Kolombiya’nın başkenti Bogotá, Latin Amerika ve Karayipler’den hükümet temsilcilerini, parlamenterleri, sendikaları ve toplumsal hareketleri bir araya getiren önemli bir uluslararası konferansa ev sahipliği yaptı. “Nuestra América” başlığıyla düzenlenen toplantıda, Amerika kıtası genelinde artan siyasi, ekonomik ve askerî baskılar ele alındı; özellikle ABD öncülüğünde yürütülen yaptırımlar, müdahaleler ve zorlayıcı politikalar kapsamlı biçimde tartışıldı.
Konferansın sonunda kabul edilen San Carlos Bildirgesi, katılımcıların “Amerika kıtasında zora karşı eşgüdümlü eylem” konusunda ortak irade ortaya koyduğunu ilan etti. Bildirgede, Birleşmiş Milletler Şartı’nın temel ilkelerine güçlü bir vurgu yapılarak, devletlerin egemen eşitliği, güç kullanımının yasaklanması ve halkların kendi kaderini tayin hakkının dokunulmazlığı yeniden teyit edildi.
“Uluslararası hukuk aşındırılıyor”
Sonuç metninde, mevcut küresel ve bölgesel durumun ciddi bir kırılma noktasını işaret ettiği ifade edildi. Bildirgede, bugünkü uluslararası tablonun “egemenlik ve uluslararası hukuk ilkelerinin giderek aşındığı bir dönemle karakterize olduğu” belirtilerek, ABD’nin komşu ülkeler üzerinde ve ötesinde hâkimiyetini yeniden tesis etmeye yönelik girişimlerinin bu sürecin merkezinde yer aldığı vurgulandı.
Konferans katılımcıları, bu yaklaşımın açık biçimde “canlandırılmış bir Monroe Doktrini” ve yeni bir “Trump Eklentisi” çerçevesinde dile getirildiğini kayda geçirdi. Sonuç metninde bu duruma ilişkin şu ifadeler yer aldı:
“Bu yaklaşım, Amerika kıtasını münhasır bir denetim alanı olarak tanımlamakta; egemenlik, demokrasi ve uluslararası hukuku ise yerine getirilmesi gereken yükümlülükler değil, aşılması gereken engeller olarak görmektedir.”
Somut müdahale örnekleri sıralandı
Bildirgenin en dikkat çekici bölümlerinden biri, söz konusu doktrinin soyut bir söylemle sınırlı kalmadığını, somut müdahalelerle hayata geçirildiğini vurgulayan bölüm oldu. Metinde Arjantin’den Honduras’a, Venezuela’dan Küba’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaşanan gelişmeler ayrıntılı biçimde sıralandı.
Arjantin’de ekonomik politikaları etkilemeye dönük mali müdahaleler, Honduras’ta seçim süreçlerine yapılan müdahaleler ve Venezuela’ya yönelik askerî saldırılar bu kapsamda değerlendirildi. Caracas’ta yaşanan bombalama saldırılarına atıf yapılan bildirgede, bu saldırılarda sivillerin ve “ABD’nin düşmanca müdahalesine karşı koyarken hayatını kaybeden 32 Kübalı savaşçının” yaşamını yitirdiği hatırlatıldı.
Karayipler ve Pasifik’te sivil gemilere yönelik saldırılar da sonuç metninde yer aldı. Bildirgede, bu saldırıların “yargı süreci işletilmeksizin gerçekleştirildiği” ve “yüzü aşkın balıkçı ile mürettebat üyesinin yargısız infazla öldürüldüğü” vurgulandı.
Küba, Grönland ve göçmen politikaları
Konferansta Küba’ya yönelik ekonomik, ticari ve mali abluka da sert biçimde eleştirildi. Bildirgede, ablukanın “Küba Devrimi’ni yıkma amacıyla eşi benzeri görülmemiş biçimde yoğunlaştırıldığı” ifade edildi.
ABD’nin Grönland’a yönelik talepleri de konferans gündemindeydi. Sonuç metninde, bu taleplerin “halkın egemenliğini ve kendi kaderini tayin hakkını hiçe saydığı” belirtildi.
