BERN–İsviçre’nin oy oranı en yüksek partisi SVP’nin (İsviçre Halk Partisi) sunduğu ve ülke nüfusunun 2050’ye kadar 10 milyonu aşmasını engellemeyi amaçlayan ‘Sürdürülebilir Nüfus Gelişimi’ inisiyatifi, referanduma sayılı günler kala toplumun tüm dinamiklerini harekete geçirdi. PangeaKolektif, Unia, BastA!, SYKP, ESU, ADHK ve Bern Kürt Kültür Derneği gibi kurumlar, bu girişime karşı harekete geçerek ‘İnsanca bir yaşam ve onurlu bir gelecek’ vurgusu yaptı.
BastA! Genel Sekreteri Franziska Stier: ‘Korku değil, dayanışma faşizmi engeller’
Basel merkezli sol parti BastA!, sağ popülizmin yarattığı korku iklimine karşı radikal bir reddediş örgütlüyor. BastA! Genel Sekreteri Franziska Stier, inisiyatifin yarattığı tartışma ortamına dair çok kritik bir uyarıda bulunuyor. Stier, sadece sağın değil, karşı kampanyaların da ‘korku’ üzerinden yürütülmesinin tehlikelerine dikkat çekirek şunları söyledi, “SVP, kampanyalarını kazanmak için korkuyu körüklüyor. Ancak büyük karşı komiteler de inisiyatifi kabul etme korkusunu körüklüyor. Biz ise pozitif mesajlar vermeye çalışıyoruz; çünkü kolektif korku, her zaman faşizm için uygun bir zemin hazırlar. Toplumun faşistleşmesine karşı gerçekten yardımcı olacak olan şey; korku değil, toplumsallık, güven ve dayanışmadır.”
Stier, pastanın herkese yetecek kadar büyük olduğunu, asıl meselenin bu pastayı kimlerin gasp ettiği ve nasıl adaletsiz dağıttığı olduğunu vurgulayarak, 14 Haziran’da halkı ‘dışlanma yerine birlikteliği’ seçmeye davet etti.
SYKP İsviçre: ‘Irkçılık, göçmen emeği üzerindeki sömürüyü meşrulaştırıyor’
Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) İsviçre Temsilciliği, tartışmayı hem kurumsal ırkçılık hem de göçmen emeğinin sömürüsü düzleminde genişleterek ele alıyor. SYKP, göçmenlerin İsviçre refahının ve ekonomisinin en temel direği olduğunu hatırlatarak, inisiyatifi doğrudan sınıf birliğini hedef alan bir saldırı olarak tanımladı:
“SVP’nin bu hamlesi, göçmenleri toplumun ‘sorunu’ gibi göstererek, onları daha güvencesiz ve daha ucuza çalıştırılmaya mahkûm etme girişimidir. İsviçre egemenleri, kendi yarattıkları ekonomik krizlerin faturasını göçmenlere keserek ırkçılığı bir yönetim biçimi haline getiriyor. Göç, kapitalist sistemin yarattığı savaşların ve yıkımların bir sonucudur. Bu ırkçı saldırıya karşı durmak, sadece göçmenleri değil, tüm işçi sınıfının kazanılmış haklarını savunmaktır. Irkçılık, emeğin bölünmesine yarayan bir silahtır; biz bu silahı dayanışma ile kıracağız.”
ADHK: ‘İsviçre burjuvazisi kendi suçunu görünmez kılıyor’
Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu (ADHK) Dönem Sözcüsü Tuncay Özdemir, Gazete Patika’da yayımlanan yazısında, inisiyatifin teknik bir nüfus meselesi değil, açık bir ideolojik müdahale olduğunu savundu. Özdemir, İsviçre burjuvazisinin konut krizini ve sosyal yıkımları göçmenlerin üzerine yıkarak kendini aklamaya çalıştığını belirterek, “Konutun bir yatırım aracına dönüştürülmesi ve kamu bütçesinin sosyal haklar yerine askeri harcamalara ayrılması asıl sorundur. İsviçreli burjuva sınıflar ve onların siyasal temsilcileri SVP’nin bu girişimi, tüm bu sorunların gerçek kaynağını gizlemeyi amaçlıyor. Ayrıca, nüfusun büyük bir kısmını oluşturan göçmenlerin, kendi hayatlarını ilgilendiren bu oylamada temsil hakkından mahrum bırakılması demokratik bir garabettir. Bu, çoğunluk iradesinin azınlık haklarını gasp etmek için kullanılmasıdır” dedi.
