Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    İmralı heyeti Ankara’da iki bakanla görüştü: “Barışın şartı adalettir”

    4 Mart 2026

    ILO 190 kapsamında yerel uyum projesi İstanbul’da tanıtıldı

    4 Mart 2026

    Savaşının maliyeti: İlk beş günde 2,3 milyar doları aştı

    4 Mart 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Kapitalizmde ahlaki çürüme, oligarşik iktidar ve şantaj ekonomisi

      2 Mart 2026

      Meslek odalarına neler oluyor?

      2 Mart 2026

      Halkın Hafızası, Toprağın Sesi; Yaşar Kemal

      1 Mart 2026

      Yoksulluğun normalleşmesi ve gündelik hayatın sessiz eğitimi

      27 Şubat 2026

      Zil sesi ilahi olan bir ülkede çocuk olmak

      26 Şubat 2026
    • Seçtiklerimiz

      ABD-İsrail’in İran saldırısı uluslararası sistemin krizini ortaya çıkardı

      4 Mart 2026

      İran’la savaşın sınırları

      1 Mart 2026

      Laiklik tamamlanmış bir hikaye mi? Bu ülke hiç gerçekten laik oldu mu?

      27 Şubat 2026

      Kemal Türkler 100 yaşında!

      23 Şubat 2026

      Cemil’in manifestosu

      16 Şubat 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      HRANA: İran’daki protestolarda binlerce kişi öldürüldü, yüzlerce çocuk gözaltına alındı

      25 Şubat 2026

      Hatimoğulları: “Halk erken seçim isterse, biz hazırız; mobilizasyon kapasitesi en yüksek partiyiz”

      19 Şubat 2026

      Maden işkolunda bir kadın sendikacı

      15 Şubat 2026

      Epstein dosyası yeniden açılırken, Burak Oğraş’ın babası konuştu: “Oğlum otelde gördükleri yüzünden öldürüldü”

      10 Şubat 2026

      Musa Piroğlu: Halep’te yaşananlar, barış beklentilerinin ciddi biçimde zedelendiğini göstermiştir

      14 Ocak 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » ABD-İsrail’in İran saldırısı uluslararası sistemin krizini ortaya çıkardı

    ABD-İsrail’in İran saldırısı uluslararası sistemin krizini ortaya çıkardı

    "ABD’nin İran’a yönelik saldırısını ve bunun Ortadoğu’da ortaya çıkardığı yeni güvenlik ortamını birlikte değerlendirdiğimizde, bu gelişmelerin mevcut müzakere sürecini olumlu etkilemeyeceği açık. En iyimser senaryo, sürecin kendi doğal akışında, ciddi bir ilerleme kaydetmeden ama tamamen kopmadan devam etmesidir. (...) Bu süreçte asıl belirleyici olan dış gelişmelerden ziyade, iç siyasi irade, toplumsal talep ve bu taleplerin somut siyasi ve hukuki adımlara dönüştürülmesidir."
    Ertuğrul Kürkçü4 Mart 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü, ABD/İsrail-İran savaşının Türkiye’de Öcalan ve Devlet arasında süregiden müzakerelere, olası çözüme ve genel dünya durumuna etkileri konusunda ANF’nin sorularını yanıtladı.

    ***

    İran’daki savaşı ve Ortadoğu’daki son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Bunun bir emperyalist savaş olduğu apaçık. Gazze soykırımı ardından direniş ekseninin Suriye’deki rejim değişikliği ve Hizbullah’ın tasfiyesiyle İsrail tarafından kırılmasını takiben İran’ın nükleer tesislerine yönelik ABD-İsrail saldırılarıyla birlikte bu sonuncu hamlenin önünün açıldığı zaten öngörülebiliyordu. Bu gelişmeler adeta hazırlıkları önceden yapılmış ve herkesin gözü önünde gerçekleşen bir sürecin parçası gibi ilerledi.