Ayrıca, ABD’de yaşayan ve büyük çoğunluğu Latin Amerika kökenli olan elli milyondan fazla göçmenin durumu da bildirgede önemli bir yer tuttu. Metinde, bu kişilerin siyasi, medeni ve sosyal haklarının sistematik biçimde ihlal edildiği, gözaltı ve sınır dışı uygulamalarına maruz bırakıldığı vurgulandı.
“Lawfare” ve siyasi liderlere yönelik baskılar
Bildirge, Latin Amerika’daki bazı siyasi liderlere yönelik hukuki ve siyasi baskıları da ele aldı. “Lawfare” kavramının açık biçimde kullanıldığı metinde, bu yöntemin egemenliği ve bölgesel bütünleşmeyi savunan liderlere karşı bir siyasal zulüm aracı olarak devreye sokulduğu ifade edildi.
Bu kapsamda Lula da Silva, Rafael Correa ve Cristina Fernández de Kirchner örnek gösterilirken, Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’ya yönelik OFAC (Yabancı Aktifler Denetim Bürosu) yaptırımlarının uluslararası düzeyde tırmandırıldığına dikkat çekildi.
“Egemenlik yalnızlıkla değil, işbirliğiyle korunur”
Konferans boyunca öne çıkan temel tartışma başlıklarından biri, bölgesel işbirliğinin önemi oldu. Sonuç bildirgesinde, hiçbir ülkenin dünyanın en büyük askerî ve mali aygıtı karşısında tek başına direnemeyeceği vurgulandı. Buna karşılık, “Egemenlik yalıtım yoluyla değil, ortak kırılganlığı ortak güce dönüştüren ve coğrafi yakınlığı siyasi dayanışmaya çeviren bilinçli işbirliğiyle korunabilir” denildi.
Bu çerçevede UNASUR bünyesinde kurulan Güney Amerika Savunma Konseyi ve CELAC gibi bölgesel mekanizmaların tarihsel önemi hatırlatıldı.
Gazze vurgusu ve küresel dayanışma çağrısı
Konferansın sonuç metninde, Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’nun Gazze’ye ilişkin değerlendirmesine de atıf yapıldı. Bildirgede, İsrail’in Gazze’de Filistin halkına yönelik saldırılarının, “boyunduruk altına alınmayı reddeden tüm halklar için bir uyarı niteliği taşıdığı” ifade edildi ve uluslararası hukukun cezasız kalan ihlallerinin bir bölgeden diğerine yayıldığına dikkat çekildi.
Havana çağrısı
Konferans, yalnızca tespitlerle sınırlı kalmadı; somut gelecek adımları da ilan etti. Bildirgede, bir sonraki Nuestra América toplantısının Küba’nın başkenti Havana’da yapılacağı duyuruldu ve dünya halklarına Küba ile dayanışma çağrısı yapıldı.
Sonuç metni şu güçlü ifadelerle tamamlandı:
“Korku, şiddet ve yabancı tahakkümü yerine birlik, egemenlik ve barışı esas alan bir Amerika kıtası geleceğini birlikte inşa edeceğiz.”
