Türkiye’nin tüm vatandaşları Türk değildir. Türkiye çoketnili, çokkültürlü, çokdilli bir ülkedir. Dolayısıyla, Türkçe dışındaki dillerde eğitimi yasaklayan Anayasanın 42. Maddesi ana dilleri aleyhinde ayrımcılık içermektedir. Bir asimilasyon yasasıdır.
Anayasanın 42. Maddesi: “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Yabancı dilde eğitim ve öğretim kanunla düzenlenir. Milletlerarası anlaşma hükümleri saklıdır.” diyor.
Maddenin lafzı, sadece Kürtçe eğitimi değil, Kürtçenin öğretilmesini de yasaklıyor. Oysa şu anda okullarda Kürtçe seçmeli ders mevcuttur – her ne kadar “öğretmen yok” bahanesiyle fiilen engellense de. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin de son bütçe tartışmalarında ana dilinde eğitim ve öğretimi birlikte ele alan bir konuşma yaptı. Bakan Tekin ana dilinde eğitime karşı olmadıklarını okullarda seçmeli ana dili derslerinin varlığı ile gerekçelendirdi. Bakan Tekin, aslında, duymak isteyen kulaklara çok şey söyledi.
Hakikaten de, 42. Madde orada dururken Kürtçe okutulabiliyorsa, aynı maddenin varlığı Kürtçe eğitime neden engel oluştursun ki?
42. maddenin “yabancı dillere” getirdiği istisna sayesinde Türkiye eğitim sistemi bünyesinde İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, Rusça eğitim veren okullar mevcuttur. Ancak bu okullara giden öğrencilerin önemli bir kısmının ana dili de bu dillerdir. Örneğin Ankara’da, Antalya’da Rusça okullarda annesi ya da ebeveynleri Rus olan Türkiye vatandaşları da eğitim görmektedir. Yani resmen ve alenen “Türkçeden başka bir dil, Türkiye vatandaşlarına ana dili olarak okutulmakta ve öğretilmektedir”! Benzer bir durum tatil yörelerinde veya İstanbul’da meskûn İngiliz, Alman, Fransız ailelerin Türkiye vatandaşlığı da almış çocukları için de söz konusudur. Küreselleşme ortamında “yabancı dil” ve” ana dili” ayrımı 42. Maddeye sığmamaktadır.
Yine 42. maddenin “milletlerarası antlaşmalara” yaptığı atıf sayesinde, Lozan Anlaşması’na dayanarak Ermenice ve Rumca ana dilinde eğitim 100 yıldır yapılmaktadır.
O zaman şunu soralım: Türkiye’nin imzaladığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. Maddesi, temel haklarda (bunlar arasında eğitim hakkında da) “hiçbir dile ayrımcılık yapılmayacağını” düzenlemiyor mu? Madem uluslararası antlaşmalar 42. Maddedeki ana dilinde eğitim yasağına istisna oluşturuyor; o halde AİHS 14’e dayanarak neden Kürtçe ilkokul açılmasın?
Gelinen noktada neredeyse sadece Kürtçe eğitimi engellemeye dönük bir madde haline gelmiş 42. Madde üzerine kırmızı çizgiler çekmek yerine, yine bu madde metninde yer alan “eğitim ve öğretim çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre yapılır” anlayışına uygun davranılsa, elbet bir çözüm yolu bulunur. Çağdaş eğitim bilimi ana dilinde eğitimin en verimli eğitim olduğunu ispatlıyor. Kürt çocuklarına tanımadıkları bir dilde eğitim vermek psikolojik bir işkence mahiyetindedir. İktidar, kırmızı çizgilerini ana dillerinin üzerinden çekmelidir.
Bilmiyorum hâlâ kaldı mı; ama bir zamanlar Kürtçenin eğitim dili olamayacak kadar “ilkel bir dil olduğu” bahanesine sığınanlar da vardı. Güya kimya, fizik, biyoloji, matematik gibi derslerin kelime hazinesi Kürtçede mevcut değilmiş. Oysa bu dersler neredeyse 25 yıldır Erbîl’de, Süleymaniye’de Kürtçe olarak okutuluyor. Demek ki bu bahane de geçersizdir.
Doğru ve ilkesel olan yaklaşım, anayasanın 42. Maddesinin çağdaş bilimsel standartlara göre yeniden düzenlenmesidir. Ancak mevcut halde uluslararası anlaşmaların bu standartlara ulaşmada bir imkan sağlaması da pratik bir yöntem olabilir. Yani anayasa değişikliği yapılmadan da AİHS’e dayanılarak Kürtçe okul açılabilir.
Barış ve demokratik toplum yolunda ilerleyecekse, Türkiye’nin sorması gereken soru, Kürt çocuklarına kendi ana dillerinde eğitimi neden yasaklayacağıdır. Ya da, olumlu yönden soracak olursak, ilk Kürtçe ilkokulun nerede ve ne zaman açılacağıdır. Belki de ilk Kürtçe ilkokulun İstanbul’da açılması daha isabetli olur. Böylece bu adım toplumsal kaynaşma ve bütünleşmenin de bir sembolüne dönüşür. Önceki çözüm sürecinde Diyarbakır’da açılan ama birkaç yılda yok edilen Ferzad Kemanger ilkokulunun deneyimi de yeniden ele alınmalıdır.