    Ancak açıkça gördüğümüz bu askeri hazırlıkların ötesinde, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu savaşla ulaşmak istediği nihai hedeflerin ne olduğu hâlâ tam anlamıyla berrak değil. Bu savaş yalnızca uluslararası gerilimi artırmak ve güç gösterisi yapmak için mi yürütülüyor, yoksa İran’da somut bir rejim değişikliği ya da stratejik dönüşüm hedeflenerek mi gerçekleştiriliyor? Bu soruların net bir cevabı henüz ortaya konmuş değil. Trump yönetimi döneminde dile getirilen İran’da rejim değişikliği söylemi de bu açıdan belirsizlikler taşıyor.

    Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, hiçbir ülkenin başka bir ülkenin içişlerine bu şekilde müdahale etmesi meşru değil. Bir ülkenin kendi halkının iradesi dışında, dış güçlerin askeri müdahalesiyle yönetiminin değiştirilmesi uluslararası hukuk normlarıyla bağdaşmaz. İran’daki mevcut rejim ne kadar baskıcı olursa olsun, bu durum dış müdahaleyi meşru kılmaz. Ayrıca ABD’nin içeride destekleyebileceği güçlü ve toplumsal karşılığı olan bir alternatif siyasal güç de görünmüyor. Şahlık yanlısı unsurlar toplum içinde ciddi bir karşılık bulamıyor. İran’daki esas muhalefet dinamiği son yıllarda defalarca ortaya çıkan halk hareketleridir. Bu halk muhalefeti, monarşi yanlısı bir restorasyon için değil, daha çok demokratik hak ve özgürlük talepleriyle harekete geçiyor.

    Bununla birlikte, ABD’nin İran’da demokratik bir geçişe yönelik somut, inandırıcı ve uygulanabilir bir plan ortaya koyduğu da söylenemez. Avrupa Birliği’nin de “uluslararası hukuk” kapsamında tutumu belirsiz. Birleşmiş Milletler’in her iki tarafı da “eşitçe” kınayan yaklaşımı uluslararası hukuk açısından bağlam dışı. Çünkü İran ve ABD arasında görüşmeler sürerken ve diplomatik süreç henüz tükenmemişken ABD’nin başlattığı askeri saldırılar ortadayken BM’nin saldıran ile saldırıya uğrayanı aynı düzlemde değerlendirmesi anlamsız.

    Bu durum esasen yalnızca İran bağlamında değil, ABD’nin dünya üzerindeki hegemonik konumunu yeniden tesis etmeye yönelik daha geniş kapsamlı bir stratejinin parçası olarak değerlendirilince daha iyi anlamlandırılabilir. Venezuela, Küba, Kanada, Grönland ve diğer ülkelere yönelik politikaları, ABD’nin küresel ölçekte tek taraflı saldırganlığının devam ettiğini gösteriyor. Bu nedenle ABD’nin bu savaşı “insan hakları” ya da demokrasi adına yürüttüğü iddiasının uluslararası kamuoyunda ciddiye alınması söz konusu değil. ABD içinde de savaşa destek yüzde 20’lerde geziyor.

    Ancak çıkış yolunun nerede bulunacağı bir yana, savaşlar aynı zamanda yeni siyasal imkânlar da doğurabilir. Bu noktada İran’daki Kürtlerin durumu özel bir önem taşıyor. İran’daki Kürtlerin yaşadığı Rojhilat bölgesi, bu süreçte önemli bir siyasal ve toplumsal rol üstlenebilir. İran rejiminin de bu bölgeye yönelik askeri ve siyasi tedbirlerini artırması, bu ihtimalin farkında olunduğunu gösteriyor. Temkinli ve dengeli bir siyasal stratejiyle Rojhilat, İran’daki demokratik dönüşüm süreçlerinde önemli bir rol üstlenebilir. Ancak krizin yol açtığı güç kaymaları hiçbir şekilde dış müdahalelerin tercih edildiği anlamına gelmemeli. Kürt siyasi hareketinin bu konuda yeterli tarihsel ve siyasal deneyime sahip olduğu ve bu süreci dikkatli şekilde yöneteceğini söyleyebiliriz.

