Fanon, Marksizmden etkilense de devrimci sınıfa bakışı farklıdır. Bunun birinci nedeni yukarıda kısmen açtığımız multi-disipliner bir yaklaşım içinde olması ve farklı düşünsel eğilimler ve kimliklerden beslenmesidir. Sistematiğini ve politik yaklaşımlarını bunun üzerinden kurar. İkinci neden ise Cezayir ulusal mücadelesinin iç dinamikleri, sömürgeciliğe karşı mobilize olan kitlenin profili ve statükocu kesimlerin analizi üzerinden şekillenir. Yani bu yöndeki yorumları bir ölçüde ampirik içerikte, biraz da mücadelenin seyri ve konjonktürle bağlantılıdır. Buna bir ek de devrimin içeriğini nasıl doldurduğuyla yapılabilir.
Fanon, I. Wallerstein‘ın ifadesiyle yoksul köylülerin kentli işçilerden daha devrimci olduğunu düşünüyordu. Benzer yaklaşımı Fanon, lümpen proletarya için de gösterir. Lümpen proletarya Fanon’a göre proletaryadan daha devrimci karakterdedir.

Fanon devrimin kitle potansiyelinin başta yoksul köylüler, öğrenci gençlik yanında sömürgeci düzenin yarattığı yıkıcı gelişmelere bağlı ve bir nevi Mahir’in ifadesiyle çarpık kapitalistleşme sürecinin sonucu olarak kent banliyölerini dolduran lümpen proletarya olduğunu düşünüyordu.
Bu toplumsal kesimleri, sömürgeci düzen içinde şiddetle ezilen, bu düzenle hiçbir bağı olmayan ve yıkıcı öfkeyi bünyesinde taşıyan başlıca güçler olarak görüyordu. Afrika genelinde bakıldığında, 1960’lı yıllarda kent proletaryasının nicel sayısının oldukça düşük olduğu ortadadır. Yaklaşımın merkezi olan Cezayir’de ise kıtanın alt bölgelerine oranla kent proletaryası nispeten daha fazladır. Fanon bu kesimi var olan sömürgeci düzen/sistemden pay alan ve statükocu bir güç olarak görüyordu. İkili bir yanlış içine düşen Fanon, birincisi proletarya tanımının kafasında net olmamasından kaynaklı açılımlar yapmaktadır, ikincisi proletaryayı sömürgeci düzenden pay alan kesimlerle, sistemin parçası olan ağırlıkta küçük burjuvaziyle ve farklı meslek gruplarıyla karıştırmasıdır.
Fanon ayrıca proletaryanın farklı segment ve fraksiyonlarını çözümlemede de problem yaşamaktadır. Fanon’un en önem verdiği ve son derece iyi yakaladığı nokta aşağıdan dizginsiz bir öfkeyle açığa çıkan patlamalardır. Ve bu patlamaların yıkıcı bir güce, hangi güçler ve kesimler tarafından dönüştürüleceğidir.

Bu noktada Fanon’dan da etkilenen Marksist ve bir sömürge devrimcisi olan, aynı zamanda yeni sömürgecilik üzerine son derece önemli analizler yapmış, Gine Bissau devriminin önderi Amilcar Cabral’ın yaklaşımları dikkat çeker. Afrika devriminin orijinalitesi üzerinde duran Cabral, devrimin dinamikleri üzerine bazı noktalarda Fanon’la örtüşür. Devrimin proletaryanın çok zayıf olmasından dolayı, yoksul köylülük ve kentleri dolduran lümpen proletarya, kırdan yeni kopmuş genç göçmenlerin oluşturduğu “sınıf dışı” kesimler tarafından karakterize olduğuna vurgu yapar. Ve küçük burjuvazinin “üst” kesiminin sömürgeci güçlere angaje olduğunu, “alt” kesiminin ise devrim saflarında yer alabileceğini belirtir. Bu toplumsal, sınıfsal analiz üzerinden Gine Bissau devriminin yolunu yazar. Cabral son derece özgün bir tanımlamayla “sınıf intiharı” kavramını geliştirerek küçük burjuvazinin alt kesiminin proletarya ideolojisiyle donanıp, devrimin önderliğini üstlenmesine vurgu yapacaktır. Cabral’ın çözümlemeleri yüksek bir politik mahiyet taşır ve çözümlemeleriyle ortodoks ve dogmatik yaklaşımların dışına çıkar.
I. Wallerstein, Fanon’un devrimci strateji ve politik taktiklerine özel önem verir ve Siyahlar içinde devrimin imkanını aradığını vurgular. Özellikle “Fanon ve Devrimci Sınıf” makalesi önemli bir çalışma olarak dikkat çeker.

