyuncuyu işinden-sanatından etti. Zaten halihazırda var olan bir sürü denetim-kontrol mekanizmasıyla sistem içileştirmeye çalıştığı sanat olgusunu tamamen ehlilleştirme çabasının bir ürünü tabii bu cadı avı.


    Bu mesele üzerine yazıldı çizildi “toplumun aydın kesimleri ve sol, sosyalist çevreler” konuyla ilgili gerekli duyarlılığı gösterdi. Ben olaya farklı bir pencereden bakmak istiyorum.


    Şehir Tiyatrolarından uzaklaştırılan Sevinç Erbulak, çok içten, doğru yerlere değinen bir yazı paylaşmış sosyal medyada. Ancak yazının son paragrafında dikkatimi çeken ve tartışılması gerektiğini düşündüğüm iki cümle oldu. “Hayat muhteşem olmadığı için sanat var.” ve “Sanat korkakların işi değildir.”


    Bu iki cümleyi biraz irdelemek gerekiyor.


    Hayat muhteşem olmadığı için sanat var


    Sanat gerçekten hayat o kadar da mükemmel olmadığı için mi meydana gelmiştir? İlkel Sanata baktığımızda şunu görürürüz, insanların birbirleriyle (burada birbirleriyle kavramı çok geniş. Bire bir ilişkiler, kabile ilişkileri, kabilelerin tanrıyla iletişimi, bir sonraki nesille tecrübe aktarımı dolayımıyla iletişim vs.) iletişim geliştirmek için oluşturduğu biçimlerin bir toplamıdır sanat. Daha anlaşılabilir olması için şu soruyu sorabiliriz; Tarih öncesi çağda insanların dumanların boyuna,rengine,çıkış aralığına anlam yükleyip onu kullanmaları ile mağara duvarlarının üstüne resim çizmeleri, bir av sonrası avı anlatmak için kabileye bir temsil sunmaları arasında gerçek anlamda bir fark var mıdır? Günümüzde ilk verilen örnek en bilinen ilkel iletişim araçlarından biri kabul edilirken diğer örnekler ise sanat kavramının ilkel örnekleri olarak sunuluyor. O zaman önümüzde şöyle bir soru var, bu ayrım ne zaman yapıldı?


    Sanatın kavramsallaşması Antik Yunan İmparatorluğunun gelişimiyle paralel ilerliyor diyebiliriz. İlk yazılı temsiller, sanat kavramı üzerine ilk ciddi tartışmalar Antik Yunan döneminde başlamıştır. Bu büyük sıçramanın altında köleci toplum düzeninin efendileri ve bu efendilerin çıkar çatışmaları yatar diyebiliriz.  Özellikle tüccar sınıfın yeni yeni oluştuğu o dönemlerde belli farklı toplumsal-sınıfsal tabakalardan gelen insanlar sanat kavramını kendi varoluşlarını temellendirdikleri düzleme oturtmaya çalıştılar. Bununla birlikte tam da bu dönemde ilk kez sanat toplumun doğal-gündelik ihtiyaçlarından doğan bir olgu olmaktan çıkıp iktidar-egemen olan gücün şekil verdiği bir olguya dönüştü. Sınıflı toplumların ortaya çıkışıyla hayatın her alanında yeşeren profesyonelleşmenin sanata etki etmemesi düşünülemezdi tabii.


    Egemen sanat düşüncesine karşı, karşı sanat düşünceleri, karşı sanat düşüncelerine karşı sanat düşünceleri şeklinde bu devran dönmeye devam etti. Sanat –doğal olarak- sınıf savaşımının etkin bir parçasıydı artık.


    Ancak bu mücadelede gözden kaçan bir ayrıntı vardı hep. Kapitalizm, savaşacaksak da benim çöplüğümde savaşalım dedi ve biz bunu kabul ettik. Sanatı –henüz daha kurulurken- toplumsal olandan ayrıştıran kapitalizme karşı çıkışı onların argümanının bozuntuya uğramış haliyle yaptık. Sanatın hayat muhteşem olmadığı için var olduğunu söyledik, sanatın ezilen sınıfın sesi olduğunu söyledik ve bol bol –bu örnekle gerçekten her yerde karşılaşabilirsiniz- sanatın doğası gereği muhalif olduğunu söyledik. Sanat icra eden ile sanat icra etmeyen arasına sürekli sınırlar koyduk. Sürekli toplumsal ve doğal olarak sanatsal olanı üreten ile bu üretimi insanlara gösterenler arasına set çektik. Sanat olgusuna sürekli anlamlar ve misyonlar yüklemeye çalıştık. “Sanatçılar” olarak “sanatçı olmayanlara” sürekli bir şeyler anlattık. Unuttuğumuz şey şuydu: Sanatı üretenin salt sanatçılar değil, o dönemin tarihsel-sınıfsal-toplumsal koşulları olduğu. Yıllardır kaçırdığımız mesele tam olarak bu, Sanat hayat muhteşem olmadığı için oluşmadı, Sanat hayatın ta kendisi, sanat diye bir şey aslında yok!


    Sanat korkakların işi değildir


    Bu cümle ise tam olarak yukarıdaki yazılanları doğrular bir nitelik taşıyor. Sanat korkakların işi değilse kimin işi? Cesurların? Korkusuzların? Dikbaşlıların? Korkaklar neden sanat yapamaz?  Sanatı kim yapar?


