Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Rojava hakikatinin ışığında 4 – “Süreç” AKP-MHP İktidar Bloku’nun zorunluluğudur

    11 Mart 2026

    ABD–İsrail saldırısı enerji fiyatlarını tırmandırdı: Doğal gaza zam gündemde

    11 Mart 2026

    Ermeni soykırımını konu alan animasyon filmine 301’den dava açıldı

    11 Mart 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Rojava hakikatinin ışığında 4 – “Süreç” AKP-MHP İktidar Bloku’nun zorunluluğudur

      11 Mart 2026

      Rojava hakikatinin ışığında 3 – Öcalan’ın “teşvik edici ifadeleri” muhataplarını ikna edebilir mi?

      9 Mart 2026

      Rojava hakikatinin ışığında 2 – Öcalan “çıta”yı niçin düşürdü?

      7 Mart 2026

      Sahada kahraman, masada yalnız: Kürtlerin jeopolitik gerçeği

      7 Mart 2026

      Rojava hakikatinin ışığında 1 – Öcalan ve PKK “süreç”e nereden bakıyor?

      5 Mart 2026
    • Seçtiklerimiz

      Savaş Türkiye ekonomisini nasıl etkileyecek?

      8 Mart 2026

      Tekno-faşizm, ırkçılık ve “IQ genetiği”

      6 Mart 2026

      Varlık adı önceler

      5 Mart 2026

      ABD-İsrail’in İran saldırısı uluslararası sistemin krizini ortaya çıkardı

      4 Mart 2026

      İran’la savaşın sınırları

      1 Mart 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      HRANA: İran’daki protestolarda binlerce kişi öldürüldü, yüzlerce çocuk gözaltına alındı

      25 Şubat 2026

      Hatimoğulları: “Halk erken seçim isterse, biz hazırız; mobilizasyon kapasitesi en yüksek partiyiz”

      19 Şubat 2026

      Maden işkolunda bir kadın sendikacı

      15 Şubat 2026

      Epstein dosyası yeniden açılırken, Burak Oğraş’ın babası konuştu: “Oğlum otelde gördükleri yüzünden öldürüldü”

      10 Şubat 2026

      Musa Piroğlu: Halep’te yaşananlar, barış beklentilerinin ciddi biçimde zedelendiğini göstermiştir

      14 Ocak 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Rojava hakikatinin ışığında 4 – “Süreç” AKP-MHP İktidar Bloku’nun zorunluluğudur

    Rojava hakikatinin ışığında 4 – “Süreç” AKP-MHP İktidar Bloku’nun zorunluluğudur

    ERDAL KARA yazdı: Kürt Hareketi’nin bütün sektörlerinin “müzakere” masasına oturmuş olmasına itiraz etmiyoruz, bu gerekli ve yerinde bir tutumdur. Lakin salt “müzakere” ile yetinmek faşizm ile diyalog kurularak onun dizginlenebileceği yanılsamasının bir başka biçimidir. “Müzakere”den sonuç alınmak isteniyorsa bunun kesintisiz bir mücadele süreci içinde yürütülmesi gerekir.
    Erdal Kara11 Mart 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Türkiye’nin askeri, iktisadi ve siyasi nesnelliği, uluslararası emperyalist sistemin başat gücü ABD’ye bağımlılık temelinde şekilleniyorsa;

    Türkiye ile ABD ve İsrail arasında kimi sorun alanlarında yer yer çatışmaya varan farklılıklar olsa da, NATO örneğinde en somut yansımasını bulan diğer olgular ilişkinin stratejik bir ittifak ilişkisi olduğunu doğruluyorsa;

    AKP-MHP İktidar Bloku’nun benimsediği, Türkiye’nin Ortadoğu’daki yayılmacı emelleri ancak, YPG, SDG türü, “atipik”, “demokratik”, “devrimci” kuvvetlerde değil, Şam Rejimi türü “gerici”, “cihatçı” kuvvet ve devletlerle ittifak yoluyla gerçekleştirilebilme olanağına kavuşacaksa;

    Bahçeli’nin “ABD ve İsrail, Suriye Kürtlerini yanına çekerek bölgeyi dizayn etmek istiyor, bu girişim Türkiye için bir beka sorunudur, Kürtleri yanımıza çekerek bu planı boşa çıkaralım. İç cepheyi tahkim edelim” doğrultusundaki değerlendirmesinin isabetli olmadığını kabul etmek gerekir.

