KESK 14 Ocak’ta bağlı bulunduğu tüm işkollarında ekonomik kayıpların giderilmesi ve toplu sözleşme sürecine ilişkin yeni düzenleme talepleriyle bir günlük iş bıraktı ve alanlara çıktı. Konfederasyon, yaz aylarında yapılan TİS görüşmelerinde alanlardan taleplerini bütçe görüşmeleri sonuçlanıncaya kadar seslendireceğini ve alanı terk etmeyeceğini dile getirmişti. Bu eylem bu sürecin sonucuydu. Elbette bu KESK’in aldığı ilk iş bırakma eylem kararı değildi. Karar alma süreçlerinde demokratik merkeziyetçiliği esas alan KESK’in tabanında bu eylem kararını eleştiren üyeler ve sendikal anlayışlar da oldu elbette. Bu eleştiriler örgüt kültürü içerisinde tartışılarak alınan eylem kararı hayata geçirildi.
Eylem kararına gelen itirazlar
Peki, neydi en temel itiraz noktaları. Birincisi zamanlamanın yanlış olduğuna ilişkin bir eleştiri vardı. Ocak ayında zam oranları açıklandıktan sonra yapılacak eylemin anlamını yitireceği, kamu emekçilerinin vergi dilimlerinden düşmüş ve yeni zam oranlarıyla göreceli de olsa yükselmiş maaşlarla rehavete kapıldıkları, yapılacak eylem ve etkinliklere çok sıcak yaklaşmadıkları görüşü ağır basıyordu. İkinci temel itiraz noktası ise hazırlık için yeterince zaman olmadığıydı. Oysa eylem tarihinin kesinleşmesi açısından böyle olduğu düşünülebilse de KESK, bölge mitingleri sırasında Ocak ayında üretimden gelen gücünü kullanacağını ifade etmişti. Üçüncü ve bir diğer itiraz noktası ise kararın bürokratik bir biçimde tepeden alındığı, işyerlerinden ve tabandan gelen bir talebin olmadığı yönündeydi. Bu eleştiri de KESK ve bağlı iş kollarının karar alma süreçleri göz önünde tutulduğunda çok haklı değildi. KESK Genel Meclisi işkolları MYK’larından oluşur. İşkolları KESK Genel Meclisine kendi genel meclislerinin kararlarını getirir. Dolayısıyla genel meclisine gelen şube önerileri ile kararlaştırılan sonuçlar KESK Genel Meclisine yansıtılmış olur. Bu işleyiş tartışmaların çok da tabandan kopuk olmadığının göstergesidir. Ve son olarak KESK’in diğer konfederasyonlarla birlikte değil de neden tek başına iş bırakma eylemi yaptığı da eleştiri konusu olan başka bir husus olmuştur.
Emekli olmaktan korkmak

Peki, kamu emekçileri hangi koşullarda 14 Ocak eylemine geldi. Aslında kamu emekçileri, asgari ücretlilerden ve emeklilerden sonra yaşanan ekonomik krizden en çok etkilenen kesimi oluşturuyor. Yoksulluk sınırının diplerine yerleşen maaşlar, hemen her yıl TÜİK’in resmi enflasyon rakamları üzerinden yaşanan hak kayıpları (ki sadece bu yıl için yüzde 25’lik kayıp), eriyen alım gücü, artan kiraların maaşın yarısına yaklaşması, emekliliğin çoğu kamu emekçisi tarafından korkulan bir dönem olarak görülmeye başlanması… Öyle ki artık emeklilik döneminde bağlanacak maaş tutarları sadece emeklilerin değil, aynı zamanda çalışanların bir sorunu haline gelmiştir. Artık kamu emekçileri emekli olmaktan korkmaya ve emeklilik dilekçelerini son çalışabildikleri tarihe kadar vermemeye başladı. Sağlık, eğitim, ulaşım ve dinlenme alanında yaşanan sıkıntılar ise tüm bu yaşananların üstüne tuz biber ekmektedir. Tamda yukarıda saydığımız nedenlerle geçim ve emeklilik meselesi hemen her gün gündemleşmeye başlamıştır. Ülkede yaşayan insanların yüzde 80’inin yoksullaştığı, kuralsız ve güvencesiz çalışma koşullarının dayatıldığı, kayırmanın ve mobbingin eksik olmadığı, çalışma memnuniyetinin çok düşük oranlarda kaldığı bir ortamda kamu emekçilerinin bunun dışında olduğunu söylemek mümkün olamayacaktır. Elbette ki ülkenin içinde bulunduğu politik atmosferin gündemden hiç düşmediğini de eklemek gerekir.