Fanon’un lümpen proletaryaya yüklediği yıkıcı potansiyel onu bir çok düşünür ve edebi kimlikle farklı bağlamlarda ortaklaştırır. 1968’in ideolojik yönelimlerini belirleyen en önemli kimliklerinden biri Marcuse’dur. Marcuse, proletaryanın tüketim toplumunun parçası olmasıyla birlikte, sendikal bürokrasi ve burjuva kurumsal siyaset aracılığıyla (buna burjuva lejitimasyonu onaylayan komünist partiler de dahildir) sisteme entegre olduğunu ve devrimci özneliğinin aşındığını yazar. Bir manada konjonktür ve olgu tespiti yapar. Ve sistemin dışına itilmiş, dağınık, küçük muhalif grup ve sınıfların kaybedecek bir şeyleri olmadığından ve sistemin bütün acımasızlığını üstlerinde hissettiklerinden dolayı büyük öfke patlamalarıyla toplumsal isyanları tetikleyebileceklerini söyler. Bu kesimleri yanlış bilindiği üzere bir özne olarak kabul etmez ya da yeni özne olarak tariflemez. Bu dinamiğin ve patlamaların sınıftaki ataleti kırabileceğine ve onun devrimcileşmesinde katalizör rol oynayabileceğine vurgu yapar. Marcuse da Fanon’a benzeyen bir şekilde yukarıda sözünü ettiğimiz sınıf ve tabakaların spontan nitelikli, yıkıcı patlamalarına önem verecektir.
Fanon’nun bu yaklaşımlarının aynı zamanda F. Guattari, A. Rimbaud ve Jean Genet’in düşünceleriyle paralellik taşıması, siyaset felsefesi ve teorisi, estetik ve devrim ilişkisi üzerine son derece zengin ve katmanlı tartışmaların önünü açabilir.
Guattari’nin moleküler devrim anlayışı göçmenlerin, kadınların, eşcinsellerin, güvencesizlerin, delilerin, çocukların, dezavantajlıların kendi yaşam alanlarında, günlük ilişkilerde, yerelde, mikro düzeyde gerçekleştirdikleri küçük mücadelelere, dönüşüme ve siyasete ve yarattıkları kristalizasyona dayanır. Bu aynı zamanda bir karşı özneleşme, öznel dönüşüm ve yeni yaşam biçimleri pratiğidir.

Rimbaud ise modernizmin yıkıcılığı ve burjuva dünyasının iki yüzlü ahlakını çok erken fark eden (19. yüzyılın ikinci yarısında yaşayan) çizgi dışı, asi bir şairdir. Rimbaud mevcut burjuva dünyasını ve kurduğu, her yere sızan ve nüfuz eden ahlakını reddeder. “Ben bir başkasıdır” diyerek özneliğin başkalığın içinden oluştuğunu, aynı zamanda sürekli oluşan, parçalanan, başkasıyla ilişki içinde şekillenen bir süreç olduğunu düşünür. Bu perspektif Rimbaud’un şiir anlayışı ve yaşamsal duruşunu ifade eder. Serseriler, yoksullar, dilenciler, fahişeler, cinsel olarak dışlananlar, suçlular yani Fanon’un yaklaşımıyla lümpen proletarya burjuva ahlakının dışına çıkmayı temsil eder. Burjuva normların dışında başka varoluşları ifade ederler. Rimbaud bir sınıfsal yaklaşımdan öte alışılmışın dışına çıkma, teşebbüs etme, edilebileceğini göstermeyi ister. Ayrıca bu kesimleri romantize etmez. Bir karşı pratik olarak, bozucu etken olarak düşünür. Toplumsal normlara karşı duruş olarak görür. Şiirsel kopuşunu bu varoluş biçimleri üzerinden üretir.
Rimbaud ayrıca Paris Komünü’nü büyük çoşku ve hayranlıkla karşılar. Komün onun için sadece toplumsal bir ayağa kalkış, siyasal bir düğüm noktası değildir. Aynı zamanda estetik ve toplumsal ahlaka bir isyandır. Bu yıkma eylemi onun burjuva dünyaya karşı duyduğu nefreti somutlar. Komün başka bir ifadeyle hayatın yeniden ve en alttakiler tarafından inşasıdır. Komünarların yenilgisi ve komünarların katli onu büyük bir hayal kırıklığına sürükleyecektir. Geleceğe yönelik umudunu kaybedecektir.
