Derleyen: Mehmet Murat Yıldırım
Türkiye’de son günlerde cemaatlere yönelik iki operasyon peş peşe geldi.
13 Ağustos’ta kamuoyunda Süleymancılar olarak bilinen yapılanmaya yönelik 17 ilde operasyon düzenlendi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturması kapsamında aralarında cemaatin lideri Alihan Kuriş’in de bulunduğu 49 kişi hakkında gözaltı kararı verildi, 30 kişi gözaltına alındı. Soruşturmanın merkezinde örgütlü mali suç, para hareketleri ve şirketler üzerinden gerçekleştirildiği öne sürülen usulsüzlükler bulunuyor. Kuriş’in de aralarında olduğu 32 kişi daha sonra tutuklandı.
Süleymancılar operasyonundan altı gün sonra bu kez Furkan Vakfı’na yönelik operasyon gerçekleştirildi.
Adana merkezli altı ilde düzenlenen operasyonda Furkan Vakfı Kurucu Başkanı Alparslan Kuytul, eşi Semra Kuytul ve çok sayıda vakıf mensubu gözaltına alındı. Adalet Bakanı Akın Gürlek, soruşturma kapsamında beş şirkete yönetim kayyumu atandığını ve 349 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı.
İki operasyonun ortak noktası yalnızca hedef alınan yapıların cemaatler olması değil. Soruşturmaların ekonomik faaliyetlere, şirketlere ve geniş örgütlenme ağlarına uzanması da dikkat çekiyor.
Önce Süleymancılar, ardından Furkan
Süleymancılar soruşturması kapsamında 17 ilde 123 adreste arama ve el koyma tedbirleri uygulandı. Soruşturmanın mali boyutunda şirketler ve para hareketleri de incelemeye alındı.
Türkiye’nin en geniş cemaat ağlarından biri olan Süleymancılar, özellikle öğrenci yurtları ve eğitim faaliyetleri üzerinden uzun yıllardır geniş bir toplumsal tabana sahip.
Operasyonun ardından cemaatin lideri Alihan Kuriş’in tutuklanması, yapılanmanın geleceğine ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi.
Ancak Süleymancılar operasyonunun ardından yaşanan bir başka gelişme, olayın siyasi boyutunu daha görünür hale getirdi.
Furkan Vakfı kurucusu Alparslan Kuytul, Süleymancılar’a yönelik operasyona ilişkin eleştirilerde bulundu. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı Oktay Saral, Kuytul’a yönelik “Senin de suyun yeterince ısındı, sıra sana da gelecek” ifadelerini kullandı. Saral’ın bu paylaşımı daha sonra silindi.
Ertesi gün Furkan Vakfı’na operasyon düzenlendi.
Bu gelişmeler arasında doğrudan bir talimat ilişkisi bulunduğunu gösteren kamuoyuna açıklanmış bir delil bulunmuyor. Ancak Saral’ın açıklaması ile operasyonun zamanlaması, iktidarın Kuytul’a yönelik tutumunun yeniden tartışılmasına neden oldu.
Kuytul’un Erdoğan ve AKP ile kavgası
Alparslan Kuytul ile AKP iktidarı arasındaki gerilim de yeni değil.
Kuytul, özellikle Suriye politikası ve 2018’deki Afrin operasyonu konusunda Erdoğan hükümetini sert biçimde eleştirdi. Bu açıklamalarının ardından 2018’de tutuklandı. Sonraki yıllarda da Erdoğan ve AKP yönetimine yönelik eleştirilerini sürdürdü.
Kuytul, Erdoğan’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Selahattin Demirtaş kararına ilişkin açıklamalarını da eleştiren değerlendirmeler yaptı. (Furkan Haber)
Ancak Kuytul’un AKP karşıtı açıklamaları, Furkan Vakfı’nın demokratik veya ilerici bir siyasi yapı olduğu anlamına gelmiyor.
Furkan çevresindeki örgütlenme de diğer cemaatler gibi kapalı, hiyerarşik ve dini otoriteye dayalı bir yapı olarak faaliyet gösteriyor. Bu yapıların ekonomik güçleri, toplumsal etkileri ve kendi tabanları üzerindeki örgütsel denetimleri ayrı bir eleştiri konusu.
Tartışmanın konusu, Erdoğan yönetiminin bu yapılarla yaşadığı siyasi çatışmayı hangi araçlarla yürüttüğü.
Cemaatlerin sermayesi ve kitleleri
Türkiye’de cemaatler yalnızca dini gruplar olarak faaliyet göstermiyor.
Vakıflar, dernekler, öğrenci yurtları, eğitim faaliyetleri, yardım ağları ve şirketler üzerinden geniş ekonomik ve toplumsal ilişkiler kuruyorlar.
Bu nedenle cemaat yöneticilerine yönelik operasyonlar, aynı zamanda bu yapıların ekonomik kaynaklarını ve örgütlü kitlelerini de etkiliyor.
