Münih’te çekilen o kare, sıradan bir diplomasi fotoğrafı değil. O kare, uzun yıllar “saha aktörü” olarak görülen bir yapının uluslararası güvenlik mimarisinin kalbine yürüyüşünün sembolü.
Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in Münih Güvenlik Konferansı’na katılımı, Rojava açısından ne bir diplomatik turistik gezi ne de abartıldığı gibi bir “devrimsel tanınma”dır. Bu, daha karmaşık bir eşikte duruş hâlidir: fırsatlarla risklerin iç içe geçtiği bir dönemeç.
Sembolik eşik aşıldı
Önce haklarını teslim edelim. Kürtler uzun yıllar Ortadoğu’nun en büyük statüsüz halkı olarak güvenlik masalarında temsil edilmeden konuşuldu. Münih’te ise temsil edilen bir özne vardı. Bu, azımsanacak bir gelişme değil.
Rojava’nın askeri gücü üzerinden kurduğu meşruiyet ilk kez bu kadar net biçimde diplomatik zemine taşındı. IŞİD’le mücadelede oynanan rol zaten Batı başkentlerinde biliniyordu; ancak bilinen bir şey ile masada yer almak arasında ciddi fark var. Münih, bu farkın kapatıldığı bir eşik oldu. Fakat semboller kadar soğukkanlı analiz de gerekir.
Meşruiyet var, statü yok
Münih’teki varlık hukuki ya da siyasi bir tanınma anlamına gelmiyor. Rojava hâlâ uluslararası hukukta tanımlı bir statüye sahip değil. “Yerel yönetim” vurgusunun öne çıkması da bunun göstergesi. “Özerklik” kelimesinin dikkatle telaffuz edillmemesi diplomatik bir tercih olabilir; fakat tabandaki beklentiler açısından soru işaretidir.
Uluslararası sistem duygusal değil çıkarcıdır. Kürtlerle kurulan temasın temel motivasyonu değerler değil güvenliktir. Bu gerçek unutulursa hayal kırıklığı kaçınılmaz olur.
Görünürlük ve gerilim
Bu katılımın en sert yankısı Ankara cephesinde hissedilecektir. Türkiye devleti Rojava yapılanmasını PKK ile bağlantılı gördüğü için uluslararası platformlardaki görünürlüğü doğrudan güvenlik tehdidi olarak okuyor.
Dolayısıyla Münih’te kazanılan diplomatik görünürlük sahada askeri ve siyasi baskı riskini de artırabilir. Diplomasi bazen koruma sağlar; bazen de hedefi büyütür. Suriye sahasında dengeler kırılgan.
Mazlum Abdi her ne kadar Türkiye ile doğrudan temas halinde ve bunun olumlu bir tablo olduğunu söylese de, Türkiye’nin askeri varlığı, sınır hattındaki operasyon kapasitesi ve güvenlik doktrini ortada. Böyle bir tabloda “olumlu diyalog” vurgusu, gerilimi düşürmeye dönük bilinçli bir mesaj olabilir.
Bu mesajın muhatabı sadece Ankara değil; aynı zamanda Washington ve Avrupa başkentleri. “Biz çatışma değil diyalog istiyoruz” demek, Rojava’nın kendini istikrar arayan aktör olarak konumlandırması anlamına gelir. Uluslararası sistemde bu tür bir dil her zaman avantaj üretir.
Ancak burada ince bir çizgi var: Eğer sahada karşılığı olmayan bir iyimserlik yaratılırsa, bu söylem zayıflık olarak da okunabilir.
Rojava’nın önündeki temel soru şudur: Uluslararası meşruiyet artarken bölgesel gerilim nasıl yönetilecek?
Kürtler arası denge
Bir başka önemli başlık Kürt iç siyasetidir. Irak Kürdistanı ile verilen görüntüler olumlu bir birlik mesajı üretse de, Kürt siyasi geleneğinin tarihsel bölünmüşlüğü herkesin malumu. Münih’teki temaslar kalıcı bir koordinasyona dönüşmezse, bu fotoğraf da arşivlik bir an olarak kalabilir. Birlik söylemi ile kurumsal birlik arasındaki mesafe hâlâ ciddi.
Şam ile yeni denklem mi?
Suriye rejimi açısından da tablo karmaşık. Şam yönetimi ülkenin toprak bütünlüğünü kırmızı çizgi olarak görüyor. Rojava ise yerel demokratik özerklikten geri adım atmak istemiyor.
Münih’teki görünürlük, Kürt tarafının elini müzakerede güçlendirebilir. Fakat bu güç ancak gerçekçi talepler ve esnek diplomasiyle anlamlıdır. Maksimalist hedefler süreci kilitleyebilir.
Bölgesel avantajlar ve dezavantajlar
Rojava artık uluslararası güvenlik mimarisinin görünmez aktörü değil. Kürt meselesi Suriye bağlamında küresel ajandaya taşındı. Diplomatik kanallar genişledi.
Türkiye ile gerilim artabilir. Statü beklentisi yükselip karşılık bulmazsa içeride hayal kırıklığı doğabilir. Batı’nın çıkar değişimleri Rojava’yı yeniden yalnız bırakabilir.
Soru şudur: Bu bir başlangıç mı?
Ben bu katılımı bir “zafer” olarak değil, bir “sınav” olarak görüyorum. Münih’te bulunmak önemlidir; ama asıl mesele Münih’ten sonra ne yapılacağıdır. Diplomasi süreklilik ister. İçeride birlik, net strateji ve bölgesel gerçekçilik ister.
Kürtler açısından tarihsel hafıza temkinli olmayı öğretiyor. Büyük güçlerin verdiği sözler kadar, geri çekildiği anlar da hafızalarda taze.
Münih’te çekilen fotoğraf güçlüydü.
Ama fotoğraflar tek başına tarih yazmaz.
Tarihi yazacak olan; sahadaki istikrar, masadaki akıl ve içerideki birliktir