Jean Genet de marjinaller, marjinalleştirilmiş olanlar, ezilenler üzerinden düşüncelerini ve duruşunu belirler. Devlet ve iktidar karşıtlığını kalıcı marjinallik üzerinden üretir. Genet, değerleri ters yüz ederek iktidara kafa tutar. Dışlanmışlık onun için aktif karşı kimlik oluşturma zeminidir. Marjinalliği yeni bir özneleşme sürecine, silaha çevirir. Bu yaklaşım ve tutumlar Fanon’un öfkenin ve isyanın kaynaklarını aramasıyla ve yine öfkenin biriktiği ve patladığı zeminlerle paralelleşir.

Bu noktada 1970’li yıllarda ağırlıkta kendini dışa vuran bu toplumsal analizlerin kapitalizmin bir döneminde farklı toplumsal patlama noktalarını göstermek, sistemin zayıf noktalarını belirlemek, ötekilerin ve marjinallerin, dışlanmışların taşıdığı isyan ve öfke potansiyellerini tartışmak anlamında manalıdır. Özellikle 1968 küresel isyan hareketi yenilgisi, sürekli bir karşı devrimci süreç olarak gelişen neo-liberal kapitalizmin yarattığı yıkım, yine bu süreçte kapitalist entegrasyon sürecinin derinleşmesi ve kapitalizmin özellikle son elli yıllık süreçte küresel düzeyde yayılma ve kendi muhalefetinden öğrenme kabiliyeti, hatta muhalefetini metalaştırma ve olağanüstü absorbe etme gücü bu toplumsal kesimleri giderek etkisizleştirmiş, sistemin makul sınırları içinde kalmalarını sağlamış ve devrimci enerjilerini soğurabilmiştir.
Dünün “tehlikeleri sınıfları” bir manada ehlileşmiştir ya da daha iyi bir ifadeyle sistemin marjında tutulmaktadır. Fakat yine aynı süreç küresel düzeyde tarihin en büyük proleterleşme sürecini yaratmış, sınıfsal antagonizmayı küresel düzeyde şiddetlendirmiştir. Proletaryanın kompozisyonunda önemli değişikleri de beraberinde getiren bu süreç, bir yeniden yapılanma dönemi olarak da ele alınabilir. Devrimci öznenin yeniden kuruluşunun nesnelliği olarak değerlendirilebilir.
Fanon’un hatırlattıkları
Fanon sömürgeleştirilmiş insanın içine düştüğü girdabı, yabancılaşmayı, ruhunun ve kişiliğinin parçalanmışlığını, efendiye riayetini, aşağılık kompleksini, sömürgecinin inşa ettiği anlamlandırma ve göstergeler rejimini aşmasının ancak mücadele ve kavganın içinde gerçekleşebileceğinin altını çizer. Özellikle sömürgeci şiddetin zavallılaştırdığı insanın karşı şiddetle bir katarsis sürecine girebileceği ve bu şiddetin meşru olduğunu belirtir. Bu yaklaşımı yıkıcı etki yaratacaktır.
Fanon ve yukarıda konsantre bir şekilde bahsettiğimiz kimlikler, bize içinden geçtiğimiz yeniden sömürgeleştirme döneminde kapitalizmden nefret etmenin, öfkeyle kuşanmanın, öfkeyi örgütlemenin, isyanın yeni ve yıkıcı zeminlerini aramanın önemini ortaya koyuyor.
En başta öfkenin gücüne inanmamız ve öfkenin her koşul altında biriktiğini bilmemiz gerekiyor.
Fanon diğer yandan sistemin acıyan yerine vurmanın stratejik önemini gösteriyor. Ve her insanın ancak ve ancak yüreğinin acıdığı yerden yakalanabileceğini söylüyor. Ancak yıkıcı bir teori ve yıkıcı bir pratiğin öfkeyi kristalize edebileceğini ortaya koyuyor. Ve düşman ne kadar güçlü ve kudretli olursa olsun “hiç” kabul edilen, önemsenmeyen ve aşağılananlar tarafından dize getirilebileceğine inanın, diyor ve dünyanın bütün lanetlilerine öfkelenin ve örgütlenin, diye sesleniyor.
Fanon’un sistematiği ve pratiğinin bugüne iki eksende büyük katkısı olacağını düşünüyorum: Birincisi kadın özgürlük mücadelesinin gizli öznelikten çıkıp kolektif özneye dönüşmesinin yolları ve yöntemlerini ortaya koyması, ikincisi anti-kapitalist mücadelenin her zaman ihtiyaç duyduğu öfkenin dinamiklerinin nerede saklı olduğunu ve ne derecede yıkıcı olabileceğini göstermesi…
O öfkenin ve “barikatların” filozofu olarak küresel düzeyde yeniden sömürgeleştirme sürecinde, dayanacağımız en önemli düşün ve eylem adamlarından biridir.
KAYNAKLAR
– Fanon, F. (1996) Siyah Deri Beyaz Maskeler, Sosyalist Yayınları.