    Bu gelişmeler aynı zamanda uluslararası sistemin krizini de ortaya koyuyor. Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumların etkisizliği, dünya halklarının güvenliğinin ve haklarının büyük güçlerin politik hesaplarına bağlı kılındığını gösteriyor. Bu nedenle uluslararası hukuk normlarının uygulanabilirliğine ve etkinliğine de giderek daha az itibar ediliyor.

    Bu küresel gelişmeler karşısında ezilen halklar ve Kürt halkı nasıl bir yol izlemelidir?

    Bugün gelinen noktada, ezilen halkların kendi bağımsız siyasal hattını oluşturması tarihsel bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor. Büyük güçler arasındaki rekabet çoğu zaman devletsiz halkların ve toplumların kendi kaderlerini tayin hakkını sınırlayan bir etmen oluyor. Avrupa’nın ABD’ye karşı bağımsız bir siyasal hat geliştirme ihtimali zayıf, aynı şekilde Rusya ve Çin gibi küresel güçlerin de kendi jeopolitik çıkarları doğrultusunda hareket ettikleri ve ezilen halkların özgürlüğünü önceleyen bir siyasal perspektife sahip olmadıkları açık. Bu nedenle ezilen halkların kendi siyasal birliklerini ve ortak mücadele zeminlerini oluşturmaları büyük önem taşıyor. Kürt halkının mücadelesi bu açıdan tarihsel olarak önemli bir olgunluk düzeyine ulaştı. Ancak bu mücadelenin sadece “üçüncü yol” söylemiyle sınırlı kalmaması gerekir. Gerçek anlamda bağımsız bir siyasal hattın oluşturulabilmesi için, bu hattı taşıyacak bağımsız bir siyasal ve toplumsal güç merkezinin inşa edilmesi gerekir. Üçüncü bir yol ancak üçüncü bir siyasal kutbun varlığıyla mümkün olabilir. Ortadoğu’da son 30 yılda yaşanan gelişmeler, bölgede yeni bir siyasal düzenin şekillenmekte olduğunu gösteriyor. Bu yeni düzen henüz tamamlanmış değil ve birçok belirsizlik içeriyor. Ancak Kürt halkı bu süreçte önemli bir siyasal aktör haline geldi. Bu durum, Kürt halkını sadece bölgesel değil, küresel siyasal dengeler açısından da önemli bir konuma yerleştiriyor.

    Kaos ve kriz dönemleri aynı zamanda yeni siyasal düzenlerin ortaya çıktığı dönemlerdir. Bu süreçler yalnızca çatışma ve belirsizlik değil, aynı zamanda yeni siyasal imkânlar ve dönüşümler de yaratıyor. Kürt halkının ve diğer ezilen halkların bu süreçte kendi bağımsız siyasal iradelerini güçlendirmeleri ve kendi geleceklerini belirleme yönünde aktif bir rol üstlenmeleri büyük önem taşıyor. Bu nedenle bugün içinde bulunduğumuz dönem yalnızca bir kriz dönemi değil, aynı zamanda yeni bir siyasal ve toplumsal düzenin inşasına açılan tarihsel bir fırsat dönemi olarak da değerlendirilmeli.

    Ortadoğu’da ABD-İsrail ve İran arasında yaşanan savaş Türkiye’deki demokratik ve siyasal süreci nasıl etkiler?