    “Türkiye bölgede sıkışmış olduğu için ‘Kürt Meselesi’ni şu ya da bu biçimde çözmeye zorlandığı” saptaması boşa düşüyorsa, “süreç”in kurgulanmasında hangi faktör belirleyici unsur olarak öne çıkmaktadır?

    Yapılmış olan analizlerin tutsağı olunmayacaksa eğer “iç politik faktörlerin”“süreç”in kurgulanmasında belirleyici olduğunu, yaşanan gelişmelerin ışığında artık peşinen kabul etmek gerekir. Bu hakikati kabulden şu ya da bu biçim altında kaçınmaya devam etmek, yapılacak analizleri baştan sakatlar. Bir rota düzeltmesi yapılacak mı yapılmayacak mı, göreceğiz. Şu andaki izlenimimiz, rota düzeltmesi yapmaktan kaçınıldığı, kimi rötuşlarla eski paradigma üzerinden akıl yürütmeye devam edilmeye çalışıldığı yönündedir.

    Muhalefeti bölme stratejisi

    AKP-MHP İktidar Bloku, kamuoyu araştırmalarının büyük çoğunluğunun gösterdiği gibi, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde azınlıkta kalacağı hakikatini görerek olası bir seçim başarısının ön şartının muhalefet blokunu bölme temeli üzerinde kurulabileceği sonucuna ulaşmıştır.

    Erdoğan’ın ittifak siyaseti ustası olduğunu zaten biliyoruz. “Öcalan’ın idam edilmemesinde” oynadığı rol, 7 Haziran Seçimleri’nin ertesinde ansızın karşı kampa atlanması, Bahçeli’nin de ittifak siyasetinin piri olduğunu bize gösteren örnekler.  İki kafadar, CHP yargı yoluyla kriminalize edilirken, Kürtlerle “müzakere yürütüldüğü izlenimini veren” bir masanın kurulmasına karar vermişlerdir. İki süreç birlikte yürütülecektir.

    CHP’yi kriminalize etmek için eldeki yargı işlevli bir silah olduğu için kriminalizasyon sürecinin yürütülebilmesinin önünde bir engel yoktur. Plan icra edilebilir.

    Kürtler masaya davet edildiğinde bundan kaçınamazlar. Bizce de, gelin meseleyi konuşarak çözelim yaklaşımına itiraz etmek doğru da, mantıklı da değildir.

    Hatırlayalım… Bahçeli el sıkışıp ardından “Öcalan Meclis’e gelip DEM Parti Grubu’nda konuşsun” dediği esnada Türkiye, Rusya arabuluculuğunda Esad ile Rojava’nın tasfiyesi için görüşmeler yürütüyordu. Rojava’nın tasfiyesi karşılığında TSK Suriye’den çekilecek, Esad’ın meşruiyeti tanınacaktı. Lakin iki ay sonra Şam Rejimi’nin başına Şara geçti. Esad’lı ya da Şara’lı Suriye, hangisi iktidar katında olursa olsun İktidar Bloku Kürtlerle oturduğu masada “tasfiye kartını” elinde tutmaktan vazgeçmeyecekti. Şara’nın iktidar katına yükselmesi, İktidar Bloku açısından kaymaklı kadayıftı. “Tasfiye kartı” masada artık daha güçlü bir silahtı.

    Yaklaşık 1,5 yıldır hiçbir somut ilerlemenin sağlanmamış olması “müzakere yürütülüyor izlenimi vermek”ten öte maksadın olmadığını bize zaten gösteriyor.