San Carlos Bildirgesi: “Nuestra América”nın kuruluş bildirgesi

Bogotá, 25 Ocak 2026
BÖLÜM I
Birleşmiş Milletler Şartı’nın amaç ve ilkelerini yeniden teyit ederek; devletlerin egemen eşitliğini, güç kullanımının yasaklanmasını ve tüm halkların kendi kaderini tayin hakkının dokunulmazlığını esas alarak,
Bu ilkelerin, özgür bir kıta mücadelesinde Simón Bolívar’a, bağımsız ve egemen bir Amerika vizyonunda José de San Martín’e, uluslar arasında kalıcı barış arayışında Benito Juárez’e ve emperyalist müdahalelere karşı savunma çağrısında José Martí’ye ilham verdiğini kabul ederek;
Bugünkü uluslararası durumun, bu ilkelerin giderek aşındığı bir dönemle karakterize olduğunu vurgulayarak; gerici güçlerin, zorlama, manipülasyon ve askerî müdahale yoluyla Amerika Birleşik Devletleri’nin komşu ülkeler üzerindeki ve ötesindeki hâkimiyetini yeniden tesis etmeye yöneldiğini tespit ederek;
Bu projenin, canlandırılmış bir Monroe Doktrini ve yeni bir “Trump Ekllentisi” başlığı altında açık biçimde ifade edildiğinden kaygı duyarak; bu yaklaşımın Amerika kıtasını münhasır bir denetim alanı olarak tanımladığını, egemenlik, demokrasi ve uluslararası hukuku ise yükümlülükler değil engeller olarak gördüğünü kayda geçirerek;
Bu doktrinin, aşağıdakilerle sınırlı olmamak üzere, somut eylemler yoluyla halihazırda uygulamaya konulduğunu derin endişeyle not ederek:
- Arjantin’de ekonomik politikayı koşullandırmayı ve demokratik tercihleri kısıtlamayı amaçlayan mali müdahaleler.
- Honduras’ta, hüküm giymiş bir narkodiktatör olan Juan Orlando Hernández’in affını ve Ulusal Parti’nin başkanlığa taşınmasını hedefleyen seçimlere müdahaleler.
- Venezuela’da, başkent Caracas’ta sivillerin yaşamını yitirdiği bir bombalama kampanyası yoluyla gerçekleştirilen askerî müdahale. Bu saldırılar sırasında, Amerika Birleşik Devletleri’nin düşmanca müdahalesine cesaretle karşı koyan ve Nicolás Maduro ile Cilia Flores’in kaçırılmasını engelleyen 32 Kübalı savaşçı hayatını kaybetmiştir.
- Karayip Denizi ve Pasifik’te, yargı süreci işletilmeksizin sivil gemilere yönelik saldırılar. Bu saldırılar sonucunda yüzü aşkın balıkçı ve mürettebat üyesi yargısız infazla öldürülmüştür.
- Küba Devrimi’ni yıkma amacıyla Küba’ya yönelik ekonomik, ticari ve mali ablukanın eşi benzeri görülmemiş biçimde yoğunlaştırılması ve tehditlerin artırılması.
- Grönland’a yönelik yayılmacı tasarılar. Bu tasarılar, halkın egemenliğini ve kendi kaderini tayin hakkını hiçe sayan ABD kaynaklı ilhak taleplerini içermektedir.
- Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan, büyük çoğunluğu Latin Amerika kökenli elli milyondan fazla göçmenin siyasi, medeni ve sosyal haklarının sistematik biçimde ihlal edilmesi. Bu kişiler, İç Güvenlik Bakanlığı ile Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza birimleri dâhil olmak üzere devlet kurumları tarafından gözaltı, sınır dışı ve baskıya maruz bırakılmaktadır.
- Meksika’nın ilk kadın cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum Pardo liderliğindeki egemen ve demokratik hükümete yönelik sürekli tehditler ve siyasi saldırılar. Bu girişimler, toplumsal dönüşüm projesini itibarsızlaştırmayı ve Meksika halkının onurunu ve kendi kaderini tayin hakkını zayıflatmayı amaçlamaktadır.
- Egemenliği ve bölgesel bütünleşmeyi savunan siyasi liderlere karşı bir siyasal kovuşturma aracı olarak “lawfare”in desteklenmesi. Bu kapsamda Lula Da Silva, Rafael Correa ve Cristina Fernández de Kirchner hedef alınmış, Gustavo Petro’ya karşı OFAC yaptırımları uluslararası düzeyde tırmandırılmıştır.