Furkan Vakfı soruşturmasında beş şirkete kayyum atanması, bu açıdan dikkat çekici bir gelişme. Süleymancılar soruşturmasında da şirketler ve mali hareketlerin dosyanın önemli başlıkları arasında bulunması, operasyonların ekonomik boyutunu ortaya koyuyor.
Bu durum, cemaatlere yönelik operasyonların yalnızca yöneticilerin yargılanmasıyla sınırlı kalmadığını, yapıların ekonomik ve örgütsel kapasitesine de müdahale edildiğini gösteriyor.
Erdoğan’ın cemaatlerle ilişkisi
AKP’nin cemaatlerle ilişkisi, Erdoğan iktidarının kuruluşundan bu yana Türkiye siyasetinin en önemli başlıklarından biri oldu.
AKP’nin ilk döneminde özellikle Fethullah Gülen yapılanmasıyla kurulan ittifak, 17-25 Aralık 2013 sonrasında çatışmaya dönüştü. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ise Gülen yapılanmasına karşı kapsamlı bir tasfiye süreci başlatıldı.
Cemaatlerin devlet içerisindeki ve toplumdaki etkisinin sınırlandırılması söylemi güçlenirken, iktidarın farklı cemaat ve tarikatlarla ilişkisi ise sona ermedi.
Bugünkü operasyonlar bu nedenle yeni bir soruyu gündeme getiriyor: Erdoğan yönetimi cemaatlerin tamamıyla mı mücadele ediyor, yoksa kendisinden bağımsız hareket eden cemaat ağlarını mı yeniden dizayn ediyor?
Erdoğan ve AKP cemaatlerin kitle ve sermayelerini kendi kontrolüne mi almak istiyor? Muhtemel.
Son iki operasyonun zamanlaması ve hedef alınan yapıların AKP ile yaşadığı siyasi gerilim, bu soruyu daha görünür hale getiriyor.
Muhalefete destek ihtimali
Tartışmanın bir başka boyutunu ise cemaatlerin sahip olduğu örgütlü kitlelerin gelecekteki siyasi tercihleri oluşturuyor.
Türkiye’de geniş toplumsal tabana sahip cemaatler, seçim dönemlerinde siyasi partiler açısından önemli bir güç haline gelebiliyor.
Bu nedenle iktidar açısından mesele yalnızca bugünkü cemaat ilişkileri olmayabilir.
Özellikle merkez sağ ve sistem siyasetinde yeni siyasi arayışların güç kazanması halinde, örgütlü dini yapıların bu partilerle veya yeni oluşumlarla ilişki kurması ihtimali de siyasi hesapların parçası haline gelebilir.
Bu noktada Yeni Parti veya İYİ Parti gibi aktörlere olası cemaat desteği üzerinden yapılan değerlendirmeler dikkat çekiyor.
“Yargı sopası” mı?
Süleymancılar ve Furkan Vakfı hakkında yürütülen soruşturmaların hukuki sonuçları henüz kesinleşmiş değil. Dosyalardaki suçlamaların doğruluğu mahkemelerin vereceği kararlarla belirlenecek.
Ancak operasyonların ardından “yargı sopası” tartışması yeniden gündeme geldi.
Erdoğan döneminde yargının siyasi iktidarla çatışan kişi ve gruplar üzerinde baskı aracı olarak kullanıldığı eleştirileri, özellikle 2016 sonrasındaki süreçte sıkça dile getirildi.
Şimdi benzer tartışma bu cemaatler üzerinden yaşanıyor.
Cemaatlerin kapalı ve otoriter örgütlenmeleri eleştirilebilir. Ekonomik faaliyetleri denetlenebilir, suç işlediği iddia edilen yöneticileri soruşturulabilir. Eleştirilmeli, denetlenmeli ve soruşturulmalıdır.
Ancak aynı yargı mekanizmasının siyasi iktidarın kendisine yakın olmayan toplumsal güç merkezlerini etkisizleştirmek için kullanıldığı yönündeki iddialar da demokratik hukuk devleti açısından ayrıca değerlendirilmek zorunda.
Son gelişmeler, AKP’nin cemaat politikasının yeni bir aşamaya girip girmediği sorusunu gündeme getiriyor.
Süleymancılar ve Furkan Vakfı operasyonlarının ardından gözler soruşturmaların genişleyip genişlemeyeceğine, ekonomik yapılara yönelik müdahalelerin nasıl sonuçlanacağına ve başka cemaat ağlarının da benzer operasyonların hedefi olup olmayacağına çevrildi.
Önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak tablo, Erdoğan ve AKP iktidarının cemaatlerle ilişkisini de daha net gösterecek:
Cemaatlerin kapalı ve ekonomik olarak güçlü yapıları mı tasfiye ediliyor, yoksa Erdoğan’ın siyasi alanı dışında kalan güç merkezleri yargı sopasıyla yeniden mi dizayn ediliyor?