    CHP’yi yargı yoluyla kriminalize etmeye devam ederken Kürtlere yönelik icra edilen ve önümüzdeki dönemde kimi rötuşlar yapılarak icra edilecek plandan İktidar Bloku’nun beklentisi çoktan aza şöyle sıralanabilir: DEM’in oluru ile Anayasa’nın ilk dört maddesinde kimi rötuşlar yaparak bir miktar Kürt oyunu AKP’ye devşirmek. Muhtemelen, seçimlerde verilecek desteğin karşılığı olarak Anayasa değişikliğinin seçimler ertesinde gerçekleştirilmesi önerilecek, seçimlerde desteğin alınmasının ardından değişiklik rafa kaldırılacaktır. Azami beklenti budur. Gerçekleşme olasılığı zayıf görünüyor zira Kürtlerin AKP’ye oy vermeyeceği ya da çok az vereceği hakikatinin AKP de farkında. Anayasa’da yapılacak küçük rötuşlar Kürt seçmenden hatırı sayılır bir destek alınmasını mümkün kılacak görünmüyor. Üstelik, Kürtlerden oy devşirmeye çalışırken kendi saflarını karıştırma riski var. Bir alt düzeydeki beklenti, CHP’ye yönelik kriminalize etme hamlesine DEM’in sessiz kalmasını sağlayarak CHP ile DEM’in arasını açarken, Kürt seçmende kafa karışıklığı yaratarak sonuç almaya çalışmak. En düşük beklenti, ki nesnel olarak bu gerçekleşmiş görünüyor, CHP’ye yönelik kriminalize etme çabalarına DEM’in “sözel” itirazını sineye çekerek, yine olabildiği ölçüde CHP ile DEM arasına çomak sokarak seküler seçmen ile Kürt seçmen arasındaki makası olabildiği ölçüde açmak.

    En düşük beklenti gerçekleşmiş olsa bile bu AKP-MHP iktidar Bloku açısından bir başarı olarak telakki edilmelidir. Rojava’ya yönelik saldırı esnasında bu hakikat olanca açıklığı ile gün yüzüne çıktı.

    7 Haziran Seçimleri öncesinde CHP’nin seküler seçmeninin azımsanmayacak bir kısmının tutumu “bir oy CHP’ye bir oy HDP’ye” şeklinde tezahür etmişti. Bu tutumun nedeni çok basitti: Bu seçmenler AKP’yi kendi yaşam alanlarını tehdit eden, geleceklerini karartacak bir siyasi parti olarak görüyor ve Demirtaş’ın “Seni Başkan Yaptırmayacağız!” çıkışı nedeniyle HDP’yi müttefik bir güç olarak telakki ediyorlardı. Rojava saldırısı esnasında ise bu seçmenlerin çok büyük bir çoğunluğunun Kürtlere yönelik tutumu ne yazık ki “daha beter olun!” biçiminde tezahür etti.

    Kuşkusuz bu tutumda belirleyici faktör, söz konusu seçmenler üzerinde de tarihsel olarak CHP’nin yer yer ırkçılığa varan milliyetçi çizgisinin etkisini sürdürdüğü gerçeğidir. Özgür Özel dönüştürücü bir rol oynamaya çalışıyor olsa da bu henüz CHP tabanında yaygın bir karşılık bulmuş değildir.

    Söz konusu seçmen kitlesinin tutumunu sadece “milliyetçilik” faktörü ile açıklamak, DEM Parti’nin “süreç”in başında beri izlediği hatalı politik çizgiyi görmezden gelmek olur. Daha ötesi bu çizgide ısrar edildiği takdirde iki seçmen kitlesi arasında makas her geçen gün daha fazla açılacaktır.

    Silahların susması halk sınıflarının lehinedir

    Daha önce işaret ettiğimiz gibi Kürtler, siyasal iktidar meseleyi oturup konuşarak çözmeyi deneyelim dediğinde buna itiraz etme lüksüne sahip olmadıkları gibi bu doğru da değil. Silahların susması, çok güçlü karşı bir ideolojik hegemonya yoksa eğer, her zaman için halk sınıflarının lehinedir. Bu bedahattır.

    Türkiye’deki İslami faşist rejim, AKP-MHP İktidar Bloku yönelimini değiştirmez ise, meşruiyetini seçimler yoluyla devşirmeye devam edecek görünmektedir. Türkiye’deki rejimi, “klasik faşizm”den ayrıştıran çok önemli özellik budur. Rejim siyasal partiler alanını bu nedenle her fırsat bulduğunda dizayn etmeye çalışıyor.

