Gözaltı, tutuklama ve şaşaalı ihtişam gösterileri altında geçen NATO toplantısı, arkasında magazinsel pek çok görüntü ve bir dizi soru bırakarak sona erdi. Saray iktidarının bu şatafatlı gösteriden kendisine meşruiyet yaratmak için yararlanmak isteyeceği bilinen bir gerçekliktir. Bu hedefine ulaşıp ulaşmadığını uzak olmayan bir gelecekte barış görüşmelerinde ve CHP eksenli baskı politikalarının dozajında atacağı adımlarla göreceğimiz kesindir. Trump’ın açıklamaları veri alındığında en azından ABD kaynaklı desteğin sağlandığı görülmelidir. Bu desteğin boyutlarının, bedellerinin ve toplumsal yansımalarının ne olduğunu önümüzdeki günler gösterecektir. Toplantının Ankara’da yapılmış, Trump’ın toplantıya katılmış olmasının önemli sebeplerinden birisi ABD’nin saray rejimine verdiği desteği göstermektir.
Saray iktidarının varlık yokluk hesapları, boyunu aşan büyük hayalleri bir yana, toplantıyı, NATO’nun ABD’nin küresel hegemonyasının askeri bir aparatı olduğu gerçeği ışığında okumak gerekir. Daha önce gerçekleştirilen toplantılarda Avrupa ülkelerinin Ukrayna savaşında Rusya’ya karşı Ukrayna’nın yanında ve ABD’nin arkasında hizaya girmeleri sağlanmış, Ukrayna savaşında mali fatura bu ülkelere kesilmiştir. Ankara zirvesi esas olarak ABD-Çin arasında gidererek sertleşen küresel paylaşım mücadelesi ekseninde ele alınmalıdır.
Tukidides Tuzağı, yükselişte olan bir gücün mevcut egemen gücü yerinden etme tehdidi yaratmasıyla ortaya çıkan yapısal gerilimi ve bunun genellikle savaşa yol açma riskini tanımlayan bir siyaset bilimi kavramıdır. Çin lideri Şi Cinping’in Trump ziyareti sırasında egemen güçleri bu tuzağa düşmekten kaçınmaya çağıran açıklamasıyla kavram yeniden gündeme geldi. Küresel bir çatışmadan kaçınma uyarısı yapan bu çağrı, aynı zamanda emperyalist-kapitalist dünyanın güncel çatışmasının özeti, içine girdiği yeniden paylaşım mücadelesinin açık ifadesi olarak okunmalıdır.
Lenin, Emperyalizmi “dünyanın büyük güçler arasında paylaşılmasıdır” şeklinde tanımlar ve devam eder: “Yeni güçler ortaya çıktıkça bu paylaşım yenilenmek zorunda kalacaktır.” Bugün yeni bir paylaşım mücadelesinden ve olası büyük bir savaştan söz edilmektedir. Şi Cinping küresel dünyayı bu savaştan kaçınmaya çağırırken, talepleri gerçekleşmediğinde Çin’in böyle bir çatışmaya hazır olduğu uyarısını da yapmaktadır. Bu uyarının, ABD’nin İran’da tökezlediği ve askeri gücünün sınırlarının çizildiği bir döneme denk gelmesi ironiktir.
Tukidides tuzağı uyarısı, küresel dünyanın iki büyük güç ve bunların realize ettiği bloklar arasında bölündüğünün beyanıdır. Emperyalist yeniden paylaşım mücadelesi güncel olarak enerji-ticaret yollarının ve değerli maden yataklarının denetimi üzerinden sürdürülmektedir. Bu mücadele, renkli devrimler, askeri darbeler ve vekil güçler üzerinden çıkarılan iç savaşlar marifetiyle yürütülmektedir. Temel amaç bu hatlar üzerindeki ülkelerin verili bloklardan birinin tarafında yer almasının sağlanmasıdır. Çin’in enerji enerji, hammadde ve gıda kaynaklarına erişimini, dünya pazarıyla bağlantısını kesmek amacıyla Pasifik Okyanusu’nda kurulmaya çalışılan deniz ablukası Asya’da karadan kuşatma ile tamamlanmak istenmektedir. Türkiye ise bu stratejinin kilit ülkesidir. Geçmişte NATO içinde “tampon ülke” olarak konumlanan Türkiye, güncel olarak Asya işlerine yönelen operasyonel bir güce dönüşmektedir.
Dünya genelindeki durum ülke için de geçerlidir. Türkiye’deki rejim meselesi, kendi iç dinamiklerinin yanında emperyalizmin yönelimleriyle de birlikte tartışılmalıdır. Trump’ın Ankara’daki “Erdoğan’ı aradım rahibi serbest bıraktı. ” açıklaması, ABD’nin Türk devletinden beklentisinin özetidir: Yasama ve yargının tek kişinin elinde toplandığı, ABD’ye sadakatle bağlı, otoriter bir rejim. “Yerli ve milli” başkanlık sistemi sermayenin ve ABD’nin çıkarlarıyla uyumludur. Burada görülmesi gereken temel nokta sarayın var olan rejimi, bir çeşit Azerbeycan tarzı, yönetimin babadan oğula geçtiği bir üst aşamaya taşımak istemesidir.
