Haber/Analiz: Ekin Emeksiz
Liseli gençliğin talepleri net: Liseden üniversiteye geçişi sağlayan Parcoursup sisteminin bir baskı sistemi olması sebebiyle kaldırılması, temelde banliyöler olmak üzere eğitim koşullarının düzeltilmesi ve yoksulluk ve güvencesizliğe karşı harekete geçilmesi.
Parcoursup sistemi, lise son sınıf öğrencilerinin yükseköğretim programlarına başvurmasını ve yerleştirilmesini sağlayan sistemdir. Başvurularda hangi dosyanın neden reddedildiğini ya da bekleme listesine alındığını şeffaf bir biçimde dile getirmemesi, liselerin başarı hiyerarşisine göre eşitsiz bir giriş sağlaması ve banliyölerdeki, yani varoşlardaki gençliği dezavantajlı kılması sebebiyle tartışma noktası.
Eğitim koşullarına dair talepler de sınıflardaki kalabalık öğrenci sayısından, öğretmen açığından ve altyapı eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu durum elbette temel olarak yoksul bölgelerde bulunan liselerin durumunu gözler önüne seriyor. Özellikle banliyölerdeki liselerde binaların bakımsızlığı, rutubet içinde olması, kışın kalorifer yanmaması, yazın ise aşırı sıcaktan ders işlenemez hale gelmesi temel şikâyet konusu.
Taleplerin politik içeriği
Sahada taleplerin politik bir zeminle buluştuğu ve iktidar karşıtı, hatta devlet ve kapitalizm karşıtı bir boyut aldığı görülüyor. Söylemler ve sloganlar son derece sistemsel ve politik eleştiriler barındırmaktadır. Öğrenciler ana akım siyaseti, yükselen faşizmi ve kendilerini vatansever tanımlayan yetkilileri teşhir edercesine söylemlerini ve eylemlerini kuruyor.
Ayaklanmanın taleplerinin sahadaki politik karşılığının en önemli ayağını, seçkinciliğe, yani elitizme karşı mücadele oluşturmaktadır. Bu, bir nevi cumhuriyetçilik ideali ve Fransa’daki güncel ve gündelik yaşamın gerçekliği arasındaki gerilimden kaynaklanmaktadır. Şu an Fransa’nın en prestijli eğitim kurumları, entelektüel elitleri yetiştirmek üzere kurulmuş ve hâlâ buna hizmet eden kurumlar. Bunların içinde Sciences Po, ENS ya da École Polytechnique’i sayabiliriz. Bu okulların mezunları doğrudan devletin kilit kadrolarına ya da küresel şirketlerin üst yönetimine atanmaktadır.
Bu seçkinci yaklaşım, eğitim sürecinin başlarından itibaren kendini göstermektedir. Hazırlık sınıfları ya da prestijli üniversitelere giriş sınavları çok yoğun bir rekabete dayanmaktadır. Bu rekabet, doğası gereği sosyal adaletsizliği körükler.
Bir diğer gençlik örgütü Jeunes Communistes’in aktardığına göre, toplumsal ayrıştırma daha ortaokul üçüncü sınıfta başlıyor11. Parcoursup üzerinden yapılan elemenin yarattığı stres, genç kuşağı vuran geleceksizlik ve tıkanmışlığın tam bir özeti olarak ele alınıyor. Dile getirildiği üzere bu eleme sistemi, iki vitesli bir eğitim modelini meşrulaştırıyor: Bir yanda zorluklar ve güçlüklerin biriktiği, öğretmenlerin ve eğitim emekçilerinin binbir güçlükle ayakta tuttuğu okullar; diğer yanda ise en prestijli yükseköğrenim kapılarını aralayan fakat gençlerin çoğunluğu için ulaşılamaz olan özel büyük okullar (grandes écoles).
Bugünkü talepler de bu zemine ve ikircikliğin ifşa edilmesine oturmaktadır. Siyasetçilerin yüksek siyasetine karşı gençlik, meseleyi en temele, en sistemsel boyuta indirmekte, bahsi buradan açmaktadır. Bu sebeple ayaklanmanın en güçlü yanı, fırsat eşitsizliğini merkeze koyması ve seçkinciliği yıkmayı hedeflemesi. Hareketin en temel yanı ise gerçek anlamda aşağıdan yükselmesidir.
İşgaller, ablukalar ve sahadaki gerçeklik
La Révolution Permanente üyesi üniversite öğrencisi Philomene Rozan’ın aktardığına göre, Paris’te Sophie Germain gibi liseler «Genciz, kararlıyız, devrimciyiz!» sloganıyla işgal edildi2. Vitry’de ise farklı liselerden öğrenciler belediye binası önünde «Orduya değil, liselere bütçe!» talebini haykırdı.
Bu kapsamda söz alan son sınıf öğrencisi bir genç şunları söylüyor:
«Hiçbir geleceğimiz yok. Gelecekten bahsedeceksek, kaldırılması gereken Parcoursup’ten bahsetmemiz gerek. Aşırı yoğun ders programlarımız var, sabah 8’den akşam 18.30’a kadar okuldayız, yemek yemeye bile vaktimiz kalmıyor.»
Bir başka öğrenci şunu dile getiriyor:
«Hepimizin kavgası aynı. Sabah 8’den akşam 18’e kadar dersteyiz, bir yandan çalışan öğrenciler var, akşam eve 11’de dönüyoruz, sabah kalkıp yorgun argın geliyoruz. Bu yüzden sizin gücünüze de ihtiyacımız var, bu ortak kavgamız.»
Yapılan ortaklık ve dayanışma söylemlerinin sahada bulduğu karşılık, ayaklanmanın örgütlülüğü hakkında çok şey söylemektedir.
P. Rozan’a göre bu ölçekte bir gençlik hareketi tarihsel bir nitelik taşımaktadır. Aşırı sağın yükselişi ve kamu borcunu en güvencesiz kesimlere ödetmeyi hedefleyen sert kemer sıkma bütçesi tehdidi karşısında, gençliğin bu başkaldırısının tüm emekçilere ve gençlere moral aşılaması gerektiğini belirtiyor.
Rozan, bu moralin; “Macron’dan intikamımızı almak, düşük ücretler ve enflasyonla mücadele etmek, ayrıca emeklilik reformu gibi zorla geçirdiği saldırıları geri püskürtmek için gerekli olduğunu” vurguluyor.
La Révolution Permanente temsilcisine göre bu süreç; içinde yaşadığımız toplumsal düzeni enine boyuna tartışmak ve toplumu yeniden düşünmek için bir fırsattır. Bunun için meclisleri ve hareketin koordinasyonunu sürdürmek; hareketin bölünmesini ya da baskılarla dağıtılmasını önleyerek mücadelenin gidişatına ve taleplere özgürce karar vermek gerekir.
1- https://www.jeunes-communistes.fr/actualites/le-6-octobre-faisons-entendre-nos-revendications
