Kürt Sorununun çözümü yönünde tarafların farklı tanımlar yaptığı, farklı beklentiler içerisinde olduğu yeni bir müzakere süreci yaşanıyor. Her ne kadar tarafların nasıl bir yol haritasına sahip olduğu net olarak bilinmese de PKK Lideri Öcalan’ın 27 Şubat’ta ilan ettiği Barış ve Demokratik Toplum manifestosunun ardından PKK kongresini topladı ve Öcalan’ın önerdiği yönde kararlar aldı. 11 Temmuz’daki temsili silah yakma seremonisinin ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un çağrısıyla TBMM çatısı altında “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” kuruldu ve çalışmalarına başladı.
Emek, kadın, LGBTİ+, ekoloji, insan hakları, halk ve inanç hareketlerinin, gençlik örgütlerinin, sosyalist parti ve siyasal çevrelerin sözcülerine bu gelişmelere ve atılması gereken adımlara ilişkin görüşlerini sorduk.
Shleymun Elber Rhawi / Avrupa Süryaniler Birliği (ESU) İsviçre Sözcüsü
Siyasi Haber: Geçtiğimiz yıl Ekim ayında Devlet Bahçeli’nin ilanı ve Şubat ayında PKK Lideri Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum çağrısıyla yeni bir müzakere süreci başlamış oldu. Asuri-Süryani-Keldani toplumunun devam eden sürece yaklaşımı nasıl?
Süryani halkı her dönemde demokratik gelişmelerden ve toplumsal barıştan yana olmuştur. Kendi geleceğini ve varlığını huzurlu bir toplumda, komşularıyla dostane ilişkiler içinde görmektedir. Bu nedenle Türkiye’de ve Ortadoğu’da başlayan diyalogları, çözüm önerilerini ve anlaşmaları desteklemektedir.
1980’li yıllarda ağır baskılar yaşamış, özellikle 15 Ağustos 1984’te başlayan silahlı mücadeleden en çok zarar gören halklardan biri kuşkusuz Süryaniler olmuştur. 1990’lı yıllarda yaklaşık 50 Süryani faili meçhul cinayetlerde katledilmiş, yüzlerce köy boşalmış, Süryanilerin yüzde 90’ı köylerini terk etmek zorunda kalmıştır.
Bugün yeni bir barış umudu ve ülkeye dönüş özlemi atılan adımlarla yeniden canlanmaktadır. Ancak geçmişte umutların defalarca kırılması nedeniyle topluluk içinde kaygı ve güvensizlik halen güçlü biçimde varlığını sürdürmektedir. Yine de Süryani halkı gerek Türkiye’de gerekse diasporada yaşanan gelişmeleri ilgiyle takip ederek bu sürecin herkese kazandıracağına inanmakta ve destek vermektedir.
TBMM’de kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun ismi, bileşimi ve çalışma perspektifi Süryani toplumunun temsiliyet ve talepleri bağlamında nasıl değerlendirilmeli? Bu Komisyonun bugüne kadarki çalışmalarına dair değerlendirme, eleştiri ve önerileriniz nelerdir?
Bu Komisyon barış süreci açısından önemli bir adımdır. Ağustos ayının başında İYİ Parti dışındaki tüm partilerin katılımıyla 55 üyeden oluşan bu yapı kurulmuştur ve DEM Parti aracılığıyla Süryani halkı da temsil edilmektedir. Ancak Türkiye’de ve diasporada Süryanileri temsil eden birçok siyasi, dini ve toplumsal kurum vardır. Bu nedenle Komisyonun, Süryanilerin taleplerini ve maruz kaldıkları baskıları dinlemesi büyük önem taşımaktadır.
Şu ana kadar Süryani temsilcileri Komisyona davet edilmemiştir. Yalnızca DEM Parti’nin sunduğu listede Süryani Dernekler Federasyonu’nun (SUDEF) isminin yer alması, ileride çağrılacaklarına dair beklentiyi artırmaktadır. Komisyon gerçekleri adalet anlayışıyla araştırır, farklı kimlikleri inkâr etmeden kabul ederse, barışa katkı sunacak önemli bir rol üstlenmiş olacaktır.
1915 Seyfo katliamı Süryanilerin tarihsel belleğinde çok derin bir yere sahip. Bugünkü barış ve demokratik toplum tartışılırken Seyfo’yla yüzleşmenin önemi nedir?
