Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Rejimin ‘kültür savaşı’ davetiyesi – gönderene iade

    1 Ekim 2026

    İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği’nden T24’ün internet ve sosyal medya hesaplarına kapatma kararı

    30 Eylül 2026

    Hayvan hakları savunucuları ve avukatlardan uluslararası başvuru kararı

    30 Eylül 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Öfkenin filozofu Fanon -4- Devrimci sınıf ya da devrimci özneye bakışı

      27 Eylül 2026

      Öfkenin filozofu Fanon -3- İçindeki köleyi öldürmek

      26 Eylül 2026

      Şimdi ne olacak? Berlin seçimlerinden sonra birkaç not ve Sahra Wagenknecht

      25 Eylül 2026

      Öfkenin filozofu Fanon -2- Efendi-köle diyalektiği

      25 Eylül 2026

      Öfkenin filozofu Fanon -1- Öfkeyi hatırlamak

      24 Eylül 2026
    • Seçtiklerimiz

      Rejimin ‘kültür savaşı’ davetiyesi – gönderene iade

      1 Ekim 2026

      14 maddede faşizm: Umberto Eco

      29 Eylül 2026

      “Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim”

      21 Eylül 2026

      COP31’e doğru: Antroposen, kapitalosen ve ekolojik emperyalizm

      20 Eylül 2026

      Bunun adı cadı avı

      17 Eylül 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      DEM Partili Özgül Saki: “Hiçbir toplumsal kesim güvende değil”

      22 Eylül 2026

      NAZA’nın yönetmenleri: Gazze’de yaşananlara dair hâlâ büyük bir inkâr söz konusu

      14 Eylül 2026

      Tülay Hatimoğulları: Garanti aramanın yolu süreci dönülmez hâle getirmek

      17 Ağustos 2026

      Dr. Toros Korkmaz: “Çerçeve yasa çözüm için hukuksal zemin oluşturabilir”

      6 Ağustos 2026

      Eski FARC komutanı Lida Ortiz: “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, silah bırakmaktan çok daha zor”

      20 Temmuz 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Rejimin ‘kültür savaşı’ davetiyesi – gönderene iade

    Rejimin ‘kültür savaşı’ davetiyesi – gönderene iade

    ERTUĞRUL KÜRKÇÜ Yeni Yaşam için yazdı: [Polonya ve Macaristan'da] muhalefet "kültür savaşı” ilanını kabul etmeyerek ve mukabil bir kültür savaşına girişmeyerek; buna karşılık iktidar ve muhalefet arasında anlaşılabilir ve göreli olmayan ayrım çizgileri çekerek, farklılıklarını yöneterek ve iktidar karşısında yarılmaya karşı dayanıklı kılarak, birbirlerine karşı aday çıkarmayarak ve herkesin birbirinin hakkı için mücadele edebileceği bir karşılıklı empati zemini oluşturarak demokratik bir dönüşüm için asgari şart olan otokratik rejimleri alaşağı etmeyi başardı.
    Ertuğrul Kürkçü1 Ekim 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Neydi o günler! 2000’lerin başı AKP’si Türkiye’nin geleneksel kültürel ve politik kutuplaşmalarının içinden bodoslama geçiyor; bizzat genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından “Eşcinsellerin de kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde yasal güvence altına alınması[nın] şart [olduğunu]” ilan ediyordu. Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, şarap üretiminin önemini ve değerini şarapçılara bizzat ifade eden bir ekspertiz edasıyla övünüyordu: “Ben bu nesnenin her şeyini bilirim, bir tek tadını bilmem.” 2006 Başbakanlık genelgesi, şiddet mağduru kadınları, çocukları ve töre riskini taşıyan bireyleri korumayı ve kamuda (“şiddete sıfır tolerans”) koordinasyon sağlamayı bir kamu görevi haline getiriyordu; nihayetinde Türkiye, 2011 İstanbul Sözleşmesi’ne taraf olarak, kadınların hak ve özgürlüklerine “toplumsal cinsiyet” kavramı çerçevesinde yaklaşan uluslararası standardın belirlenmesine ev sahipliği yapıyordu.

