İklim krizi, yalnızca çevresel bir sorun değil; aynı zamanda toplumsal adaletin en önemli sınavlarından biridir. Seller, yangınlar, fırtınalar, aşırı sıcaklar artık sıradan haberler haline gelirken, bu afetlerin etkilerini herkes eşit biçimde yaşamıyor. İşte tam bu noktada, engelli bireylerin haklarını merkeze alan bir iklim politikası geliştirmek, yalnızca bir “özel grup” için politika üretmek değil, aynı zamanda iklim adaletinin gerçek ölçütünü belirlemektir.
Afetlerde en çok unutulanlar
Bir sel ya da deprem anında ilk kimi kaybederiz? Hareket kabiliyeti kısıtlı bireyleri, görme veya işitme engellileri, kronik rahatsızlıkları olanları… Engelli bireylerin afet anlarında yaşadığı risk, toplumun geneline göre katbekat fazladır. Ancak ne yazık ki iklim politikaları hazırlanırken bu gerçek çoğu zaman görmezden gelinir. Oysa engelli bireylerin ihtiyaçlarını merkeze alan bir yaklaşım, sadece onlar için değil; çocuklar, yaşlılar, kadınlar ve göçmenler gibi diğer kırılgan gruplar için de daha kapsayıcı bir sistemin inşasını mümkün kılar.
İklim adaletinin insan hakları boyutu
Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi (CRPD) açıkça belirtir: Engelli bireyler, her türlü politika ve kararda eşit söz hakkına sahip olmalıdır. Bu ilkenin iklim politikalarına yansıtılması, sürecin yalnızca teknik değil, aynı zamanda insan hakları temelli olmasını sağlar. Çünkü iklim adaleti, yalnızca karbon salınımını azaltmak ya da yenilenebilir enerjiye geçmekle sınırlı değildir; aynı zamanda afetlere karşı dayanıklı, kapsayıcı ve erişilebilir toplumsal yapılar kurmayı da içerir.
Erişilebilirlik = Sürdürülebilirlik
Eğer bir tahliye planı tekerlekli sandalye kullanan bir birey için uygun değilse, o plan sürdürülebilir değildir. Eğer bir erken uyarı sistemi işitme engellilerin erişimine kapalıysa, o sistem adil değildir. Eğer afet sonrası barınma alanları engellilerin ihtiyaçlarını karşılamıyorsa, o alanlar güvenli değildir. Dolayısıyla erişilebilirlik, yalnızca engelliler için bir ayrıcalık değil; sürdürülebilirliğin temel koşuludur.
Toplumsal dönüşüm için fırsat
İklim krizi, aslında engelliliğe bakışımızı da dönüştürmek için bir fırsat sunuyor. Engellilerin ihtiyaçlarını merkezde tutan iklim politikaları; şehir planlamasından enerji kullanımına, eğitimden sağlık hizmetlerine kadar pek çok alanda kapsayıcı bir dönüşümün önünü açabilir. Bu dönüşüm yalnızca engelliler için değil, tüm toplum için daha adil, eşitlikçi ve dayanıklı bir gelecek demektir.
Sonuç: Adaletin merkezine engellilik
Engelli hakları perspektifinden iklim politikaları geliştirmek, toplumun en kırılgan kesimlerini koruyan bir güvenlik ağı örmektir. Ve bu ağ, aslında hepimizin yaşam hakkını güçlendirir. Engelliliği merkeze almak; iklim krizine verilen yanıtın hem insan hakları temelli hem de sürdürülebilir olmasını sağlar.
Bugün iklim krizine karşı atılacak her adımda şu soruyu sormak zorundayız: “Bu politika, engelliler için erişilebilir mi?” Eğer yanıt “hayır” ise, o politika eksiktir. Çünkü adalet, en çok ihtiyaç duyanı merkeze aldığımızda gerçek anlamını bulur.