    Kuşkusuz politika pratiği doğası gereği hata yapmaya yatkın bir alan. Lakin pozitif bilime hiç benzemez politika pratiği. Laboratuvarda deney sonuç vermez ise deneydeki faktörleri farklılaştırıp tekrar deneyi yaparsınız. Bunun da kimseye bir zararı olmaz. Pozitif bilim oyun oynamaya müsait bir alandır. Politika pratiği böyle değil, olmamalı, hata yaparsanız, bunun hayatını idame ettirmekte olan hakiki insanlar üzerinde sonuçları olur ve hataların ortaya çıkardığı sonuçları değiştirmek orta ve uzun vadede olanaklı olmaktan bile çıkabilir. Politika bir tür insan yönetme sanatı olduğu için, sizin için insan nesne değil özne ise eğer, yüz kere düşünüp bir kere icra etmeyi zorunlu kılan insanal etkinlik alanıdır politika. Ciddiyet gerektirir, oyun oynamaya gelmez. Tabii ki söz konusu ettiğimiz alt sınıflar adına yapılan politika. Azınlığa dayandığı için egemen sınıf politikası zaten yurttaşı nesneleştirme esası üzerine kuruludur. O başka bir dünya…

    DEM Parti “Süreç”te yanlış konumlanıyor

    “Süreç” boyunca DEM Parti bir dizi hata yaptı ama daha önemlisi DEM Parti’nin “süreç”te konumlanma biçimi esas itibariyle hatalıdır. Bu hatanın kaynağı Öcalan. Onun süreci ele alış biçimi.

    DEM Parti’nin “süreç”te Öcalan’a merkezi bir rol biçtiğini biliyoruz. Bu başlangıç için ne kadar isabetli bir tercihtir, buna da sonra değineceğimiz için daha temelli bir soruna dikkat çekmek istiyoruz. DEM Parti’nin gündemi, Öcalan’ın “süreç”i ele alış biçimi nedeniyle bütünüyle “süreç”e endekslendi ve Parti yapmış olduğu açıklamalar dışında Türkiye siyasetinden neredeyse koptu. İlgisiz denilemez ama AKP-MHP İktidar Bloku tarafından dikkat alınması gereken aktif bir aktör olmaktan çıktı. 19 Mart ertesinde CHP’ye yönelik yargı darbesine karşı demeç dışında eylemli tavır ortaya koymaması bunu gösteriyor.

    Anladığımız kadarıyla bu bilinçli bir tercih, “fincancı katırları”nı ürkütmekten korkuluyor, “süreç”e zarar geleceği endişesi belirleyici oluyor.

    Biz bu tutumun “süreç”in “sürünmesi”nin öncelikli nedeni olduğunu düşünüyoruz. Türkiye siyasetini bir tür boşlamak olarak niteleyebileceğimiz bu “edilgin” tutum DEM Parti’yi açmaza alıyor, sürdürülürse açmaza almaya da devam edecek. Niçin?

    İktidar Bloku’nun siyasal niteliği

    MHP’nin faşist bir parti olduğunu iddia ettiğimizde Bahçeli ve MHP kurmayları hop oturup hop kalkıyorlar ama biz eşyayı adıyla anmaya devam edelim. AKP-MHP İktidar Bloku ittifakı ideolojik olarak İslami Faşist bir ittifaktır.

    “İslami” nitelik AKP’den, “Faşist” nitelik MHP’den geliyor basitliği ile izah edilebilir bir ittifak biçimi değil bu. Simbiyotik bir ilişki iki partinin arasındaki. AKP’nin “İslami” niteliği faşistleşirken, MHP’nin “faşist” niteliği İslamileşiyor. Otantik farklılık devam edegelse de eğilim bu yönde.

    Faşizmin hukuki kurumsallaşma süreci esasen tamamlanmıştır

    2010 Anayasa Referandumu, 2014’te Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçilmesi, 2017 kontrollü darbesinin ardından çıkarılan KHK’lar ve başka bir dizi yasal düzenleme yoluyla Türkiye’de otoriter bir rejimin hukuki mimarisi ana hatlarıyla kurulmuştur. Biz bu gelişmeyi faşizmin hukuki kurumsallaşma süreci olarak kavramsallaştırıyoruz. Otoriter yerine faşist nitelemesini tercih etmemizin nedeni, pejoratif değil. Söz konusu hukuki çatının otoriter olmaktan ziyade faşist düzenlemeler içerdiğini düşünüyoruz. Kuşkusuz faşist hukuki kurumsallaşma, sivil toplumu korporatist temelde örgütlemeyi amaçlayan anayasal-hukuki düzenlemeler yasalaşmadan bitmiş olmaz.