    Üremeye özgülenmemiş her davranış ‘aileye düşmanlık’

    Şimdi, “2025 Aile Yılı”nı geride bıraktık, “2026-2035 Aile ve Nüfus On Yılı”ndayız, Türk polisi “kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde” LGBTİ+’ları şafak operasyonlarıyla gözaltına alıyor; polis İHA’ları parklar ve sahillerde “şarabın tadını bilmek” ile ilgilenenleri havadan denetliyor; okullar, camiler, medya, yargı, polis, dört koldan seferber, herkesi eve döndürüp, üremeye özgülenmemiş her davranışı “aileye düşmanlık” olarak kategorize etmek, böyle yapmayanları kınamak, azarlamak, dışlamak, cezalandırmak ve “rezil etmek”le meşgul.

    Her sabah sıra sıra plastik kelepçeli sinema oyuncuları, şarkıcılar, türkücüler, influencerlar, bahisçiler, youtuberlar kafalarından bastırılarak KOM polisleri eşliğinde tek sıra hakim önünde: kıl, tüy, kan, idrar kontrolünde, uyuşturucu kullanmışlar mı, kullanmamışlar mı bakılıyor. Kullanmış ya da kullanmamış olsa bir şey değişmiyor; gene eve gönderiliyorlar ama artık “gözden düşürülmüş” olarak. TRT dizilerine çıkmaları; “ünlü” olarak fikirlerinin sorulması söz konusu olmayacak bundan böyle.

    Elbette sosyal medya operasyonları bir genel muharebe alanı, “onu dedin, bunu dedin”, “oranı gösterdin buranı gösterdin”, “Cumhurbaşkanına laf soktun” derken, yaygın medyadan tekme tokat kovulmuş ama dijital medyada hakikaten kendilerinin olan izleyicilerine ulaşmış “bağımsız haberciler” de “devriye”ye takılıyor. Takılmasalar ne fark eder: AKP’nin ihbar hattı CİMER var. Gönüllü devriyelerin fantezi dünyalarında yarattıkları suçlar ve kabahatler üzerinden yaptıkları her ihbar Cumhuriyet savcıları için bir emir: “Alın getirin!” Ardından, oranın jandarmasının, buranın polis karakolunun hoşuna gitmeyen dijital içeriklerin yasaklama listelerini ikiletmeyen nöbetçi hâkimlik kararları ve tükenmeyen bir sansür, yasaklama çevrimi.

    Kültür savaşları

    AKP liberallerle ittifakına son vereli bir 15 yıl oluyor, 15-20 Temmuz 2016 darbesinin üzerinden 10 yıl geçti, Erdoğan, kültür savaşının hücum borusunu 2017’de çaldı: “Siyasi olarak iktidar olmak başka bir şeydir. Sosyal ve kültürel iktidar ise başka bir şeydir. Biz 14 yıldır kesintisiz iktidarız. Ama hâlâ sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var.” dediği günden beri, rejimin hegemonyası altına alamadığı toplumun metropollerde ve Kürdistan’da iki kanadıyla açık bir çatışma halinde olduğuna kuşku yok. Ancak son iki yıldır bu “kültür savaşı” gündelik bir rutin hâline geldi; polis ve yargı kıskacında devam ediyor. Başlangıç hamlelerinin hedefi bu iki blokun en eksantrik kesimleri olsa da, gözaltılar ve medya teşhiriyle harekete geçen uyaranlar, çok daha geniş kesimlerin tehdit algısını harekete geçirerek toplumsal uzamda dalgalanıyor. Bu zamanlamanın “Kürt Sorunu”nda çatışmanın sonlandırılmasına yönelik sürecin öne çıkmasıyla dolaysız bir bağı var. Çatışmanın son bulması, Türkiye müesses siyasetinde onlarca yıldır işleyen en güçlü kutuplaştırma eksenlerinden birini zayıflatıyor. Devlet bir yandan Kürt hareketiyle çatışmasızlığın koşullarını arıyor; dün “terörist” diye tanımladığı aktörlerle konuşabilmek için kendi güvenlik pratiğinin sınırlarını esnetiyor, dost-düşman tanımını yeniliyor ama bunun bir bedeli var: Toplumu iktidarın çevresinde tutan güvenlik-özgürlük geriliminin “terörizmle mücadele” ekseninde kurulmasından sağlanan siyasal getiri kaynağını kurutuyor.