Saray’ın Kürt açmazı
Fakat toplumsal muhalefetin bu stratejiyi boşa düşürme potansiyelinin oldukça güçlü olduğu da görülmelidir. Bir yanda tüm imha saldırıları karşısında ayakta kalan Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkının büyüyen özgürlük ve eşitlik talebi, bu talebin kitlesel sahiplenilmesi, öte yanda ağır yoksulluk içindeki toplumsal tabanda büyüyen öfke, saray iktidarının gelecek projelerini gölgelemekte, ezilenlere ise umut vermektedir.
27 Şubat’ta Abdullah Öcalan’ın çağrısı ile başlayan PKK’nin silah bırakması olgusu, devletin emperyalizmin yeni sürecine uyum çabasıyla da açıklanabilir. Enerji geçiş yolları üzerinde denetim sağlama ve bölgesel güç olma hayali peşinde koşan Türk devleti kaçınılmaz orak Kürt halkı ve onun siyasi özneleriyle masaya oturmak zorunda kalmıştır.
Kürt özgürlük hareketinin barış sürecini demokratik bir toplumla ve demokratikleşme ile tanımlamak istemesi iktidarın içine düştüğü açmazı oluşturmaktadır. Saray Kürt Özgürlük hareketini tasfiye etmek için hamle yaparken, özgürlük hareketi otoriterleşmeyi kalıcılaştırma eğilimlerine son verecek demokrasi talepleri ile karşılık vermektedir. Masanın kurulmasında, Kürt siyasal hareketinin ülke içinde iktidar yapısını belirleyebilecek bir güce ve siyasal ağırlığa ulaşmasının etkisi büyüktür. Devletin söz konusu demokratik talepler konusunda adım atması ancak barışa kitlesel olarak sahip çıkmak ile mümkündür. Kabul edilmelidir ki barış meselesi aynı zamanda demokrasi meselesidir.
CHP’yi saray yoluna getirmek
CHP’yi hedef alan saldırılar ve otoriterleşme de benzer şekilde değerlendirilmelidir. Ağır yoksulluk krizinin yaşandığı ülkede iktidarın rıza üretme kapasitesi daralmıştır. Sokağın çeteler tarafından teslim alınması, uyuşturucunun ilkokullara kadar yayılmış olması ve toplumun-devletin hücrelerine işleyen sosyal–siyasal çürüme, toplumsal huzursuzluğu artırmaktadır. Yaşam koşullarının katlanılamaz hale gelmesi, adalet duygusunun, gelecek beklentisinin kaybolması sokakta bireysel şiddeti yaygınlaştırmış, toplumu barut fıçısına çevirmiştir. Ülke devrimci bir kırılmaya doğru ilerlermektedir.
Saray iktidarı; bürokratik yapının, tarikat koalisyonunun ve yeni sermaye grubunun çıkar ortaklığının cisimleşmiş halidir. Devleti kaybettiği anda her şeyi kaybedeceğinin farkında olan bu blok, iktidarın ailede kalmasını ve yönetimin Azerbaycan tarzı bir yapıya geçmesini hedeflemektedir. Seçimlerin oyuna, meclisin karikatüre dönüştüğü bir ülke arzulanmaktadır. Rıza kapasitesini yitiren iktidarın seçim kazanmak için yapacağı tek şey, karşısındaki muhalefeti parçalamaktır.
19 Mart’tan itibaren sokağa çıkan, sol ve emekçi güçlere yaslanan, giderek iktidar alternatifi haline gelen ve ABD politikalarına mesafeli durup parlamentarizme dönüş vadeden Özgür Özel yönetimindeki CHP, egemen güçler, sermaye ve saray bloku açısından tehdit haline gelmiştir. “Butlan darbesi” bu güçlerin ortak hamlesidir. Özel, sokaktan çekilerek ve sistem içi çizgiye girmeye zorlanmak istenmiştir. Saray ittifakı bu hamleye, CHP Genel Merkezinin basılması, ihraçların başlaması ve partinin parçalanmaya gitmesi üzerinden dahil olmuştur. Bu gelişmeler, yargı marifetiyle yürütülen saldırganlığın artacağını göstermektedir. Söz konusu olan sadece CHP’nin devreden çıkarılması değil; halkın barış, demokrasi ve hak taleplerinin boğulmasıdır.
Politik analiz, politik eylem için yapılır. Ülkenin geri dönüşümü oldukça zor bir otoriter bir rejime ilerlediği tespiti yapılıyorsa, bu durum “Ne yapmalı?” sorusunu beraberinde getirir.
Halkın öfkesine adres olmak için ayrı kanallardan akan barış-demokrasi mücadelesinin ortak zeminlerde geniş bir demokrasi cephesinde birleştirilmesi zorunluluk halini almıştır. Kürt sorununda adil bir barış olmadan demokrasi inşa edilemeyeceği gibi, demokrasi mücadelesi güçlenmeden de adil bir barış sağlanamaz.
Otoriterleşme karşıtı mücadele, halkın yaşamsal çelişkilerine cevap üreten siyasal söylemlerle şekillendirilmelidir. Yoksul kitlelerin iktidarla problemi, onun otoriter yönelimlerinden çok yaşam koşullarını katlanılamaz hale getirmesinden kaynaklanmaktadır. Sosyalist hareket, bu iki mücadele kanalının buluşmasının ve kitlelerle temas etmesinin itici gücü olmak zorundadır. Süreci belirleyecek olan, sosyalistlerin bu görevin gereklerini yerine getirip getirmemesi olacaktır.
* Sosyalist Demokrasi Hareketi (SDH) Yürütme Kurulu üyesi
