Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    KSK70’te “toplumsal cinsiyet” krizi

    7 Nisan 2026

    ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

    7 Nisan 2026

    SYKP 6. Olağan Kongresi tamamlandı

    6 Nisan 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      KSK70’te “toplumsal cinsiyet” krizi

      7 Nisan 2026

      Yapay zekâ: Kapitalizmin ihyası mı sonu mu?

      2 Nisan 2026

      Fedakârlık değil hak ihlali: Engelli politikalarında devletin geri çekilişi

      28 Mart 2026

      COP neyi başaramadı ve kapitalizmde yeşil dönüşüm mümkün mü?

      27 Mart 2026

      Eğitim kimin için ve ne için?

      26 Mart 2026
    • Seçtiklerimiz

      ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

      7 Nisan 2026

      Yeni bir yol yapmak

      1 Nisan 2026

      İşsiz gençler, çalışan emekliler!

      30 Mart 2026

      İran savaşında gerçekliği kavramak, gerçekliği fiyatlamak

      30 Mart 2026

      Tarihimiz ve hakikat-sonrasının açmazları

      23 Mart 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

      7 Nisan 2026

      Newroz, Akitu ve Paskalya: Mezopotamya’nın kadim bayramları yeniden sahipleniliyor

      5 Nisan 2026

      Dr. Levent Koşar: ‘İşçi sağlığı bir sağlık sorunu değil, sınıf mücadelesi sorunudur!’

      1 Nisan 2026

      Gazze’de soykırım hâlâ sona ermedi

      26 Mart 2026

      Iskalanmış Hayatlar: Tarihsel ayrımcılık, deprem ve Domariyi yitirmek

      23 Mart 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Ankara, Rusya ve Mısır’a ne söylüyor?

    Ankara, Rusya ve Mısır’a ne söylüyor?

    Siyasi Haber20 Haziran 2016
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    SEÇTİKLERİMİZ – Alptekin Dursunoğlu’nun yazısı: Ankara, Rusya ve Mısır’a ne söylüyor?

    Dolayısıyla Ankara, (aslında Saray) “aramızdaki krize takılıp kalmayalım, ilişkileri geliştirelim; çünkü ben haklıydım” şeklinde özetlenecek bir mesaj verirken Rusya ve Mısır’la ilişkileri normalleştirme iradesi göstermiş olmuyor.


    Başbakan Binali Yıldırım’ın “daimi düşmanlık olmaz”[1]açıklaması Türkiye’nin Rusya, Mısır, İsrail ve Suriye ile ilişkilerini normalleştirme arzusunu yansıtan bir açıklama olarak algılandı.


    Elbette ‘dostlarını arttırıp düşmanlarını azaltan bir dış politika’[2] vizyonu ortaya koyan Başbakan Yıldırım’ın bu açıklaması, yeni hükümetin bu ülkelerle ilişkileri normalleştirme iradesini yansıtıyor olabilir.


    Ancak sorun yaşadığı taraflara bir ‘davranış biçimi’ telkin eden bu açıklama, ortaya koyduğuçözüm iradesinden daha çok, yaptığı kriz tanımı ve önerdiği ‘kriz yönetimi modeli’ bakımından dikkat çekici.


    Başbakan Binali Yıldırım’ın bu açıklamasının yukarıdaki tespiti doğrulayan satır araları şunlar:


    1- Rusya ve Mısır, Türkiye ile ilişkilerinin normalleştirilmesi için herhangi bir somut girişimde bulunmadığına göre, Başbakan Yıldırım’ın bu açıklaması, krizin çözümüne dair bir ilk adım özelliği taşıyor.


    2- Ankara, Moskova ve Kahire ile yaşadığı krizi, tıpkı İsrail’le yaşadığı krizde olduğu gibi ‘haklılık’argümanına dayalı bir perspektifle tanımlıyor.


    3- Başbakan Binali Yıldırım, Türkiye ve İsrail’in Ankara’nın haklılığında uzlaşan krizi yönetme şeklini, Rusya ve Mısır’a model olarak sunuyor.


    Biz haklılığımızı unutalım, siz de krizi unutun beraberce kazanalım


    Özetle Başbakan Yıldırım, Rusya ile yaşanan krizde ‘egemenlik haklarını’, Mısır’la yaşanan krizde ise bu ülkedeki ‘darbeyi’, Ankara’nın haklılık gerekçeleri olarak ortaya koyuyor.