    Rejim buna şimdi gerilla mücadelesinin asabiyesi ile Özgürlük Hareketi’nin çekim alanına girmiş ya da tarafsızlaşmış olan Kürt toplumunun muhafazakâr kesimlerini, aile, ahlak, cinsellik, din, yaşam tarzı gerilimleri üzerinden yeni sivil yürüyüşten uzak tutacak bir kültür savaşı hamlesiyle yanıt vermeyi umuyor.

    İktidar Türk toplumunun ırkçı, gerici muhafazakâr kesimlerinin silahlı Kürt hareketine karşı AKP etrafında yığılması olanağının nispeten zayıfladığı bir dönemde Türkler kadar Kürtlerin de muhafazakâr kesimlerini bir kültür savaşı ilan ederek yeni bir toplumsal kutuplaştırma ve saflaştırma ekseninde bir arada tutmayı umuyor

    Bu yeni düzenleme olanağı gelenekçi-muhafazakâr toplum kesimleriyle iktidar arasında bir mütareke zemini sağlarken; iktidara çoğulcu-demokratik taleplerle meydan okuyan toplumsal muhalefetin sosyal ve iktisadi saiklerle bir araya gelebileceği muhafazakâr kesimlerle arasına bir “yangın duvarı” inşası için çaba gösteriyor.

    Adına “kültür savaşı” denen şey bir Türk ve Müslüman icadı değil: Ama eski çağlardan beri, hangi din ve milliyetten olursa olsun, egemenlerin kendilerini aşağıdan tehdit eden güçlerin toplumsal onay edinmesini önlemek üzere “biz” ve “onlar” ayrımını manipüle etmeye yönelik iktidar pratiklerinin modern koşullarda devamından ibaret. Kriz anlarında toplumun rızasını elde tutabilmek için çoğunluğu zor sorulara verilen basit cevaplarla avutmaya yönelik önyargıların hakikatle ikamesi; gerçek maddi ve siyasal çatışmaların ahlak, kimlik, din, aile, cinsellik, eğitim, ulusal aidiyet ve yaşam tarzı üzerinden yeniden düzenlenmesi son yüz yıldır kültür savaşı diye yutturulmaya çalışılıyor. Kavram özellikle ABD siyasetinde yerleşmiş olsa da son on yılda Avrupa’dan Latin Amerika’ya, Türkiye’den Rusya’ya kadar farklı biçimlere büründü. Doğrusu, kültürel çatışmalar uydurulmuş şeyler değildir: Kadın bedeni, kadınların eşitliği, kürtaj, LGBTİ+ hakları, dinin hayattaki rolü, göç, ırkçılık, eğitim gibi pek çok konudaki gerçek çıkar ve değer çatışmaları suni sayılamaz. Ama “kültür savaşı” bunların var olmasıyla değil, bu çatışma ya da gerilim eksenlerinden birinin veya birkaçının toplumdaki bütün diğer ayrımları yeniden saflaştıracak ana eksen haline getirilmesiyle özelleştirilmiş bir siyasal işlemdir: Bu işlemden geçirildikleri nispette, işçiler kendilerini sömüren patronlarıyla, yoksullar sosyal hayatta yanlarına yaklaşamadıkları varlıklılarla, “bizim hayat tarzımız”, “bizim değerlerimiz” adına aynı siyasal kampta saflaşırken, gerçek toplumsal ve iktisadi çıkarlarının gerçekleşmesi birlikte hareket etmelerine bağlı topluluklar, kürtaj, LGBTİ+, göçmenler, din veya mezhep üzerinden karşıt kamplara ayrılabilirler.

    Polonya ve Macaristan’da kültür savaşı nasıl boşa çıkarıldı?