    AKP ve MHP’yi diğer burjuva partilerinden ayıran temel özellik

    AKP’yi diğer burjuva partilerine benzetmek büyük yanılgı olur. AKP, kendisini parlamenter siyaset alanına sıkıştırmış bir örgütlenme olmaktan ziyade, binlerce farklı işlevlere sahip networku bünyesinde barındıran hareket tarzı bir örgütlenmedir[1]. Yetkinin gittikçe Erdoğan’ın elinde temerküz etmesi söz konusu networku eritiyor görünse de bu yanıltıcıdır. AKP toplumda var olan gerilim hatlarını kışkırtarak geniş yığınları mobilize etme kabiliyetini sürdürmekte olan bir partidir. “Gerici”, “faşist” ideoloji eksenindeki hareket örgütlenmelerinde yetki gittikçe yukarıda merkezileşirken aşağıda biat kültürü derinleşir. AKP’nin hakikatini böyle algılamak daha isabetlidir.

    MHP ezelden beri bir hareket örgütlenmesidir zaten. Günümüzdeki farklılık bu örgütlenmenin nerede ise toplumun bütün katlarında narko örgütlenme ile iç içe geçmiş olmasıdır. Gerektiğinde bu devasa iktisadi kaynak, MHP’ye toplumdaki en süfli unsurları devşirerek tahayyül sınırlarımızı zorlayan paramiliter bir mobilizasyon yeteneği kazandırabilir.

    Bu iki organizma otantik ideolojik kodları nedeniyle yer yer itişip çatışsalar da sivil toplumun korporatist bir kalıba dökülmesi açısından şefleri direktif verdiğinde uyumlu bir bütünlük oluştururlar.

    Sonuç olarak, hukuki kurumsallaşma sürecini önemli ölçüde tamamlamış olan İslami Faşist rejim sivil toplumu korporarist bir kalıba dökecek azımsanmayacak bir toplumsal tabana sahiptir. Evet %40-%60 dengesi AKP-MHP İktidar Bloku aleyhine değişmiştir ama %40 burun kıvrılacak bir rakam değildir.

    İktidar Bloku toplumu korporatist bir kalıba dökmek istiyor

    AKP-MHP İktidar Blokunun nihai amacının, toplumu korporatist bir kalıba sokarak İslami Faşist kurumsallaşmayı hitama erdirmek olduğunu düşünüyorsak eğer, olabiliyorsa rejimi iktidar katından indirmek, olamıyorsa engellemek,  bu da olamıyorsa en azından çelmelemek için, nasıl bir mücadele yöntemine sahip olmamız gerektiğini netleştirmemiz gerekir.

    Kasatura ile beyin ameliyatı yapmaya kalkıştığınızda nasıl hastayı ameliyat masasında bırakmak zorunda kalırsanız, faşizme karşı yanlış mücadele yöntemi ile sonuç alamazsınız. Mücadele yöntemini karşınıza aldığınız rejimin özellikleri belirler.

    Türkiye 200 yıllık rotadan çıkarılmaya çalışılıyor

    Türkiye’de seçimlere katılma oranının yüksekliği, yurttaşın seçime yüklediği mananın da göstergesi.  19 Mart yargı darbesine karşı sokağa dökülen yurttaş tepkisi bunun ifadesiydi. Otoriter uygulamaları sineye çekip, siyasal iktidarı değiştirebilmek için sabırla seçimleri bekleyen yurttaş, 12 Eylül’den bu yana demokratik kuramsallaşmaların adım adım içinin boşaltıldığı ya da tasfiye edildiği koşullar altında, siyasal süreçlere müdahale etmek için elinde kalan yegane aracın, “seçim silahı”nın işlevsizleştirilerek göstermelik bir mekanizmaya dönüştürülmek istediğini gördüğü için sokaklara döküldü. Onbinlerce üniversite öğrencisinin beklenmedik biçimde İstanbul sokaklarını doldurmasının en önemli nedeni buydu. CHP’nin o günden bu yana gerçekleştirdiği etkinliklerin kitleselliğinin de öncelikli nedeni bu. Türkiye’de yurttaşın elinden kolay kolay “seçim silahı”nı alamaz, siyaseti dizayn ederek ona kolay kolay göstermelik bir biçim veremezsiniz. 1839 Tanzimat Fermanı’ndan başlayıp, iniş çıkışları da olsa, çeşitli safhalardan geçip, 1946’dan itibaren çok partililik biçimi altında devam edegelen Türkiye’nin demokratikleşme serüveninin şekillendirdiği yurttaşlık bilincidir bu.  Çok önemli bir demokratik kazanımdır. Türkiye’de yurttaş “parlamenter seçim mekanizmasının aktif bir unsuru olmayı” anasının ak sütü gibi helal görür ve bu hakkın göstermelik bir biçime büründürülme ya da ortadan kaldırılma yeltenişlerine kitlesel tepki gösterir. AKP-MHP İktidar Bloku’nun 19 Mart yargı darbesi girişimi, Türkiye’nin yaklaşık iki yüz yıldır sürdürdüğü, çeşitli safhalardan geçen, yer yer darbelerle örselenen demokratikleşme sürecine (başka bir adlandırmayla “pasif demokratik devrim” sürecine) yönelik bir karşı darbe girişimidir. Bu nitelikteki bir kalkışmaya 12 Mart, 12 Eylül darbecileri dahi teşebbüs etmemiştir. 19 Mart yargı darbesi girişimi böyle anlaşılmadığı takdirde tehlikenin büyüklüğünün kavranabilmesi olanaklı değildir. Darbe tehlikesi sürmektedir. İktidar Bloku’nun bütün tasarrufları bunu göstermektedir. Bu darbe başarılı olursa otoriter Türkiye hakikati totaliter Türkiye hakikatine evrilerek bir Açık İslami Faşist Diktatörlük tesis edilmiş olacaktır.   