– Fanon, F. (2024) Yeryüzünün Lanetlileri, İletişim Yayınları.
– Fanon, F. (1982) Cezayir Savaşının Anatomisi, Pınar Yayınları.
– Fanon, F. (2022) Afrika Devrimine Doğru, Sel Yayınları
– Fanon Kitabı (2025) Dipnot Yayınları.
– Fanon, F. (2024) Radikal Sömürgeciliğin Mantığı, Pınar Yayınları.
– Gendzier, L. İ. (1997) Frantz Fanon, Sosyalist Yayınları.
– Mollaer, F. (Ed.2019) Fanon’un Hayaletleri, İthaki Yayınları.
– Ünlü, B. (2026). Frantz Fanon, İletişim Yayınları.
– Frantz Fanon. (2020) Duvar Kitap Dergi, Sayı 131.
– Hudis, Peter. (2020) Barikatların Filozofu, Dipnot Yayınları.
– Özdemir, M. (2018) Post Kolonyalizm Nedir?, Açılım Kitap.
– Moller. F. (2018) Kimlik, Tanınma Mücadelesi ve Şarkiyatçılık, Metis Yayınları.
– Kojeve, A. (2000) Hegel Felsefesine Giriş, YKY.
– Penelope, B. (2015) Freud Üzerine, Say Yayınları.
– Adler, A. (2006) Sosyal Roller ve Kişilik, İş Bankası Yayınları.
– Adler, A. (2021) Yaşamın Anlamı ve Amacı, Olimpos Yayınları.
– Philips, A. (2025) Freud Olmak, YKY.
– Stevens, A. (1999) Jung, Kaknüs Yayınları.
– Dunne, C. (2022) Ruhun Yaralı Şifacısı, Novus Yayınları.
– Parker, I., Cuellar P. D. (2024) Psikanaliz ve Devrim, Ayrıntı Yayınları.
– Badiou vd. (Der.) (2022) Varoluşçuluk Fenomenoloji Ontoloji, Ayrıntı Yayınları.
– Fenomenolojik Gelenekte Cogito Eleştirisi, (2020) Çizgi Yayınları.
– Bumin, T. (2020) Hegel, YKY.
– Heidegger. M. (2020) Hegel’in Tinin Fenomenolojisi, Alfa Yayınları.
– Vücudun Fenomenolojisi, (2024) Nobel Yayınları.
– Ponty, M.M. (2020) Algının Fenomenolojisi, Minotor Yayınları.
– Cogito, (2017) M. Merleau Ponty, YKY.
– Ponty, M. M. (2023) Görünür ile Görünmez, Doğu Batı Yayınları.
– Afrika Devriminin Figürleri (2016) Notabene Yayınları.
– Arent, H. (2003) Şiddet Üzerine, İletişim Yayınları.
– Cabral, A. (1974). Gine’de Devrim, Koral Yayınları.
– Hardt, M. (2024) Yıkıcı Yetmişler, Otonom Yayınları.
– Rimbaud, A. (2022) Ben Bir Başkasıdır, Doğu Batı Yayınları.
– Han, C.B. (2019) Psikopolitika, Metis Yayınları.
– Robb, G. (2012) Rimbaud, İş Bankası Yayınları.
– Genet, J. (2016) Açık Düşman, Metis Yayınları.
– Genet. J. (2021) Hırsızın Günlüğü, Ayrıntı Yayınları.
– Marcuse, H. (1975) Tek Boyutlu İnsan, May Yayınları.
– Guattari, F. (2020) Moleküler Devrim, Otonom Yayınları.
– Sorel, G. (2013) Şiddet Üzerine Düşünceler, Epos Yayınları.
– Foucault, M. (2020) Deliliğin Tarihi, İmge Yayınları.
– Foucault, M. (2022) Bilginin Arkeolojisi, Ayrıntı Yayınları.
– Deleuze, G., Guattari, F. (2024) Bin Yayla, Norgunk Yayınları.
İNTERNET KAYNAKLARI
-Kaya, İrfan. “Hegel’in Diyalektiği ve Fanon’un Tanınma Mücadelesi”, dergipark.org.tr
-Hudis, Peter. “Frantz Fanon’un Devrimci Hümanizmi”, https://imhojournal.org
-Wallerstein, I. “Fanon ve Devrimci Sınıf”, https://kurdarastirmalari.com
– Young, J.C.R. “Fanon’un Tekinsizliği”, https://kurdaraştirmalari.com
-Tepe, Dursun. “Fanon’un Fenomenolojisinde Tanınma Sorununun Yeniden Düşünülmesi”, https://www.academia.edu
– Bora, T. “Paris Vesilesiyle, Frantz Fanon ve Şiddet Sorunu”, https://birikimdergisi.com