    ABD’nin İran’a yönelik saldırısını ve bunun Ortadoğu’da ortaya çıkardığı yeni güvenlik ortamını birlikte değerlendirdiğimizde, bu gelişmelerin mevcut müzakere sürecini olumlu etkilemeyeceği açık. En iyimser senaryo, sürecin kendi doğal akışında, ciddi bir ilerleme kaydetmeden ama tamamen kopmadan devam etmesidir. Ancak daha kötümser senaryoda, sınır ötesi gelişmeler, iç güvenlik kaygıları ve savaşın Türkiye sınırlarına yaklaşma ihtimali gibi gerekçelerle atılması gereken birçok adımın ertelenmesi, sınırlandırılması veya tamamen askıya alınması riski var. Bu nedenle sürecin yavaşlaması ihtimali maalesef güçlü bir olasılık olarak karşımızda duruyor. Bu noktada hükümetin “güvenlik” gerekçelerini öne çıkararak daha sınırlayıcı bir politika izlemesi muhtemel. Oysa gerçek ve kalıcı güvenliğin, içeride toplumsal barışın ve halkların demokratik katılımının güçlendirilmesiyle sağlanabileceği yönündeki rasyonel ve tutarlı itirazların sürdürülmesi önem taşıyor. Ancak gelişmeler, hükümetin bu süreci aynı zamanda “frene basmak” için bir fırsat alanı olarak değerlendirebileceğini işaret ediyor.

    Nitekim İncirlik Üssü çevresindeki askeri hareketliliği takip eden gazetecilere yönelik hızlı ve sert müdahaleler, Türkiye’nin bölgesel savaş dinamiklerinden doğrudan etkilendiğini ve bu etkinin iç politikaya güvenlik eksenli bir refleks olarak yansıdığını somutça gösteriyor. Bölgesel savaş ortamı sadece dış politikayı değil, aynı zamanda iç hukuk, demokratikleşme ve reform süreçlerini de doğrudan etkileme potansiyeline sahip. Bu koşullar altında reform ve normalleşme yönünde atılabilecek adımların yavaşlaması, hatta yerini daha çok güvenlikçi ve idari tedbirlere bırakması ihtimali oldukça yüksek. Kısacası, savaşın yarattığı atmosfer, siyasi ve hukuki ilerlemeleri hızlandırmaktan ziyade geciktiren ve sınırlayan bir etki yaratma riski taşıyor.

    Türkiye’deki süreç nereye doğru gidiyor?

    Abdullah Öcalan’ın da “ikinci aşama, pozitif inşa” diye tanımladığı bir dönemden söz ediyoruz. Burada özellikle şunu hatırlatmak isterim: Öcalan’ın değerlendirmeleri konusunda İmralı heyeti, Meclis komisyonunun temaslarının tamamlanmasından sonraki ilk görüşmenin ardından, Öcalan’ın “artık ikinci aşamaya geçişi başlatıyoruz” dediğini aktarmıştı. Ancak daha sonra Öcalan’ın yaptığı birinci yıl değerlendirmesinde, ikinci aşamanın başladığını değil, başlaması gerektiğini ifade ettiğini gördük. Ben açıkçası bu ikinci ifadenin daha gerçekçi olduğunu düşünüyorum. Çünkü karşı taraftan, yani hükümetten, henüz bu anlamda “ikinci aşama”ya geçildiğini gösteren somut bir adım veya açık bir irade beyanı duymuş değiliz.

    Burada sözünü ettiğimiz ikinci aşama, Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti devleti içinde yeni bir statüye kavuşması, varlıklarının ve kimliklerinin açık biçimde tanınması ve bunun hukuki çerçevesinin oluşturulması. Bu yönde hükümetten henüz somut bir adım ya da açık bir hazırlık işareti gelmiş değil. Ancak Kürt cephesi açısından nesnel olarak bu aşamaya geçildiği yönünde güçlü bir beklenti ve hissiyat var. Bu da anlaşılır bir durum. Çünkü Kürtler yaklaşık 40 yıldır bu noktaya gelmek için mücadele ediyorlar. Dolayısıyla artık sıranın bu aşamaya geldiğini düşünmeleri son derece doğal.