    Rusya’ya “Egemenlik haklarımızın ihlaline elbette izin vermeyiz” diyerek; Mısır’a ise “Halkın iradesine karşı yapılan her türlü girişim darbedir. Kabul etmiyoruz” diyerek Moskova ve Kahire’den Ankara’nın haklılığına teslim olmasını istiyor.


    Ardından da Rusya’ya “bir tek olaya takılıp kalmak doğru olmaz”, Mısır’a ise “bu, iki ülke arasındaki ticari ilişkilere mani olmamalı” nasihatinde bulunuyor.


    Her iki tarafa da kazandıran bir kriz modeli


    Ankara’nın haklılığının kabulüne rağmen sürdürülebilen ve reel ilişkileri olumsuz etkilemek bir yana hatta güçlendiren bir kriz, şimdiye kadar sadece Türkiye ve İsrail’in uygulamayı başardığı kriz yönetiminin eseriydi.


    Çünkü Türkiye ile İsrail arasındaki kriz, İsrail’in uluslararası sularda seyreden Mavi Marmara gemisindeki 10 Türk vatandaşını katletmesi sebebiyle başlamış ve İsrail de özür dileyerek Türkiye’nin haklılığını kabul etmişti.


    Bununla birlikte 10 Türk vatandaşının katledildiği Mayıs 2010’dan, İsrail’in henüz özür dilemediği Mart 2013’e kadar dahi Türkiye-İsrail ilişkilerinde hep ilerleme söz konusu oldu.


    2013’ten bu yana da Türkiye’nin ilişkilerin normalleştirilmesi için ortaya koyduğu şartları yerine getiren herhangi bir anlaşma yapılmamış olmasına rağmen ikili ilişkilerde rekorlar kırıldı.


    Ekonomik ilişkilerde rekorlar kıran kriz


    Örneğin Türkiye ile İsrail arasında 2009’da 2.603.186 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2010’da 3.439; 2011’de 4.448; 2012’de 4.039; 2013’te 5.067 milyar dolar oldu.[3]


    Krizin çözümü yönünde herhangi bir anlaşma yapılmamasına rağmen 2014 yılında Türkiye, 5.900 milyar dolarlık ticaret hacmiyle İsrail’in en fazla ticaret yaptığı 5. ülke haline geldi.[4] 5 Maddelik yaptırım kararında açıklandığının aksine ikili askeri ilişkiler de devam etti.[5]


    TÜİK verilerine göre de 2015’te İsrail, 2.698.113 milyar dolarlık payıyla Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı 20 ülke arasında Belçika, Çin, Polonya ve Azerbaycan’ı geride bırakarak 16. oldu.


    Bir yıl sonra alınan 5 maddelik yok hükmünde yaptırım kararı


    10 Türk vatandaşı, İsrail tarafından 31 Mayıs 2010’da öldürülmüştü. Türkiye ise İsrail’e karşı 2 Eylül 2011’de yaptırım kararı aldı.[6] Bu 5 maddelik yaptırıma rağmen Gazze’nin yoğun şekilde bombalandığı Kasım 2012’de İsrail’le ticari gemi seferleri başlattı.[7]


    Tel Aviv’in henüz özür dilemediği 2012’de İsrail’in NATO’nun askeri tatbikat ve faaliyetler dışındaki işbirliği mekanizmalarına katılmasına koyduğu vetoyu kaldıran[8] Türkiye, henüz ilişkilerin normalleştirilmesi yönünde bir anlaşma yapmamış olmasına rağmen 2016’da da İsrail’in NATO’da daimi temsilcilik açmasına onay verdi.[9]


    İsrail’in Gazze yükünü hafifletmek   


    2011’de Gazze ablukasını tanımadığını[10] belirten ve ilişkilerin normalleştirilmesi için Gazze ablukasının kaldırılmasını[11] 3 şarttan biri olarak ortaya koyan Türkiye, “Gazze ablukasının kaldırılması” ifadesine “hafifletilmesi”[12] ifadesini ekleyerek de fiilen bu şartından vazgeçmiş oldu. Halbuki Gazze halkının sorunu birtakım malların girip girmemesi değil, abluka sebebiyle bütün bir halkın adeta açık cezaevine mahkum edilmiş olmasıydı.


