Herkes bir şeyler yapıyor, ama ezilenler cephesinde olumluya dair değişen fazla bir şey yok. Velhasıl bir şey yapmak yetmiyor. Yaptığın şeyin ne olduğu, nasıl, nerede, ne için ve kiminle yaptığın önem arz etmekte. İşçi sınıfının “işi”, sömürüsüz, sınıfsız, sınırsız ve devletsiz özgür üreticiler toplumu için mücadele etmek ve başarmak. Bu başarı için sınıf dayanışması gerekli, onsuz sınıf mücadelesi olmuyor-olmaz. Bunun için, sınıf dayanışması nedir? Günümüzde sınıf dayanışması ne durumdadır? Sınıf dayanışmasının zayıflığının nedenleri nelerdir? Sınıf dayanışmasını mevcut koşullarda güçlendirmek mümkün mü? gibi sorulara, pratik güncel cevaplar gerekli.
Bu arada, devlet organizasyonları, dini cemaat temelli yardım örgütleri ve “sivil toplum kuruluşu” denen sermaye işbirlikçisi yardım örgütleri tarafından yapılan yardımların bambaşka işler olduğunu belirtmeliyim. Bambaşkalık işçi sınıfı dayanışmasıyla karşıtlık ilişkilerini yok etmiyor elbette. Şimdilik, işçi sınıfı dayanışmasına ve mücadele kültürünün gelişimine ket vururken, sadaka kültürünü geliştiren karşı mahalle çalışmaları oldukları notunu düşerek, sorularımıza cevap aramaya başlayalım.
Gündelik hayatın örgütlenmesi olarak yardımlaşma ve dayanışma
Ezilenlerin komşuluk ilişkileri bağlamında yardımlaşmaları hayatın doğal akışının bir parçası olarak her dönemin pratiği olagelmiştir. Gündelik hayatın ihtiyaçlarının giderilebilmesi çabası, kriz ve toplumsal hareketliliğin derinleştiği dönemlerde daha kapsamlı pratikleri ortaya çıkarmaktadır. Örneğin “Gezi” ve pandemi süreçleri böylesi dönemler. O dönemlerde mahalle dayanışma örgütlenmelerinin yaygınlaştığını gördük.
Bu tür pratikler sınıf dayanışmasından çok, ezilenlerin gündelik hayatın ihtiyaçları temelinde yardımlaşmaları olarak anlam kazanmakta. Ezilenler arası güven ve duygudaşlığı artırırken yaşamlarını sürdürebilmelerine katkı sağlamakta. Ve böylesi yardımlaşma pratikleri, siyasal olanın toplumsallaşması, toplumsal olanın siyasete içerilmesinin de zemini olabilmektedir.
Gıdadan giyime, birçok gündelik ihtiyacın karşılanmasında etkili olan bu pratikler; o günlerde daha ileriye taşınarak “ortaklaşa aşevleri”, “mahalle mutfakları” gibi örgütlenmelerde karşılık buldu. Devlet örgütlenmelerine ve piyasa ilişkilerine bulaşmadan gündelik yaşamın yeniden örgütlenmesini sağlayan dayanışma pratikleri olarak önem kazandı.
Bu pratiklerin yaygınlaştırılması, yerelden genele taşınabilmesi çabaları kıymetli ve sürdürülmeli. Yardımlaşma kültürünü, sadece kendini değil, başkalarını da düşünebilme halini, omuzdaşlığı örgütleme pratikleri bunlar. Bu yönleriyle gündelik ve yerel olanı toplumsal ve politik olana taşımanın da zeminlerindendirler. Kısıtlarını bilerek, gündelik olan-politik olan gerilimlerini ve toplumsal yaşamı değiştirme odaklı sınıf dayanışması örgütlenmesiyle sarılıp sarmalanmadığında sönümleneceğini ve de devletin sadaka kültürü organizasyonlarıyla etkisizleştirilebileceğini, bozunuma uğratılabileceğini gören bir yerden, ihmal edilmemeliler.
İşçilerin örgütlülüğü olarak sınıf dayanışması
İşçi sınıfı dayanışması örgütlü duruş demektir. Tek tek işçilerin varlığı, sınıf dayanışmasının maddi temelini oluşturmasının ötesinde bir anlam ifade etmez. İşçiler yan yana gelip sınıf çıkarları için örgütlü mücadeleye girmeleri durumunda sınıf dayanışmasından söz edilebilir. Dolayısıyla sınıf dayanışmasının varlığı ve gelişkinliği işçilerin örgütlük düzeyi ve niteliğiyle doğru orantılıdır. İşçi sınıfı hareketinin siyasallaşma düzeyi ne kadar yüksek ise, sınıf dayanışması da o denli gelişkin olur. Gerçek bir siyasal işçi hareketi, öncelikle işçi sınıfının devletten, sermayeden ve sermaye sınıfının siyasal partilerinden bağımsız siyasal yönelim ve örgütlülüğünde ifadesini bulur.