    Ancak hükümetin bu noktada yeterli hazırlığa sahip olduğunu söylemek zor. Bu nedenle Kürt siyasi hareketinin ve temsilcilerinin bu talepleri daha açık ve somut şekilde formüle etmesi, bunları kanun tekliflerine dönüştürmesi, parlamentoda gündeme taşıması ve aynı zamanda müzakere sürecini sürdürmesi gerekir. Öcalan’ın yürüttüğü müzakerelere paralel olarak, siyasi temsil mekanizmalarının da ortaya çıkan bu olgunlaşmış politik durumu parlamenter düzeyde ileri taşıması beklenir. Kürt halkının taleplerine hem siyasi hem fiili düzeyde tercüman olunması ve bu taleplerin somut önerilere dönüştürülmesi sürecin ilerlemesi açısından kritik önemdedir.

    Mesela hemen akla gelen çok somut ve acil bir örnek olarak hasta tutuklular meselesi var. Hasta tutukluların durumu adeta zamana karşı yarış halinde ve ne yazık ki bu süreç hasta tutukluların aleyhine işliyor. Bildiğimiz kadarıyla, önemli bir bölümü PKK davalarından tutuklu olmak üzere, cezaevlerinde bine yakın hasta tutuklu var. Bu konuda bir adım atmanın önünde doğrudan güvenlikle ya da hukukla ilgili bir engel yok. İnfaz hukuku bu konuda mutlak bir engel teşkil etmiyor. Sorun daha çok uygulamada ve adli tıp süreçlerinde yaşanan keyfi tıkanmalardan kaynaklanıyor. Bu konunun yıllardır konuşulmasına karşın ciddi bir ilerleme sağlanamamış olması dikkat çekici. Son yıllarda birçok hasta tutuklu bu süreçte hayatını kaybetti. Oysa bu, hem insani hem de hukuki açıdan çözümü olan bir konu ve bu tür konulardaki somut adımlar sürecin güven verici şekilde ilerlemesini sağlayabilir.

    Bu nedenle hem parlamentoda hem de parlamento dışında bu tür somut, yapılabilir ve acil meselelerin gündemde tutulması gerekiyor. Hukuk mücadeleleri tarihinde de görüldüğü gibi, sadece parlamenter çabalar değil, aynı zamanda toplumun bu süreci sahiplenmesi, takip etmesi ve desteklemesi de sürecin ilerlemesinde belirleyici rol oynar. Kürtlerin parlamentodaki siyasi gücü önemli, ancak tek başına yeterli değil. Parlamentoyu dışarıdan çevreleyen toplumsal irade ve demokratik baskı, süreçlerin ilerlemesinde her zaman önemli bir faktör olmuştur.

    Sürecin ilerlemesi için bölgesel gelişmeleri mi beklemek gerekiyor?