    Sanat “profesyonelleştiğinden” beri icracı, seyirci ayrımı oluştu. İracılar sanatı üretenler, izleyiciler ise üretilen sanata maruz kalan kişiler olarak tanımlandı. Tiyatro üzerinden örnek vermek gerekirse özellikle kilise tiyatrosunun gelişmesiyle ve italyan sahne tipinin standart hale gelmesiyle bu ayrım iyice derinleşti. Diğer tüm sanat dalları için de rönesans dönemine kadar gelişmeler benzer şekilde ilerlemiştir.


    Sanatın icracıları ile sanatın izleyicileri arasında bir etken-edilgen mantığı kurmak, sanatın toplumla olan diyalektik bağını gizler.


    Sanat olgusunun “hammadesi” önceki başlıkta da belirtilen dönemin tarihsel-toplumsal-sınıfsal koşullarıdır. Bu koşulları yaratan, o dönemde yaşayan ve toplumsal olanı üreten-yeniden üreten bütün insanlıktır. İcracılar içinde bulundukları toplumdan elde ettikleri verileri bir araya getirir, kendi içinde bulunduğu sınıfa, kültüre göre yorumlar ve birçok farklı şekilde topluma-izleyicilere geri sunarlar. Kendisinin de yaratım sürecinde yer aldığı bu sunuyu izleyen izleyiciler, bu sunuyu kendi içinde bulundukları sınıfa, kültüre göre tekrar yorumlar (çevresine anlatır, üstüne yazılar yazar, oyuncuya domates fırlatır, heykeli kırar vs.) ve toplumsal olanı yeniden üretir. “Her seyirci zaten kendi hikayesinin oyuncusudur; her oyuncu, her eylem insanı da aynı hikayenin seyircisidir”[1] Buradan şunu anlıyoruz, “sanatçı” kavramı sanat profesyonelleştikten sonra ortaya çıkan, yine önceki başlıkta belirtilen sebeplerden ötürü hayattan ayrıksılanan bir kavramdır. Sanatçı, insanın ta kendisidir. Sanat diye bir şey olmadığı gibi sanatçı diye bir şey de “aslında” yoktur.


    E o zaman?


    Sevinç Erbulak da Levent üzümcü de tiyatro ve “sanat” ile uğraşan ve kapitalizm koşullarında bunu yaparak hayatta kalmaya çalışan her insan gibi çok onurludurlar ve sisteme karşı olan mücadelelerinde sonuna kadar haklıdırlar.


    Ancak ve ancak gerçekten şu anki toplumsal düzeni değiştirmeye gönüllü insanlar isek kapitalizmin bize sunduğu kum havuzundan çıkmak gerekir. Üretim çiftliklerinde üretilen “çiftlik sanatı” maalesef sistem dişlilerini yok edecek kudrette değildir. Kapitalizmin iyice derinleşen krizi, kapitalizmin kendi ideal toplumunun şu an kocaman bir çöküntü olması bizi yeni yollar yaratmaya zorluyor. Yeni yolları keşfetmek için önce içinde sıkıştığımız çiftlikten kurtulmamız ve sonsuz okyanusta yol almamız gerekmekte.


    “Bütün bunlar için şunu söylemek mümkün, Farkındayım: Laf, gene laf, hep laf. Hakaret saymam bunu doğrusu (…) artık sözün sözden ibaret olduğunu duymak bir skandal sayılamaz. Ete kemiğe bürünmüş kelamın ve etkin hale getirilmiş seyircinin fantazmalarını kovmak, sözlerin sadece söz ve gösterilerin sadece gösteri olduğunu bilmek, sözlerin ve görüntülerin, hikayelerin ve icraların yaşadığımız dünyada bir şeyleri nasıl değiştirebileceğini daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.”[2]


    [1] Jacques Ranciere, Özgürleşen seyirci, metis yayınları s.22


    [2] Jacques Ranciere, age, s.26

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Kötülüğün sol hali

    16 Mart 2026

    Türkiye’de borç ekonomisi ve kredi kartı kapitalizmi

    15 Mart 2026

    Oğuzhan Müftüoğlu’na kamuoyu önünde sitem

    14 Mart 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Tuncay Yılmaz

    Kötülüğün sol hali

    Ertan Eroğlu

    Türkiye’de borç ekonomisi ve kredi kartı kapitalizmi

    Kemal Kaçaroğlu& Mahir Sayın

    Oğuzhan Müftüoğlu’na kamuoyu önünde sitem

    Erdal Kara

    Rojava hakikatinin ışığında 5 – İktidar Bloku hak vermeye nasıl mecbur bırakılır?

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    M. Ender Öndeş

    Ezber hayatı karşılar mı?

    Ümit Akçay

    Savaş Türkiye ekonomisini nasıl etkileyecek?

    Siyasi Haber

    Tekno-faşizm, ırkçılık ve “IQ genetiği”

    Ertuğrul Kürkçü

    Varlık adı önceler

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen gözaltına alındı

    15 Mart 2026

    Eğitim Sen çalışanlarının TİS görüşmeleri tıkandı: Sosyal-İş’ten “insanca ücret” vurgusu

    13 Mart 2026

    Antalya’da TOKİ şantiyesi işçileri hakları için eylemde

    12 Mart 2026
    KADIN

    Aşırı sağ kadınlara karşı savaş açıyor

    14 Mart 2026

    İran için devrimci Feminist tutum: Otoriterliğe, emperyalizme, Siyonizme ve savaşa hayır!

    12 Mart 2026

    Dilan Karaman raporu tartışma yarattı: Aile “geri çekilsin” dedi, arkadaşları “eksik ve hatalı” buldu

    10 Mart 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.