    Türkiye ablukanın ‘kaldırılması’ ifadesini ‘hafifletilmesi’ ifadesiyle hafifleterek aslında sadece İsrail’in Gazze yükünü hafifletmiş oluyordu.


    Türkiye ile İsrail ilişkilerinin hiçbir krizden etkilenmeden gelişmesini, İsrail’den çok Türkiye’nin ‘yapıcı’ tutumuna borçluyuz. Çünkü suçunu itiraf edip özür dilediği halde suçunun bedelini ödemeye hala yanaşmayan İsrail, Türkiye tarafından ikili ilişkilerde cezalandırılmadı, tam tersine ödüllendirildi.


    Özür dileyerek Türkiye’nin haklılığını itiraf etmiş olan İsrail’in ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda teorik olarak Türkiye’ye şart dayatabilecek bir konumda olmaması gerekiyordu. Ancak İsrail’in Hamasliderlerinden Salih Aruri’nin sınır dışı edilmesi şartını yerine getirmesi,[13] Ankara’nın İsrail’le ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda nasıl ‘yapıcı’ davrandığını ortaya koymuş oldu.   


    Bu kriz yönetim modeli Rusya ve Mısır’a uyar mı?


    Peki Türkiye ile İsrail’in her iki tarafa da kazandıran bu kriz yönetim modeli, Rusya ve Mısır tarafından kabul görür mü?


    İsrail’in aksine Rusya ve Mısır’ın Ankara’yı değil kendisini haklı görmesi, Moskova ve Kahire’nin krizden kazanç üreten bu modeli kabul etmesini güçleştiren ilk sebep.


    Çünkü Rusya, uçağının sınır ihlali yaptığı yönündeki Ankara tezini reddediyor. Mısır ise İhvan dışında herkesin destek verdiği[14] 2013 müdahalesiyle ilgili Türkiye’nin tutumunu iç işlerine karışmak olarak niteliyor.


    İkincisi, Türkiye’nin aksine Rusya ve Mısır, ilişkilerin normalleştirilmesi yönünde herhangi bir girişimde bulunmuyor, ilk adımı Türkiye’nin atması gerektiğinde ısrar ediyor.


    Rusya, Türkiye’nin özür dilemesini ve hem uçak için hem de öldürülen pilotun ailesi için tazminatödemesini; Mısır ise Türkiye’den “İhvancı unsurların yaptıkları kaçakçılığı, Libya’daki silahlı milislere verdiği desteği ve İhvancıların Türkiye’den Mısır’ı hedef alan uydu yayınlarını durdurmasını”[15] istiyor.


    Bir başka deyişle Rusya ve Mısır, Türkiye ile ilişkilerinde ekonomik çıkarlara değil, ‘ulusal onura’ ve‘egemenliğe’ öncelik verdiklerini gösteren şartlar ileri sürüyor.


    Türkiye’nin 10 vatandaşının öldürülmesinden bir yıl 4 ay sonra, Rusya’nın ise uçağının düşürülmesinden 4 gün sonra yaptırım uygulaması,[16] da tarafların kararlılık düzeyi hakkında fikir veriyor.


    Suriye ile 2011, Mısır’la 2013, Rusya ile 2015 öncesine dönüş


    Türkiye’nin İsrail’le yüzde 90’ı tamamlanan anlaşması[17] son şeklini aldığında ikili ilişkilerdeki değişiklik, sadece ikinci katiplerin yerini büyükelçilerin aldığı bir protokol değişikliği ile sınırlı kalmayacak. 2010’dan beri zaten artarak devam eden ekonomik ilişkilerin enerji alanında yapılması beklenen anlaşmalarla birkaç katına çıkacağı öngörülüyor.


    Suriye sınırında kurulan federasyonu jeopolitik bir tehlike[18] olarak gördüğü için Şam ile; hem ekonomik sebeplerden hem de Suriye’den kaynaklanan güvenlik kaygılarından dolayı Moskova ile ve Körfez ülkelerine ulaşım ihtiyacından dolayı da Kahire ile ilişkilerini normalleştirmek Türkiye için bir zorunluluk haline gelmiş olabilir.