    Sürecin ilerlemesi için İran’daki gelişmeleri, İran-Amerika geriliminin sonucunu ya da Irak’taki İran yanlısı grupların, örneğin Haşdi Şabi’nin tutumunu beklemek gerektiği yönündeki yaklaşımın doğru olduğunu düşünmüyorum. Bu tür beklentiler süreci dış faktörlere bağımlı hale getirmek anlamına gelir ve bu da ilerlemesini geciktirir. Bu yaklaşım, halk iradesinin ve iç siyasi dinamiklerin rolünü ikinci plana itmek anlamına gelir. Oysa şu anda içinde bulunduğumuz dönem, halk iradesinin doğrudan politik alana taşındığı bir dönem. “İkinci aşama” ya da “pozitif inşa süreci” denildiğinde kastedilen şey, artık neyin yapılamayacağının değil, neyin yapılacağının konuşulması. Bu süreçte farklı siyasi aktörlerin farklı talepleri ve görüşleri olabilir. Hükümetin öncelikleri farklı olabilir, Kürt siyasi hareketinin talepleri farklı olabilir, toplumun farklı kesimleri farklı beklentiler dile getirebilir. Ancak bunların hepsi bu inşa sürecinin doğal parçalarıdır. Pozitif inşa süreci, bir ihtilafsızlık ya da mutlak uzlaşma hali değildir. Aksine, müzakere, tartışma ve zaman zaman siyasi gerilimleri de içeren bir süreçtir. Çünkü her yeni hak edinimi, mevcut güç dengelerinde bir değişim anlamına gelir. Hiçbir hak boşlukta ortaya çıkmaz. Tanınması talep edilen haklar, geçmişte gasp edilmiş ya da sınırlandırılmış haklardır. Bu hakların yeniden tanınması ve hukuki güvence altına alınması, mevcut sistemde bazı değişiklikleri zorunlu kılar. Bu nedenle sürecin tamamen sorunsuz ilerlemesini beklemek gerçekçi değil. Müzakere, tartışma ve siyasi mücadele bu sürecin doğal parçaları. Ancak önemli olan, bu sürecin ilerlemeyi sürdürmesi. Eğer bu dönem gerçekten “ikinci aşama” olarak tanımlanıyorsa, bu aynı zamanda daha fazla çaba, daha fazla siyasi irade ve daha fazla somut adım anlamına gelmelidir. Bir benzetme yapmak gerekirse, ikinci vitese geçmek, daha fazla hızlanmak, daha fazla mesafe kat etmek ve hedefe daha kararlı şekilde ilerlemek anlamına gelir.

    Dolayısıyla bu süreçte asıl belirleyici olan dış gelişmelerden ziyade, iç siyasi irade, toplumsal talep ve bu taleplerin somut siyasi ve hukuki adımlara dönüştürülmesidir. Bu yönde atılacak adımlar, sürecin gerçek anlamda ilerleyip ilerlemediğinin en önemli göstergesi olacak.


    Fotoğraf: İran’ın ABD-İsrail saldırılarına karşılık olarak Tel-Aviv’e attığı füzelerin yol açtığı tahribat

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Savaşının maliyeti: İlk beş günde 2,3 milyar doları aştı

    4 Mart 2026

    İspanya, ABD’nin üslerini İran’a karşı kullanmasını yasakladı: Trump’tan tehdit, Sanchez’den “Savaşa hayır” çıkışı

    4 Mart 2026

    İran-ABD-İsrail hattında çatışmalar 5’inci gününde: 18 kentte 60 üs hedef alındı

    4 Mart 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Ertan Eroğlu

    Kapitalizmde ahlaki çürüme, oligarşik iktidar ve şantaj ekonomisi

    Muhsin Dalfidan

    Meslek odalarına neler oluyor?

    Elif Gamze Bozo

    Halkın Hafızası, Toprağın Sesi; Yaşar Kemal

    Ertan Eroğlu

    Yoksulluğun normalleşmesi ve gündelik hayatın sessiz eğitimi

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Ertuğrul Kürkçü

    ABD-İsrail’in İran saldırısı uluslararası sistemin krizini ortaya çıkardı

    Evren Balta

    İran’la savaşın sınırları

    Adil Okay

    Laiklik tamamlanmış bir hikaye mi? Bu ülke hiç gerçekten laik oldu mu?

    Aziz Çelik

    Kemal Türkler 100 yaşında!

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilen Prof. Dr. İbrahim Barut işten çıkarıldı

    3 Mart 2026

    Ankara’da 3 Mart açıklaması: “İş cinayetleri kader değil, siyasal tercihtir”

    3 Mart 2026

    Polyak eyleminde gözaltına alınan sendika uzmanı Başaran Aksu serbest bırakıldı

    3 Mart 2026
    KADIN

    ILO 190 kapsamında yerel uyum projesi İstanbul’da tanıtıldı

    4 Mart 2026

    8 Mart 2026: Kadınlar yoksulluğa, şiddete ve baskılara karşı feminist isyanda!

    2 Mart 2026

    Barışa İhtiyacım Var: Kadınlar konuştu Rapor sustu

    27 Şubat 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.