İrem KABATAŞ, (İZMİR), (SH)
İzmir 2 Nolu F Tipi Hapishanesi’nden gönderilen bir mektup, cezaevlerinde uygulanan tecrit politikalarını ve son yıllarda açılan “kuyu tipi” hapishanelere yönelik ağır eleştirileri kamuoyunun gündemine taşıdı. Mektubu yazan tutsak, kendi kaldığı F Tipi hücreyi anlatarak, bu koşulların dahi insan onuruyla bağdaşmadığını; kuyu tipi hapishanelerde uygulanan tecridin ise çok daha ağır ve insanlık dışı olduğunu ifade ediyor.
Mektupta yer alan çizim ve metin, F Tipi hapishanedeki tek kişilik hücrenin nasıl bir yaşam alanına dönüştüğünü gözler önüne seriyor. Tutsak, kendi kaldığı hücreyi şu sözlerle anlatıyor:
“Kafesli penceresiyle, içeri doğru çıkıntı yapan WC’siyle işte tek kişilik F Tipi hücrem. Günün 22,5 saati burada kilitliyim. Havalandırma yok, güneş yok. Bu F Tipi’ler dışında tüm hapishanelerde hücrelerin havalandırması var. Hücrenin uzantısıdır, gün içinde kullanırsınız. Biraz gökyüzü, biraz güneş, biraz rüzgâr, biraz tesellidir. Voltadır, spordur, türküdür, halaydır. Bunlar da yoksa geriye ne kalır: Tabut! İşte benim tabutum!”

“F Tipi bile buysa, kuyu tipini düşünün”
Mektupta bu anlatımın özellikle F Tipi hapishaneler için yapıldığı vurgulanıyor. Yazan tutsak, kendi koşullarını aktarırken, F Tipi hapishanelerde dahi bulunmayan havalandırma alanlarının başka cezaevlerinde mevcut olduğunu belirtiyor. Bu noktadan sonra ise sözü, kuyu tipi hapishanelerde tutulan yoldaşlarının aktardığı bilgilere getiriyor.
Mektuba göre kuyu tipi hapishaneler, F Tipi’nden de daha ağır bir tecrit rejimini ifade ediyor. Tutsak, bu yeni hapishane modelini “insanı tamamen yalıtan, düşünceyi ve iradeyi kırmayı hedefleyen bir sistem” olarak tanımlıyor. Bu nedenle kuyu tipi hapishaneler, mektupta yalnızca bir infaz modeli değil, insanlık dışı bir uygulama olarak değerlendiriliyor.
Tecrit bir istisna değil, politika
Mektupta cezaevlerindeki tecrit uygulamalarının münferit olmadığı özellikle vurgulanıyor. Yaklaşık 25 yıl önce hayata geçirilen F Tipi hapishaneler hatırlatılarak, o dönem “modern cezaevi” söylemiyle savunulan tecrit politikalarının bugün kuyu tipi hapishanelerle daha da ağırlaştırıldığı ifade ediliyor.
Yazan tutsak, bu süreci devletin bilinçli bir politikası olarak değerlendiriyor. Metinde, tecridin yalnızca güvenlik gerekçesiyle açıklanamayacağı; siyasi kimliği, düşünceyi ve bedeni hedef alan bir zulüm biçimine dönüştüğü savunuluyor. Bu nedenle kuyu tipi hapishanelerin yalnızca içeride tutulanları değil, toplumun tamamını ilgilendiren bir insan hakları sorunu olduğu belirtiliyor.
Açlık greviyle sürdürülen itiraz
F Tipi’nden gönderilen mektupta, kuyu tipi hapishanelere karşı süresiz açlık grevinde olan tutsakların isimlerine de yer veriliyor. Mektupta aktarılan bilgilere göre Ümit Çobanoğlu, Tahsin Sağaltıcı, Gürkan Türkoğlu, Hüseyin Özen ve Doğan Karataştan, bu tecrit koşullarına karşı süresiz açlık grevi yürütüyor.
Mektupta, Ümit Çobanoğlu’nun Antalya’daki kuyu tipi hapishaneden tahliye edilmiş olmasına rağmen, içeride kalan arkadaşları için başlattığı açlık grevini sürdürdüğü ifade ediliyor. Metinde yer alan tarih notuna göre, 29 Aralık itibarıyla açlık grevinin 215. gününde olduğu belirtiliyor.
“Onur yoksa yaşam da yok”
Mektubun son bölümünde, insan yaşamının ancak onur ve haysiyetle mümkün olduğu vurgulanıyor. Bu değerlerin yok sayıldığı bir yaşamın kabul edilemez olduğu ifade edilirken, kamuoyuna sessiz kalmama çağrısı yapılıyor.
F Tipi’nden yazılan bu mektup, kuyu tipi hapishanelerde yaşananlara dair dolaylı bir tanıklık sunarken, ceza infaz sisteminde gelinen noktaya dair ciddi bir uyarı niteliği taşıyor.
Not: Bu haberde yer alan tüm bilgiler, İzmir 2 Nolu F Tipi Hapishanesi’nden gönderilen mektupta yer alan beyanlara dayanmaktadır.
