İnsan hakları, emek, ekoloi ve kadın örgütlerinin de aralarında bulunduğu 34 sivil toplum kuruluşunun katılımıyla 18 Ocak’ta İBB Cem Karaca Kültür Merkezi’nde toplanan Toplumsal Barış ve Demokrasi için Ortak Mücadele İmkanları başlıklı Sivil Toplum Forumu’nun sonuç bildirgesi yayımlandı.
Demokratikleşme değil otoriterleşme derinleşiyor
Bildirgede, “Hukuksuzluğun en derin biçimde yaşandığı, bütün hak arayışlarının terör parantezine alındığı bir ortamda küresel ve bölgesel bir savaşın gölgesi üzerimizdeyken Kürt meselesinin demokratik çözümü için bir imkân ortaya çıkmıştı. Ancak, ilk adımların üzerinden neredeyse bir buçuk yıla yakın zaman geçmesine rağmen, iktidarın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği ve silahsızlandırma ile sınırlı tutmak niyetinde olduğu sürecin adı bile konulabilmiş değil. Sorunun çözümü doğrultusunda hiçbir somut adım atılmadı” dendi. Demokratikleşme ile sonuçlanabilecek bir süreçten söz edilemediği, tam aksine iktidarın otoriterleşme yönünde ilerlediği belirtilirken, “Bu da barış ve demokrasi mücadelesinin her zamankinden daha fazla iç içe ve birbirinden koparılmaz olduğunu ortaya koyuyor,” ifadelerine yer verildi.
Siyasi iktidarın yargıyı siyasallaştırdığı, AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamadığı, muhalif belediyelerin operasyonlarla ve kayyım atamalarıyla bastırıldığı, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik baskıları artırdığı vurgulanan bildirgede “Emekçilere dayatılan asgari ücret ve emeklilere reva görülen maaş açlık sınırının altında. Gençler için vaat edilen gelecek işsizlik, güvencesizlik ve yoksulluk,” denilerek, barıştan, demokrasiden yana tüm toplum kesimlerinin ortak hareketinin önemine işaret edildi.

Demokratik değerlerin küresel ölçekte yitimi
Dünyada için de “Artık barış ve savaşın nasıl sonuçlandırılacağı değil, savaşın ekonomik çıkarlar gözetilerek nasıl yönetileceği konuşulmakta, insan hayatını, doğayı hiçe sayan pazarlıklar, değerli mineraller, enerji koridorları, yıkımın ihaleye çıkarılması, kâra dönüştürülmesi, yeni ucuz emek alanları yaratılması üzerine yapılmakta. Güvenlik harcamaları bir sanayi politikasına dönüştü ve savaş bir sermaye birikim modeli halini aldı,” değerlendirmesi yapılan bildirgede, “Demokratik değerlerin küresel ölçekte yitimi, bölgesel ve küresel bir savaşın gölgesi altında barış talebine en sıkı biçimde sarılmamız, onu yaşatmamız, çoğaltmamız gereken bir noktadayız,” görüşünün altı çizildi.
Suriye’de askeri çözümlerin yıkımı büyüttüğü belirtilen bildirgede, HTŞ yönetimi altındaki insan hakları ihlallerine dikkat çekildi. Türkiye’nin, sınır ötesi operasyonlar yerine Suriye halklarının meşru temsilcileriyle diyalog kurması çağrısı yapıldı.
Sürece müdahale edebileceğimiz bir zeminde ve zamandayız
Barış ve güven ortamının sağlanması için çeşitli önerilerde bulunulan bildirgede “Yüz yüze temasları yoğunlaştırıp, mücadele alanlarını ortaklaştırmak, farklı toplum kesimlerine ulaşmak, barışın dilini inşa etmek, barışın, toplumun bütün kesimleri için hayati olduğunu ortaya koymak için barış zincirleri, bölge, mahalle forumları örgütlemeyi önümüze hedef olarak koyuyoruz. İnancımız odur ki, dört bir yanı kapatılmış, çıkışsız bir zeminde değil, etkileyebileceğimiz, müdahale edebileceğimiz bir zeminde ve zamandayız,” belirlemesi yapıldı.
Üçüncü göz
Ayrıca “Elimizdeki barış fırsatının heba olmaması için, sürecin toplumsallaşmasına hizmet edecek, toplumun bilgilendirilmesini sağlayacak, taraflar arasında bir üçüncü göz işlevini görecek bir sivil toplum izleme komisyonu için adım atma kararı aldık,” dendi.
“Barış ve demokrasi kimsenin hediyesi değil, ortak mücadeleyle kazanılacaktır,” vurgusunun yapıldığı bildirge, “Barış ve demokrasi için mücadelemizi kararlılık ve inatla sürdürmeye devam edeceğiz,” sözleriyle sona eriyor.
