Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) raporu, düşük ve orta gelirli ülkelerdeki HIV mücadele bütçelerinin son bir yılda yüzde 18 oranında azaldığını ortaya koydu. Bu durum, uluslararası HIV fonlarında son 20 yılda görülen en büyük gerileme olarak kayıtlara geçti.
Özellikle ABD’nin Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) üzerinden sağladığı fonları çekmesi, Afrika başta olmak üzere pek çok bölgedeki sağlık sistemlerini çöküşün eşiğine getirdi. Kesintiler; erken tanı testlerini, önleme programlarını ve saha gönüllülerinin çalışmalarını durdurma noktasına getirdi.
“Bir günden ertesi güne para çekildi, sistemler tıkandı”
Belçika Anvers Tropikal Tıp Enstitüsü ve Zambart uzmanı Mwelwa Phiri, aniden kesilen finansmanın sahadaki yıkıcı etkilerini anlatarak şu uyarılarda bulundu:
“Finansman kesintileri nedeniyle personelimizi kaybettik, saha hizmetlerimiz durdu. Artık kurumlara gelemeyen insanlara test ulaştıran gönüllülerimiz yok. Bir günden ertesi güne paranın çekilmesi insanların mağdur olmasına yol açtı. Sağlık sistemlerinin yanıt verebilmesi için bu sürecin aniden değil, planlı ve kademeli şekilde yönetilmesi gerekiyordu. İnsanlar, nerede olurlarsa olsunlar onurlu bir yaşamı hak ediyor.”
Erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayan Phiri, Kamerun, Nijerya ve Zambiya gibi ülkelerde maruziyet öncesi koruyucu tedavi (PrEP) kullanımının bir yılda yüzde 50’den fazla düştüğünü belirtti.
Yılların kazanımları yok olma tehlikesiyle karşı karşıya
UNAIDS verilerine göre, yürütülen küresel mücadele sayesinde AIDS’e bağlı ölümler 2010 yılına kıyasla yüzde 57 azalarak 570 bine geriledi ve 32,1 milyon kişi tedaviye erişti. Ancak mevcut kriz, 2030 yılı için koyulan “HIV’i tamamen ortadan kaldırma” hedeflerini imkansız hale getiriyor.
Raporda, küresel hedeflerin gerisinde kalınması nedeniyle 1 milyon ek yeni enfeksiyonun ve 400 bin ek ölümün yaşandığı vurgulanarak, “Tedavi edilebilir bir durum için bu ölüm oranları kabul edilemez” denildi.
Bağışçı bağımlılığından ulusal finansa geçiş şart
BM raporu ve sağlık uzmanları, mevcut tablonun sürdürülemez olduğunu belirterek tek çözümün bağışçı bağımlılığından çıkıp ülkelerin kendi ulusal kaynaklarını devreye sokması olduğunu vurguluyor. Uzmanlar, küresel dayanışmanın tamamen kopmaması ve yerel yönetimlerin boşlukları doldurabilmesi için acilen yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade ediyor.