İşçi sınıfı örgütlerinin birbiriyle dayanışması olarak sınıf dayanışması
Günümüzde işçi sendikalarının, ara örgüt durumundaki işçi derneklerinin ve işçi sınıfının geçici hak örgütlenmelerinin direnişleri eksik olmuyor. “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz, Yaşasın sınıf dayanışması, Birleşe birleşe Kazanacağız” bu mücadelelerin ortak şiarlarından bir kaçı.
Peki, bu şiarların hakkı verilebiliyor mu? Hayır, büyük ölçüde sözde kalıyor. Çoğu durumda lokal mücadele için birleşen sınıfın her bir bölüğü, bölük içindeki öznelerin dayanışmasıyla baş başa kalıyor. Farklı sınıf örgütleri birbirlerinin mücadelesini sahiplenip, birbirlerinin mücadelelerinin parçası olmuyorlar. Örneğin, Eğitim-Sen’in bir şubesinin hak mücadelesi yanında; diğer şubeler, sendikalar ve konfederasyonlar, bu mücadelenin aynı zamanda kendi mücadeleleri olduğu bilinciyle hareket edip mücadelenin parçası olmak yerine; çoğu durumda basın açıklamasıyla destek ve dayanışma dileklerini iletmekle yetiniyorlar. Bu örnek tüm sendikalar, sendika konfederasyonları, odalar, parti ve örgütler için de bire bir aynı. Bir komünist parti üyeleri hukuksuz yere gözaltına alındığında bir kez kınama ve “göz altılara son” basın açıklaması yapıp, herkes kendi hayatına dönüyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün ama sorun örnek vermekle çözülmüyor. Nedenlerini analiz etmek gerek. Öncelikle belirmeliyim ki, bu durum gücün sınırlılığıyla izah edilemez. Bu, mücadele perspektifi yoksunluğunun göstergesidir, devrimci ve sınıf dayanışması bilincinin körleşmesinin sonucudur. Taşların yerli yerinde olmamasının tezahürüdür.
İşçi sınıfı hareketi ve komünist parti/örgüt ilişkisi
İşçi sınıfı hareketi ile parti ilişkisi ve inşa perspektifi sınıf dayanışmasının gücünü belirler. Geçmiş ve günümüz mücadele örgütlenmelerine ve pratiğine baktığımızda bir gerçek var: Sınıf hareketi ile komünist hareketin kopukluğu. Bu tesadüfi bir durum değildir. Siyasal işçi hareketinin inşası ile işçi sınıfının öncü gücü olarak komünist hareket/örgüt/parti inşası ilişkisine dair hatalı yaklaşımın sonucudur. Komünist hareketin/örgütlerin/partilerin sınıf hareketinden ayrı kulvarda kendini inşa edip, sonrasında sınıf hareketini siyasallaştıracağı yanılsamasının ürünüdür. Bu yaklaşım komünist hareketin 1980’li yıllarda esas olarak öğrenci gençlik üzerinden örgütlenmesine ve kitleselleşmesine yol açtı. O dönemde kimi sendikalarda belirleyici olan komünist örgütler dahi, esas olarak sınıfın öncü güçlerinin oluşturduğu örgütler değildi. Bunun yansımaları, gençlik kökenli devrimci kadrolar 12 Eylül 1980 darbesiyle etkisizleştirildiğinde, sınıf hareketinin esamesinin kalmamasında görüldü. Bu yaklaşım terk edilmelidir. Komünist hareket, ancak sınıf hareketinin siyasallaşmasıyla eş zamanlı ve iç içe bir süreçle ve işçi sınıfının öncüleriyle inşa edilebilir. Komünist hareket sınıf hareketiyle daha çok hemhal olmaya ve sınıf içinde kendini inşa etmeye yönelmeli. Böyle bir süreç, işçi sınıfının örgütlenmesinin, sınıf dayanışmasının gücünün ve istikrarının da temelini oluşturabilir.
“KOMÜNiSTLER, bir tüm olarak proleterlerle nasıl bir ilişki içindedirler? Komünistler, öteki işçi sınıfı partilerine karşı, ayrı bir parti oluşturmazlar. “Tüm proletaryanın dışında ayrı ve bağımsız çıkarlara sahip değillerdir. Proleter hareketi biçimlendirmek ve kalıba sokmak üzere kendilerine özgü hiç bir sekter ilke getirmezler. “ (Marks-Engels, 1848)
Komünist partiler işçi sınıfından bağımsız yapılar değil; işçi sınıfının en bilinçli, kararlı ve örgütlü ileri kesimi olarak işçi sınıfının parçasıdırlar. Sınıfın öncü gücüdürler. Bugün sınıf dayanışmasının cılızlığının bir nedeni de, komünist manifestonun özünü bilince çıkarmadan lafzını sahip çıkar görünen sınıf dışında komünist örgüt inşa etme ve kendini var etme yönelimlerinin güçlü varlığıdır.