    Son on yılda Polonya ve Macaristan, Türkiye’deki “illiberal” dostları gibi, iktidar blokunun çevresine ezilenlerin rızasını yığmak için siyasal mücadelede “biz”i aile, Katoliklik, kürtaj karşıtlığı, LGBTİ+ karşıtlığı, ulusal kimlik ve “geleneksel değerler” eksenine yerleştirirken, “onları” metropoller, eğitimliler, dinsizlere havale etti.

    Her iki örnekte de muhalefet, uzunca bir süreye yayılan bir gelişme sürecinde, “kültür savaşı” ilanını kabul etmeyerek ve mukabil bir kültür savaşına girişmeyerek; buna karşılık iktidar ve muhalefet arasında anlaşılabilir ve göreli olmayan ayrım çizgileri çekerek, farklılıklarını yöneterek ve iktidar karşısında yarılmaya karşı dayanıklı kılarak, birbirlerine karşı aday çıkarmayarak ve herkesin birbirinin hakkı için mücadele edebileceği bir karşılıklı empati zemini oluşturarak demokratik bir dönüşüm için asgari şart olan otokratik rejimleri alaşağı etmeyi başardılar. Elbette, Avrupa Birliği üyeleri olmaları, otokratların zor kullanma kapasitesini Türkiye’ye kıyasla daha çok sınırlayarak bu ilerleme yolunu tamamen bir ütopya olmaktan çıkardı. Ancak örnekler de zaten iktidarın kültür savaşı tuzağına dair bir uyarı olmaktan fazlasını ima etmiyor.

    ‘Barış’ mücadelesi toplumsal özgürlük üzerinde yükselecek

    Bununla birlikte, muhalefetin iktidarın kültür savaşı gündemini kabul etmemesiyle toplumsal mücadeleye kendi gündemiyle dahil olması arasında bir Çin Seddi yok. “Barış”ın üçüncü kutbun gündeminde merkezi bir rol oynaması, kültür savaşının nesnesi haline getirilmiş kesimlerin uğradıkları hak ihlalleri karşısında “en az direniş” hattında durmasını gerektirmez. Tersine, bu ihlallerin mağdurlarının bu toplumun eşit haklı üyeleri olarak doğuştan sahip oldukları zulümden korunma, adil yargılanma, ayrımcılıktan esirgenme hakkının savunulması, çatışmasızlığın barışa ulaşmasının biricik imkanı olan toplumsal özgürlüğün vazgeçilmez niteliğidir.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    14 maddede faşizm: Umberto Eco

    29 Eylül 2026

    “Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim”

    21 Eylül 2026

    COP31’e doğru: Antroposen, kapitalosen ve ekolojik emperyalizm

    20 Eylül 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Volkan Yaraşır

    Öfkenin filozofu Fanon -4- Devrimci sınıf ya da devrimci özneye bakışı

    Volkan Yaraşır

    Öfkenin filozofu Fanon -3- İçindeki köleyi öldürmek

    İsa Can Artar

    Şimdi ne olacak? Berlin seçimlerinden sonra birkaç not ve Sahra Wagenknecht

    Volkan Yaraşır

    Öfkenin filozofu Fanon -2- Efendi-köle diyalektiği

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Ertuğrul Kürkçü

    Rejimin ‘kültür savaşı’ davetiyesi – gönderene iade

    Volkan Yaraşır

    14 maddede faşizm: Umberto Eco

    Ercüment Çervatoğlu

    “Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim”

    Ümit Akçay

    COP31’e doğru: Antroposen, kapitalosen ve ekolojik emperyalizm

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    İSİG Meclisi Ağustos 2026 raporunu açıkladı: Bir ayda 226 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi

    29 Eylül 2026

    Zonguldak TTK’de iş cinayeti: Kömür silosuna düşen maden işçisi Ufuk Demir yaşamını yitirdi

    29 Eylül 2026

    Cizre’de iş cinayeti: Temizlik işçisi hayatını kaybetti

    28 Eylül 2026
    KADIN

    Süresiz nafaka iptal edildi, mağduriyet kapıda

    30 Eylül 2026

    Erkekler kadın cinayetleri ve şiddete karşı yürüyecek

    28 Eylül 2026

    Bir günde 2 kadın katledildi

    25 Eylül 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.