Ortak eylem için koşullar zorlandı
KESK aslında bir günlük iş bırakma kararını öyle bir anda almadı. Önce bütçe görüşmeleri sürecinde çalışanların kayıplarının telafisi ve ek bütçe talepleriyle ortak eylem yapılması doğrultusunda diğer konfederasyonlara çağrı yaptı. Başta DİSK, TTB ve TMMOB olmak üzere diğer kamu ve işçi konfederasyonlarıyla dizi görüşmeler yapıldı. Bölge mitinglerinde “birlikte alana çıkmaktan” ziyade daha çok “dayanışma” eğilimi gelişti; ancak çok güçlü bir ortaklık olduğunu söylemek de maalesef mümkün olmadı. Bunun üzerine KESK bölge mitingi kararı alarak, Adana, Samsun, Van ve İzmir’de bu mitingleri gerçekleştirdi. Ardından Aralık ve Ocak ayında yapılacak eylemlilikler için kamu alanında örgütlü konfederasyonlarla da görüşmeler yapıldı. Bu kapsamda üç toplantı gerçekleştirildi. Yapılan görüşmelerde ağırlıklı eğilim, Aralık ayında ortak açıklamalar yapılması, Ocak ayında ise kitlesel bir iş bırakmaya gidilmesi yönündeydi. Ancak Kamu-İş’in görüşmeler devam ederken tek başına iş bırakma kararı alarak açıklaması, ortaklık zeminini zora soktu. Bu durum diğer konfederasyonlar açısından da ortak eylem yapma eğilimini zayıflattı.
Buna rağmen 22 Aralık’ta KESK öncülüğünde yapılan toplantıya BASK, DMK, Hak-Sen konfederasyonları ile ASİM SEN katıldı. KAMU-İŞ ise mazeret bildirerek katılamayacağını iletti. Sonrasında KAMU-İŞ ile yapılan telefon görüşmesinde, Ocak ayı iş bırakma gündemine çok uzak olmadıklarını, kurullarında değerlendirme yapıp geri dönüş sağlayacaklarını ifade ettiler ama yılbaşına kadar beklenmesine rağmen olumlu bir geri dönüş alınamadı. Yaşanan tüm bu gelişmeler ışığında KESK iş bırakma eylemini 14 Ocak’ta kendi örgütlü gücüyle yapmayı kararlaştırdı.
Ciddi mesai harcanan yerlerde karşılık alındı
Yapılan iş bırakma eyleminin yansımaları ise bölgeden bölgeye hatta şubeden şubeye ciddi farklılıklar gösterdi. Öyle ki yapılan eylemi tüm itirazlara ve eleştirilere rağmen sahiplenen ve örgütlemek için ciddi bir mesai harcayan yerellerde karşılık alındığını söylemek mümkün, elbette tersi de. Yaşanan süreç ne tek başına nesnelcilikle ne de koşullardan bağımsız iradeci bir yaklaşımla açıklanabilir. Hemen her işkolunda azalan aktivistler, isteksiz, birlikte eyleme, mücadele etme ve örgütleme motivasyonundan yoksun yürütme kurulları, KESK’li olmanın bilinciyle donanmamış üyelerin olumsuz ruh hali eylemlerin ruhuna doğrudan sirayet ediyor. Üstüne, içinde bulunduğumuz politik atmosfer, sınıfsal bilinçten uzak konfor alanında kalma kaygısı ve elbette hemen her gün pekiştirilen her şeyi kaybetme korkusu, güvencesizlik, hukuksuzluk ve umutsuzluk.
Kendi gücüne dayanmanın motivasyonu
Tüm bunlara rağmen KESK uzun bir sürecin ardından sadece kendi gövdesine yaslanarak bir iş bırakma eylemi gerçekleştirdi. Bunun hem motivasyonu yükseltme hem de bir güven tazeleme etkisi yarattığını söylemek mümkün. Üyeler örgütlü mücadelenin havasını tenefüs ettikçe kadrolaşmaya, sendikal politikaları işyerlerinde tartıştırdıkça kendine güven duyarak aktifleşmeye başlıyor. Bunun tek başına salonlarda yapılan eğitimlerle başarılamayacağını söylemek yanlış olmayacaktır.
Hamle yapma zamanı
Nesnel koşulların her geçen gün emekçilerin aleyhine ağırlaştığı bir ortamda hiçbir süreç kendiliğindenliğe bırakılamaz. Sendikal siyaset, her yaşanan çelişkiyi yakalayabilme ve doğru zamanda kullanabilme becerisi gerektiriyor. Bulunulan tüm işkollarında hemen her gün bir yığın çelişki yaşanırken, bunları görememek ya da kullanamamak fiilen sizi sendikal sürecin dışına itecek ve zayıflatacaktır. Dönem gözleri açma ve uygun anı yakalayarak hamle yapma, kamu emekçilerine öncülük etme zamanıdır. Son 14 Ocak eylemi göstermiştir ki tüm açmazlarına rağmen şimdilik bunu başarabilecek yegâne konfederasyon KESK’tir.
* Eğitim Sen Manisa Şube Başkanı