Kendinde işçiden kendi için sınıfa ve sınıf dayanışması
İşçi, ücretli emekçidir. Hiç bir üretim aracının mülkiyetine sahip olmayan ve yaşamak için emek-gücünü satmak zorunda olan modern ücretli emekçidir. İşçi sınıfının bu maddi/fiziki varlığı kendinde sınıf olgusunu ifade eder. İşçi sınıfının maddi bir varlık olarak var olma/kendinde sınıf gerçeği, kendi için sınıf olabilmesinin de maddi temelidir. Kendiliğinden sınıf olarak işçi sınıfı, dayanışma içinde ortak hareket eden bir sınıf değildir. Tersine bu dönemde işçiler rekabet içindedirler. Hatta birbirlerine düşmanca davranabilmektedirler.
Kendi için sınıf olma hali ise, maddi özne olmanın yanında politik özne olmayı ifade eder. Politik öznelik, kendinde sınıftan kendi için sınıf olmaya geçiş, sermayeye/sermaye sınıfına karşı savaşım içinde gerçekleşir.
Sermaye sınıfına karşı girdiği savaşım içinde, bu yığın birleşir ve kendini, kendisi için bir sınıf olarak inşa eder. Savunduğu çıkarlar, sınıf çıkarları olur. Fiziki özne aynı zamanda politik özneye dönüşür. Ortak düşmana karşı birlikte mücadeleye giriştikleri ölçüde aralarındaki rekabet dayanışmaya ve kişisel çıkarlar sınıf çıkarına dönüşür. Bu çok yönlü somut yaşam pratiği, işçi sınıfını kendi için sınıf haline taşır ve işçi sınıfı dayanışması vücut bulur. İşçi sınıfının bu sürecinde komünist öznenin/lerin başat bir rolü vardır. Komünist özneler sınıf mücadelesiyle ne kadar hemhal olurlarsa, işçi sınıfı o kadar siyasallaşır ve komünist öznelerin işçi sınıfının sahici komünist öncü örgütü olarak inşası mümkün olabilir.
Sınıf bilincinin dışarıdan kazanılması yanılsaması
İşçi sınıfının siyasal bilincinin oluşumunun/kazanılmasının iki boyutu vardır. Birinci boyutu, komünist teorinin/işçi sınıfının siyasal mücadelesinin teorisinin aydınlar tarafından oluşturulabileceğidir. Bunun eğitim, bilgi düzeyi ve zaman ayırma imkânı gibi temel nedenleri vardır. Kaldı ki, bu teori işçi sınıfı mücadelelerinin analizi üzerinden geliştirilebilir, kendinden menkul akademik düşünme yoğunlaşmasının sonucuyla değil. Ayrıca belirtmek gerekir ki, günümüzde bu unsurun belirleyiciliği azalmıştır. Çünkü sınıfın kendi içinde eğitim düzeyi yükselirken diğer yanda eğitimli küçük burjuva kesimler hızla proleterleşmektedirler. Ancak belirtmek gerekir ki, işçi sınıfının organik aydınlara ihtiyacı her zaman baki kalacaktır.
Sınıf bilincinin dışarıdan kazanılmasının ikinci ve esas boyutu ise, siyasal bilincin ancak iktisadi alanın, işçilerle işverenler arasındaki alanın dışından kazanılabileceğidir. Burada “iç” olan sendikal alan ve sendikal örgüttür. Dışarısı ise, bütün sınıfların kendi aralarındaki ve devletle ilişkisi alanıdır. Yani siyasal mücadele alanıdır.
İşçiler, sadece kendi iç alanlarında kalarak ve sadece işçiler içinde mücadeleyle siyasal bilinç düzeyine ulaşamazlar. Ancak, toplumun tüm sınıflarının durumları, sorunları ve talepleri konusunda sadece teorik değil, bizzat pratik ve kendi siyasal mücadele deneyimleriyle bilgilendikleri ve bu ilişkiler alanında var oldukları ölçüde siyasal bilinçle donanabilirler. Bunun içindir ki, bilincin dışarıdan kazanılması meselesinin özü, teorinin aydınlar tarafından oluşturulması ve işçi sınıfına götürülmesi meselesi değildir. İşin özü, sınıf bilincinin iktisadi mücadelenin, işçilerle işverenler arasındaki ilişki alanının dışından, bütün sınıf ve katmanların devletle ve hükümetle ilişkisi alanında verilen politik mücadeleyle kazanılacağıdır.