Unia: ‘Mevsimlik İşçi köleliğine ve tecride dönüşe İzin vermeyeceğiz’
İsviçre’nin en büyük sendikası Unia ise inisiyatifi bir ‘Kaos İnisiyatifi’ olarak tanımladı. Unia Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Emine Sariaslan ve İlgi Grupları Sorumlusu Hilmi Gashi, bu girişimin İsviçre’yi insanların ailelerinden koparıldığı karanlık ‘mevsimlik işçi statüsü’ (Saisonnierstatut) dönemine geri götürmeyi hedeflediğini belirterek, ‘Bu sadece göçmenlere değil, tüm çalışanların haklarına saldırıdır. Ücretlerde, emeklilik haklarında ve bakım hizmetlerinde kaos yaratacak bu ırkçı geleneği 14 Haziran’da durdurmalıyız’ çağrısında bulundu.
Bern Kürt Kültür Derneği: ‘İhtiyacımız olan korku değil, adil sosyal politikalardır’
Sürece dair bir açıklama da Bern Kürt Kültür Derneği’nden geldi. Dernek, çatışma dili yerine birlikte yaşamı ve demokratik diyaloğu savunduklarını belirterek, toplumdaki konut ve ulaşım gibi kaygıların çözümünün göçmenleri hedef göstermek olmadığını vurguladı:
“Kürtler, Türkler ve diğer göçmen grupları yıllardır bu ülkede çalışıyor, vergi ödüyor ve sosyal hizmetlerde önemli katkılar sunuyor. İnsanların korkularını büyütmek yerine entegrasyonu güçlendiren, belediyelerin yükünü hafifleten ve insan onurunu merkeze alan adil bir yaklaşıma ihtiyaç var. İsviçre’nin gücü farklı kültürlerin bir arada yaşayabilme deneyimidir. Dışlayıcı değil, birleştirici bir dilin güçlendirilmesi toplumsal barış için elzemdir. İnsanları korku üzerinden karşı karşıya getiren söylemler uzun vadede toplumsal barışa zarar verecektir.”
Avrupa Süryaniler Birliği (ESU): ‘Irkçılığa karşı her zaman hareket edeceğiz’
Avrupa Süryaniler Birliği (ESU), İsviçre’deki Süryani toplumunun da bu dışlayıcı politikalara karşı net tavır aldığını bildirdi. ESU, Süryanilerin uzun yıllardır İsviçre’de yaşayan göçmen bir toplum olduğunu hatırlatarak şunları kaydetti:
“Süryaniler de bu sürecin bir parçasıdır ve her türlü ırkçılığa karşıdırlar. Bizler her zaman bu tür ayrımcı politikalara karşı hareket edeceğiz. Buradaki asıl amacın İsviçre devletinin kendi gücünü korumak olduğu açıktır, fakat izlenen bu politikalar tamamen yanlıştır ve toplumsal barışı tehdit etmektedir.”
PangeaKolektif: ‘Göçmenlerin ortak dayanışma hattını güçlendirelim’
İsviçre’de göçmenlerin öz örgütlenmesi olan PangeaKolektif, 14 Haziran referandumunun bir haysiyet sınavı olduğunu belirtti. Kolektif, göçmenlerin sadece ‘rakamlardan ibaret olmadığını’, bu ülkenin asıl kurucu güçlerinden biri olduğunu hatırlatarak şu çağrıda bulundu:
“Göç, kapitalist ve emperyalist sistemin yapısal bir sonucudur. Bu ırkçı projeye karşı eşit haklar, statüsüzlüğe karşı mücadele ve sömürüye karşı göçmenlerin ortak dayanışma hattını güçlendirmeliyiz. İnsan onuruna yakışır bir yaşam için mücadeleyi büyüteceğiz.”
14 Haziran referandumu, İsviçre halkının ya korku ve ırkçılık üzerine kurulu bir izolasyonu ya da Franziska Stier’in vurguladığı gibi “toplumsallık, güven ve dayanışma” üzerine kurulu ortak bir yaşamı seçeceği kritik bir eşik olacak.