    “Seçim” meselesinde “Klasik faşizm” örnekleriyle arada çok önemli bir fark olduğuna işaret etmiş olduk böylelikle.

    İtalya-Almanya: Faşizmi “uzlaşarak” dizginleme siyasetinin iflası

    İtalya ve Almanya örnekleri bize şunu gösterir: Faşist yükselişi “uzlaşarak” dizginleme yeltenişi sonuç vermez. Her iki ülkede bu rolü öncelikle muhafazakarlar oynadılar. Mussolini ve Hitler’in müesses nizama içerilerek denetim altına alınabileceği, ehlileştirilebileceği düşünüldü. Muhafazakarlar, Cumhurbaşkanı Hindenburg’u ikna ederek Hitler’in Başbakan (Şansölye) olmasını sağladılar. Mussolini’nin başbakan ve içişleri bakanı olması için Kralı ikna edenler de muhafazakarlardı. Sosyal demokratlar da sık sık tavizler verdiler. Onlar da “uzlaşarak” faşizmin yükselişinin dizginlenebileceği beklentisi içindeydiler. Komünistlerin tutumu başka bir tartışma konusudur ki, buna değineceğiz.

    Çeşitlendirilmiş şiddet araçlarının varlığı faşizmin iktidar katına yükselirken sahip olduğu en önemli avantajdır. Bu şiddet araçları, klasik burjuva devlet aygıtının sahip olduğu ordu, polis gibi fiziken “toplumun dışında” örgütlenmiş şiddet araçları değildir. Hareket türü bir örgütlenme olan faşist hareket geniş yığınların içinde yaygın örgütsel ağlara sahiptir. Bu niteliği ona gerektiğinde istikrarı bozabilme olanağı verir. Faşist hareket ülkeyi kaosa sürükleyip iç savaşın eşiğine dahi getirebilir. Faşist hareketin bu imkana sahip olması, siyasal istikrara “tapan”, genellikle onun esiri olan klasik burjuva partilerini faşizmle uzlaşma eğilimine yönlendirir.

    İtalya ve Almanya, faşist hareketin iktidara “tırmanışı” örnekleri. “Tırmanış” Hitler ve Mussolini’yi başbakan olarak iktidar katına taşıdı. İktidar katında olmanın olanakları kullanılarak bir kaç yıl içinde faşist toplumsal ve siyasal kurumsallaşma tamamlandı.

    Diğer örnekler de benzer özelliklere sahiptir. Faşizm ile “uzlaşma” yeltenişi faşizmin kurumsallaşma sürecini dizginleyemez/durduramaz. Faşizm dişe diş, kıran kırana mücadele ile durdurulabilir.

    Faşizm önüne etten duvar örülmezse tutunduğu yerde kökleşir

    1973 Genel Seçimlerinden bugüne seçim sonuçlarının değerlendirilmesi de bize aynı sonucu verir.

    1973 ile 1977 Genel seçimlerinde şu illerde CHP birinci partidir (1977 seçim sonuçlarını verirsek): Elazığ (28.81); Erzincan (45,39); Kahramanmaraş (34,39); Kayseri (31.30); Malatya (52,32); Trabzon (39,94); Çorum (36,14); Yozgat (30,08); Tokat (42,13). Ki bu dönem CHP’nin sosyal demokrat özelliklerinin en belirtik olduğu tarihsel kesittir.