    Ancak Başbakan Binali Yıldırım’ın bölgeyle ilişkilerin normalleştirilmesinden yana olduğu algısı yaratan son açıklaması, bu ülkelerle ilişkileri sürekli olarak iç politika malzemesi yapan Saray’ın yeni bir manevrası olarak gözüküyor.


    2010’da İsrail’le, 2011’de Suriye’yle 2013’te Mısır’la tırmandırılan gerilimler, iç kamuoyuna oynanan ‘hayır kurumu devlet’ ve ‘ümmetin lideri’ rolünü destekleyici etkileri bakımından iç politikada getirisi yüksek operasyonlardı.


    Her iki tarafa da kazandıran kriz yönetimi modeli sayesinde İsrail krizi dış politikada sorun yaratmadı. Ancak Suriye krizinin 2011’deki romantik devrimciliğinden geriye açık ve yakın bir jeopolitik tehlike, Mısır krizinin 2013’teki ‘değerli yalnızlığından’ da geriye utanç verici ‘Suudi yedekliğinden’ başka bir şey kalmadı.


    Suriye’de NATO ile Rusya’yı karşı karşıya getirme ve Suriye’de güvenli bölge yaratma hevesiyle başlatılan Rusya krizi ise Suriye’nin Türkiye için bir uçuşa yasak bölge haline gelmesine ve Türkiye’yi kaygılandıran Kürt federasyonunun oluşumuna zemin hazırladı.


    Dolayısıyla artık iç politikada hiçbir getirisi olmayan bu krizler, dış politikada Türkiye için yakıcı tehditlere dönüşmeye başladı.


    Buna rağmen, Ankara şimdi ortaya koyduğu ilişkileri normalleştirme iradesiyle Suriye ile Mart 2011, Mısır’la Temmuz 2013 ve Rusya ile de Kasım 2015 öncesine dönmek istediğinin mesajını veriyor gibi gözükse de bu tarihlerdeki kendi rolünü sorgulamaktan hala çok uzak duruyor.


    Dolayısıyla Ankara, (aslında Saray) “aramızdaki krize takılıp kalmayalım, ilişkileri geliştirelim; çünkü ben haklıydım” şeklinde özetlenecek bir mesaj verirken Rusya ve Mısır’la ilişkileri normalleştirme iradesi göstermiş olmuyor.


    Rusya ve Mısır’a “gelin krizimizi bizim İsrail’le yaşadığımız kriz gibi tanımlayıp yönetelim, hem krizimiz devam etsin hem de birlikte kazanalım” teklifi yapıyor.


    (Alptekin Dursunoğlu'nun bu yazısı 19 Haziran tarihinde Yakın Doğu Haber Ajansı'nda yayınlanmıştır.)

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

    7 Nisan 2026

    Yeni bir yol yapmak

    1 Nisan 2026

    İşsiz gençler, çalışan emekliler!

    30 Mart 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Elif Gamze Bozo

    KSK70’te “toplumsal cinsiyet” krizi

    Muhsin Dalfidan

    Yapay zekâ: Kapitalizmin ihyası mı sonu mu?

    Elif Gamze Bozo

    Fedakârlık değil hak ihlali: Engelli politikalarında devletin geri çekilişi

    Yekta Armanc Hatipoğlu

    COP neyi başaramadı ve kapitalizmde yeşil dönüşüm mümkün mü?

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Ertuğrul Kürkçü

    ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

    Ertuğrul Kürkçü

    Yeni bir yol yapmak

    Aziz Çelik

    İşsiz gençler, çalışan emekliler!

    Akdoğan Özkan

    İran savaşında gerçekliği kavramak, gerçekliği fiyatlamak

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Dilovası’nda yine iş cinayeti: 3 işçi hayatını kaybetti

    5 Nisan 2026

    Bekeart’ta grev kararı: İşçiler 17 Nisan’da iş bırakabilir

    4 Nisan 2026

    Düzce’de iş cinayeti: İşçi İsmail Başer hayatını kaybetti

    1 Nisan 2026
    KADIN

    KSK70’te “toplumsal cinsiyet” krizi

    7 Nisan 2026

    EŞİK’ten doğum izni düzenlemesine tepki: “Çocuk bakımı sadece kadınların sorumluluğu değildir”

    31 Mart 2026

    DEM Parti Milletvekili Saliha Aydeniz TBMM İdare Amiri görevinden istifa etti

    24 Mart 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.