Bugün Türkiye’de barışı inşa etmeye yönelik çabalar, geçmişle yüzleşilmeden inandırıcı olamaz. Çünkü bu topraklarda yaşayan tüm halkların derin yaraları vardır. Süryaniler dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar 1915 Soykırımı’nı unutmazlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu tarihsel gerçeği inkâr etmeyi sürdürmesi, sorunun çözülmesini engellemektedir.
El konulan vakıf malları sahiplerine iade edilmemiş, birçok kişi vatandaşlıktan çıkarılarak köklerinden koparılmaya çalışılmıştır. Ayrımcılık ve ötekileştirme halen devletin birçok uygulamasında politika olarak sürmektedir. Toplumsal barış, ancak geçmişin yaralarının sarılması, özür dileme ve demokratik yasaların çıkarılmasıyla mümkün olabilir.
Geçmişte Süryanilere yönelik Mor Efrem Kilisesi’nin açılması, vakıf mallarının iadesi gibi adımlar atılsa, Kürt sorunu için “Dolmabahçe Mutabakatı”na varan süreçler yaşansa da sorunlar çözülmeden masa devrilmişti. Bu Komisyonun çalışmalarının aynı kaderi yaşamaması için ne yapılmalı?
Türkiye’de zaman zaman uluslararası baskılar nedeniyle adımlar atılmış ama tehlikeler atlatıldığında baskıcı ve inkârcı siyaset kaldığı yerden devam etmiştir. Yeni çözüm süreci de bölgesel ve küresel gelişmelerin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
Bundan çıkış yolu, halkların iradesine dayanan, şeffaf ve samimi bir müzakere masasının kurulmasıdır. Müzakere yalnızca silahların bırakılmasına indirgenmemeli; halkların kimlikleri ve özgürlükleri anayasal güvence altına alınmalıdır. Ancak bu şekilde güven verici bir zemin oluşabilir.
Komisyon barış ve demokrasi vurgusuyla kurulmuş olsa da askeri operasyonların, antidemokratik uygulamaların, Diyanet ve yargı müdahalelerinin hala devam ettiği göz önünde bulundurulursa, nasıl bir müzakere ve mücadele denklemi kurulmalı?
Bir yandan “terörsüz Türkiye” söylemleri dile getirilirken, öte yandan devlet eliyle Kuzeydoğu Suriye’deki Özerk Yönetim’e baskılar sürmektedir. Askeri operasyonlar, cezaevlerindeki baskılar, tecrit uygulamaları ve kayyım siyaseti devam etmektedir. Böyle çelişkili bir süreçte kim güven duyabilir?
Toplum sessiz, kaygılı ve umutsuz bir şekilde gelişmeleri izlemektedir. İnsanlar geçim derdiyle baş başa bırakılmıştır. Çıkış yolu, şeffaf bir müzakere masasının kurulmasıdır. Refah halkla paylaşılmadıkça çatışmalar da son bulmayacaktır.
Asuri-Süryani-Keldanilerin sadece Türkiye’de değil, bölgesel ölçekte maruz kaldıkları saldırıları dikkate alırsak, Süryani örgütlerinin önümüzdeki süreç açısından mücadele programı ve demokrasi güçlerinden beklentileri nelerdir?
Süryani halkı Mezopotamya’nın ve Ortadoğu’nun yerli halklarından biridir. Kürt, Ermeni, Arap, Türk, Pers, Ezidi, Dürzi, Alevi halk ve inanç topluluklarıyla birlikte eşit, özgür ve barış içinde yaşamak istemektedir.
Soykırımcı zihniyete dayalı politikalar değiştiğinde sorunların diyalog yoluyla çözüleceğine inanmaktadır. Süryani kurumları ve kuruluşları bu süreçte sorumluluklarını yerine getirmeye hazırdır. Avrupa Süryaniler Birliği (ESU) olarak da barış süreçlerini, müzakere masalarını, komisyon çalışmalarını destekliyor; siyasi, diplomatik, toplumsal ve kültürel alanlarda mücadelemizi sürdürüyoruz.
Süryani halkı, barışa, özgürlüğe ve demokratik bir topluma en çok ihtiyaç duyan halklardan biridir. Bu nedenle barışa yönelik her süreci ve insani her adımı büyük bir değerle karşılamaktadır.