    MHP’nin bugün hala çok güçlü olduğu illerde, 1973 ile 1977 Seçim sonuçları sırayla şöyleydi: Çankırı (7,5; 16,97); Çorum (2,8; 12,75); Elazığ (4,2; 18,71); Erzincan (4,6; 18,84); Erzurum (3,3; 12,85); Gümüşhane (4: 14,90); Maraş (5,6: 15,5); Kayseri (7,5; 13,21); Malatya (1,8; 9,17); Niğde (8,9: 13,04); Sivas (4,5: 13,17); Tokat (4,9: 10,63); Trabzon (3,5: 6,26); Yozgat (10,81: 22,82).

    1977’den 12 Eylül Darbesi’ne kadar seçim yapılmadığı için elimizde başka sonuç yok. Ancak gayet iyi biliyoruz ki MHP’nin bu illerdeki oy potansiyeli 1977-1980 aralığında artmıştır.

    Çok daha çarpıcı olan ise şudur: MHP hangi ilde provokasyona yöneldi ise, etnik çatışmayı kışkırttı ise orada MHP’nin oy potansiyeli ve etkinliği katlanarak artmıştır. CHP, 1973 ve 1977 yıllarında birinci olduğu illerde 1980 yılına yaklaşılırken gittikçe küçülerek etkinliğini kaybetmiştir.

    Söz konusu yıllar faşist saldırıların yoğunlaştığı, devrimci gençlerin sistematik olarak öldürüldüğü yıllardır. MHP’nin şiddet yoluyla solu bastırdığı/sindirdiği illerde sosyalist hareket bir daha hiçbir biçimde filizlenememiş, CHP de her geçen gün etkinlik alanı daralarak marjinal bir parti konumuna sürüklenmiştir.

    Sosyalist hareketin faşist saldırganlığa bedenini siper ettiği, kararlıca mevzilerine sahip çıktığı, faşist cinayetlere papuç bırakmadığı iller ise bugün hala CHP’nin en güçlü olduğu illerdir, sosyalist hareket ise ne kadarsa o kadar o illerde hala varlığını sürdürmektedir.

    Anlattıklarımızdan tek bir sonuç çıkar, faşizmle “uzlaşma” tasfiye olma sonucunu doğurur. Eğer Türkiye’de hala sürmekte olan demokratik bir miras varsa, hala AKP-MHP İktidar Bloku faşist kurumsallaşmayı hitama erdiremiyorsa bunun önemli nedenlerinden biri o yıllarda faşizme karşı devrimci gençlerin nerede ise bedenlerini siper ederek yürütmüş oldukları kararlı mücadeledir. 12 Eylül öncesini “Sağ-sol çatışması” olarak resmetmek bu hakikati gizlemek olur.

    AKP hareket türü bir parti örgütlenmesidir

    Örnekleri MHP üzerinde vermiş olmamız yanıltıcı olmamalı. AKP 24 yıldır iktidarda. Bu süre “metal yorgunluğu” için yeter de artar bir süre. Ama bu sıradan bir burjuva partisi için geçerli. Kısmen gerilese de AKP hala %30’un üzerinde oy potansiyeline sahip. Bunun iki nedeni var. İlki sistematik baskı ve şiddet politikası. Güçlü bir karşı ideolojik hegemonya yoksa baskı ve şiddet her zaman için iktidar lehine sonuçlar doğuruyor. İkinci ve daha önemli faktör ise AKP’nin hareket türü örgütlenme olduğu gerçeğidir. Bu örgütlenme partizanlık ile öyle iç içe geçmiştir ki kamu kuruluşlarında işe alınan her on yurttaşın 9’u AKP’lidir. AKP ve bağlaşığı partilerin seçmenleri devletin mali olanaklarından diğer partilerin seçmenleri ile kıyaslanmayacak ölçüde yararlanmaktadırlar. Nerede ise her zorunlu eğitim kurumumun ve üniversitenin başına bir AKP’li yerleştirilmiştir.