Bu konudaki kavrayış eksikliği bir yandan, sınıftan kopuk komünist örgüt inşa yönelimiyle, sahici sınıf dayanışmasının gelişimine ket vurmakta. Diğer yandan, “komünist” örgütlerin zayıfladığı koşullarında sendikal alan öne çıkmakta ve sınıf mücadelesi sendikal mücadeleye sıkışmakta. Siyasal dinamikler sendikalara tabi hale gelmekte ve sınıf dayanışması sendikal dayanışmaya indirgenmektedir. Giderek sendikal dayanışma da, sendika yönetimlerinde kalma mücadelesinin/çekişmesinin kurbanı olmaktadır ki, böylesi ortamda sınıf dayanışması iyiden iyiye cılızlaşmaktadır.
Sınıf dayanışması ve başarısı için, sınıf mücadelesini ayakları üzerine dikme zamanı
Sahici sınıf dayanışması, sınıf bilinciyle donanmış siyasal işçi hareketinin varlığını gerektirir. Siyasal işçi hareketi de, sınıfın öncülerinin oluşturduğu siyasal sınıf örgütünün inşasıyla yaşam bulur. Bu gün sınıf dayanışmasının önündeki en büyük handikaplardan biri, bu ilişkinin ters yüz olmuş halidir. Büyük ölçüde, sınıf mücadelesi sendikalara, demokrasi mücadelesi akademik odalara, analiz yapma ve teori geliştirme akademiye havale edilmiş olup, “komünist” örgütler kısıtları olan bu örgütlere bakar hale gelmiştir. Sınıf mücadelesi tepe taklak durumdadır. Emek ve demokrasi güçleri dendiğinde kast edilen bu yapılardır. Siyasal örgütlerin emek ve demokrasi güçlerinde yeri ya yok ya da kapı kenarıdır. Bunun sorumlusu sözünü ettiğimiz yapılar değil, “komünist” örgütlerin kendileridir. Kabullenilmiş çaresizlik halinin baskınlığıdır. Genel durum budur ve istisnaların olması geneli değiştirmemektedir.
Mevcut koşullarda güçlü bir sınıf dayanışması mümkün
Emperyalist kapitalizmin yer küremizi tümüyle istila ettiği, kendi iç gerilim ve çatışmaları dışında karşı kutbunun olmadığı, krizini çözmek için barbarlıkta sınır tanımadığı, rüzgarın sermaye egemenliğinden yana estiği, siyasal iklimin karakışında işçi sınıfı dayanışması mümkün mü? Evet, kesinlikle mümkün. Yeter ki, ezberlerimizi güncel bilgilerle bozalım, güncel bilgiyi bilince, sınıf bilincini praksise dönüştürelim. Bunun için rüzgarın soldan esmesini beklemek gerekmez. Kendi rüzgarını oluşturarak estirebilme perspektifi ve basireti yeterlidir.
Yeter ki, “komünist” hareket kapalı devre hareketlilikten çıkıp, işçi sınıfıyla hemhal olsun. Nerede işçi sınıfı hareketliliği ve mücadelesi var orada olsun. İşte o zaman, işçi sınıfının öncü güçleri komünist partiler gerçek anlamda varlık kazanabilirken, tarihsel ve siyasal misyonlarını da pratikleştirecekler. Sendikacılık meslek, sendika bürokratik aygıt olmaktan çıkacak. Sınıfın “kendinde” partilerine yön veren sendikacılık yerine, sınıfın sahici siyasal öncülerine kulak veren, onun çeperinde konumlanan sınıf ve kitle sendikacılığı gelişecektir. Akademisyenler dışarıdan akıl üreten, yön tayin eden olmaktan uzaklaşacak ve sınıfın öncü örgütlerinde sınıfın organik aydını olarak konumlanacaklardır. Sınıfın “siyasal” örgütleri, sendikaların, odaların ve aydınların peşinde değil; sendikalar ve aydınlar sınıfın öncü gücünün yolundan gider hale gelecek. Her yer mücadele alanı, her yer dayanışma zemini olacak. İşçi sınıfının siyasal öncü güçleri rüzgar olup bu toprakların dört bir yanında soldan soldan esecektir.
Bunun için komünist hareketin kendiyle yüzleşme cesaretini göstermesi yeterli. Silkinip harekete geçmek yeterli. Komünist hareketin birbirine laf yetiştirmeyi bırakıp yollara düşmesi yeterli. Eli kolu bağlıymış gibi yapmaktan kurtulmak yeterli. Her şeyi konjonktürel ve dış koşullara bağlama bahanesinden uzak durmak yeterli. Zira kimsenin komünist öznelerin elini kolunu bağladığı yok. Artık bekleme zamanı değil, dayanışma ve mücadele zamanı… Mümkün olanı mümkün kılma zamanı…