    Ahmet Şık iktisadi çıkar ağına da işaret ederek yukarıda işaret ettiğimiz gerçeği “AKP bir çete örgütlenmesidir” diyerek ifade etmişti. Sonuç olarak AKP’nin 24 yıl sonra hala birçok ilde yüksek oy potansiyeline sahip olmasının, azımsanmayacak ilde birinci parti olmasının nedeni hareket tarzında bir örgütlenmeye sahip olduğu gerçeğidir. AKP’nin örgütlenmesi bu itibarla klasik faşist partilerin örgütlenmesine çok benzemektedir.

    Sonuç olarak faşizme karşı mücadelede yenilgiyi mukadder kılan üç temel neden vardır.

    Bir, “uzlaşarak” dizginlenebileceğini sanmak; iki, baskı ve şiddet araçlarını sistematik olarak devrede tutmasının toplumsal rıza ürettiğini ıskalamak; üç, onun bir hareket örgütlenmesi olduğunu gözden kaçırmak.

    “Süreç” karşıtı olarak kodlanmamak için bir kez daha tekrar edelim. Kürt Hareketi’nin bütün sektörlerinin “müzakere” masasına oturmuş olmasına itiraz etmiyoruz, bu gerekli ve yerinde bir tutumdur. Lakin salt “müzakere” ile yetinmek faşizm ile diyalog kurularak onun dizginlenebileceği yanılsamasının bir başka biçimidir. “Müzakere”den sonuç alınmak isteniyorsa bunun kesintisiz bir mücadele süreci içinde yürütülmesi gerekir. Bu yapılmadığı takdirde hak elde etmek mümkün değildir.

    (Devam edecek…)


    [1] Sevinç Doğan’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan “Mahalledeki AKP – Parti İşleyişi, Taban Mobilizasyonu ve Siyasal Yabancılaşma” adlı kitabı söz konusu topografyayı gayet güzel resmediyor. CHP de son yıllarda, esas olarak İmamoğlu’nun İstanbul Belediye Başkanı olmasından itibaren “hareket” türü örgütlenmeye önem vermeye başlamış görünüyor. İdeolojik eksenleri “gericilik”, “faşizm” olan partilerde hareket örgütlenmesi yetkinin merkezileşmesine paralel olarak aşağıda biat kültürünün yaygınlaşması sonucunu doğururken, CHP’de hareket örgütlenmesine de yaslanma yönelimi CHP’yi “sosyal demokratlaştırıyor”.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Rojava hakikatinin ışığında 3 – Öcalan’ın “teşvik edici ifadeleri” muhataplarını ikna edebilir mi?

    9 Mart 2026

    Rojava hakikatinin ışığında 2 – Öcalan “çıta”yı niçin düşürdü?

    7 Mart 2026

    Sahada kahraman, masada yalnız: Kürtlerin jeopolitik gerçeği

    7 Mart 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Erdal Kara

    Rojava hakikatinin ışığında 4 – “Süreç” AKP-MHP İktidar Bloku’nun zorunluluğudur

    Erdal Kara

    Rojava hakikatinin ışığında 3 – Öcalan’ın “teşvik edici ifadeleri” muhataplarını ikna edebilir mi?

    Erdal Kara

    Rojava hakikatinin ışığında 2 – Öcalan “çıta”yı niçin düşürdü?

    Ömer Bölüm

    Sahada kahraman, masada yalnız: Kürtlerin jeopolitik gerçeği

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Ümit Akçay

    Savaş Türkiye ekonomisini nasıl etkileyecek?

    Siyasi Haber

    Tekno-faşizm, ırkçılık ve “IQ genetiği”

    Ertuğrul Kürkçü

    Varlık adı önceler

    Ertuğrul Kürkçü

    ABD-İsrail’in İran saldırısı uluslararası sistemin krizini ortaya çıkardı

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Emekliler Ankara’da taleplerini açıkladı

    9 Mart 2026

    Direnişteki işçilerden 8 Mart etkinliği

    6 Mart 2026

    Bekaert’ta TİS görüşmeleri sürüyor: İşçiler 1,5 yıllık kaybın telafisini istiyor

    6 Mart 2026
    KADIN

    Dilan Karaman raporu tartışma yarattı: Aile “geri çekilsin” dedi, arkadaşları “eksik ve hatalı” buldu

    10 Mart 2026

    8 Mart’ta kadınlar tüm dünyada sokaktaydı

    8 Mart 2026

    8 Mart’ta Feminist Gece Yürüyüşleri: “Her dilde feminist isyandayız”

    8 Mart 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.