Bu tırmanışın, yalnızca Amerika kıtası halklarına yönelik benzeri görülmemiş bir gözdağı değil, aynı zamanda seçici biçimde uygulanması yoluyla her yerde geçerliliği aşındırılan kendi kaderini tayin ilkesi için doğrudan bir tehdit oluşturduğunu kabul ederek;
Devlet Başkanı Gustavo Petro’nun, İsrail’in Gazze’de Filistin halkına yönelik soykırımının, boyunduruk altına alınmayı reddeden tüm halklar için bir uyarı niteliği taşıdığına dair tespitini hatırlatarak; cezasız kalan uluslararası hukuk ihlallerinin bir bölgeden diğerine nasıl yayıldığını açık biçimde ortaya koyduğunu vurgulayarak;
Bu nedenle, Amerika kıtasının içinden ve dışından imzacıların, kıta egemenliğinin savunusunun küresel ölçekte uluslararası hukukun savunusundan ayrılamayacağına ve mevcut emperyal şiddet yöneliminin ancak eşgüdümlü uluslararası dayanışma yoluyla durdurulabileceğine olan inançla bu Bildirge’ye katıldıklarını teyit ederek;
BÖLÜM II
Monroe Doktrini temelinde örgütlenen saldırıya karşı koyabilecek yegâne stratejinin, egemen devletler ve halkları arasındaki kolektif eylem olduğunu ve parçalanmışlığın tahakkümün başlıca koşulu olmaya devam ettiğini teyit ederek;
Günümüzde zor araçlarının çoğu zaman yalnızca savaş biçiminde değil; meşruiyeti aşındırmak, kamusal kapasiteyi tüketmek ve siyasi sonuçlar dayatmak üzere tasarlanmış mali baskı, tek taraflı zor önlemleri, bilgi savaşı, ticaret ve enerjiye yönelik cezalandırıcı kısıtlamalar, kademeli diplomatik tecrit, işçilere ve sendikal harekete yönelik sistematik saldırıların bir bileşimi olarak ortaya çıktığını kabul ederek;
Eğitim, sağlık ve sosyal bakım, enerji, su ve sanitasyon dâhil olmak üzere nitelikli kamusal hizmetlere evrensel erişimin, işleyen, adil ve istikrarlı bir demokrasinin vazgeçilmez koşulu olduğunu kabul ederek; bu hizmetlerin demokratik katılımı ve halk egemenliğini aşındıran yapısal, toplumsal ve ekonomik eşitsizlik döngülerini kırmada hayati rol oynadığını vurgulayarak;
Mevcut Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin, mali yaptırımlar, ticaret kısıtlamaları, enerji ablukaları ve diplomatik baskıyla yıldırma, zor kullanma ve tecrit yoluyla bölgesel işbirliğini parçalamayı ve dışarıdan sonuç dayatmayı amaçlayan bilinçli bir bölme stratejisi izlediğini gözlemleyerek;
Dünyanın en büyük askerî ve mali aygıtının uyguladığı baskıya hiçbir ülkenin tek başına güvenilir biçimde direnemeyeceğini; ancak ülkelerin, işbirliği yoluyla olumsuz jeopolitik koşullar altında ayakta kalmak ve gelişmek için gerekli özerkliği, direnci ve ortak kapasiteyi inşa edebileceğini vurgulayarak;
Amerika kıtası halklarının özgürlük ve istikrarlarını ancak birlikte hareket ettiklerinde ilerletebildiklerini hatırlatarak; Malvinas Adaları’nın süregelen işgali gibi sömürgeci miraslara karşı verilen mücadelelerde ve hareket alanını genişleten, karşılıklı desteği güçlendiren ve dış vesayeti azaltan bölgesel ve alt bölgesel mekanizmaların kurulmasında bunun açıkça görüldüğünü belirterek;
UNASUR bünyesinde Güney Amerika Savunma Konseyi’nin kurulmasını özellikle hatırlatarak; bu girişimin müdahalesizlik ilkesine dayalı bölgesel eşgüdüm, güven artırıcı önlemler ve egemen savunma diyaloğu geliştirmeyi amaçladığını; ayrıca tarihsel olarak Amerika Birleşik Devletleri tarafından şekillendirilen güvenlik doktrinlerine, eğitim yollarına ve güvenlik mimarilerine bağımlılığı azaltmayı hedeflediğini vurgulayarak;
Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu’nun, Amerika Birleşik Devletleri’nin egemen olduğu Amerikan Devletleri Örgütü’nden bağımsız biçimde, Latin Amerika ve Karayip çok taraflılığını dış vesayet olmaksızın mümkün kılan bir forum olarak kurulmasını hatırlatarak; bu yapının bölgenin Barış Bölgesi olma hedefi doğrultusunda siyasi eşgüdüm ve ortak tutumlara alan açtığını kabul ederek;
Bu deneyimlerin, günümüz koşulları için temel bir ders sunduğunu kabul ederek; egemenliğin yalıtım yoluyla değil, ortak kırılganlığı ortak güce dönüştüren ve coğrafi yakınlığı siyasi dayanışmaya çeviren bilinçli işbirliği yoluyla korunabileceğini vurgulayarak;
Hükümetler arası eşgüdümün vazgeçilmez olmakla birlikte, egemenliği savunmak ve işçi sınıfının çıkarlarını ilerletmek için tek başına -yaratıcılığı ve kolektif eylemiyle demokrasinin ufuklarını çizen toplumsal hareketlerin, halk örgütlerinin, sendikaların ve gençliğin halka dayalı gücü olmaksızın- yetersiz kalacağını; ayrıca Küresel Kuzey’de, suç ortaklığını reddedebilen, militarizme karşı çıkabilen ve saldırganlık ve zorun kendi adına uygulanamayacağını kamu kurumlarında ve yurttaşlar düzeyinde belirtebilen yeni bir dayanışma hareketinin ortaya çıktığını vurgulayarak;
Bu halk gücünün, birlikte düşünme, öğrenme ve hareket etme kapasitesine dayandığını ve eleştirel bilginin üretiminin, siyasal eğitimin ve ortak analizlerin her demokratik dönüşüm projesinin vazgeçilmez bir boyutu olduğunu vurgulayarak;
Bu nedenle Nuestra América’nın diplomatik, ekonomik, yurttaşlık temelli, halkçı, toplumsal ve kültürel boyutları aynı anda içeren bir strateji -sınır aşan eşgüdümlü eylem yoluyla kolektif direnci güçlendiren, demokratik tercihi ve insan haklarını dış kaynaklı zora karşı savunan ve uluslararası hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmeyi amaçlayan ortak bir cephe- olarak anlaşılması gerektiğini teyit ederek;
BÖLÜM III
Bizler, Kolombiya’nın Bogotá kentinde gerçekleştirilen Nuestra América’nın ilk toplantısına katılan delegeler olarak; kendi kendini yöneten, halklarını savunan ve kendi sesiyle konuşan bir Amerika kıtası ortak ufkunu teyit ediyoruz.
Bu projeyi ilerletmek amacıyla; zora karşı direnmeye, demokrasi ve bütünleşme yoluyla özerklik inşa etmeye ve Nuestra América’yı uluslar arasında egemenliğin, halklar arasında dayanışmanın gücü olarak konumlandırmaya yönelik ortak bir stratejiye bağlılığımızı ilan ediyoruz.
Zora karşı direnmek için
- Birleşmiş Milletler Şartı’nı savunmak, güç kullanma veya tehdidinin yasaklanması ilkesini korumak ve tek taraflı zor uygulamalarını normalleştirme girişimlerine karşı koymak için Birleşmiş Milletler ve uzmanlık kuruluşları dâhil olmak üzere çok taraflı forumlarda eşgüdümlü biçimde yer almaya çalışmayı,
- Yaptırımlar, ablukalar, istikrarsızlaştırma girişimleri ve ani ekonomik şoklar karşısında, ortak ihtiyaçların belirlenmesini, iyi uygulamaların paylaşılmasını ve işbirliği yollarının geliştirilmesini içeren yarıküre ölçeğinde eşgüdüm ve karşılıklı destek mekanizmaları oluşturmayı,
- Sağlık, gıda, enerji ve afet müdahalesi alanlarında işbirliğini genişletereki, tek taraflı zor önlemlerinin siviller üzerindeki etkisini azaltmaya yönelik kolektif yaklaşımlar geliştirerek ve bölgemizde herhangi bir sorunun işgal ya da askerîleştirilmiş zorla değil, diyalogla ve ortak bölgesel sorunlar karşısında yardımlaşmacı ve hak temelli bir yaklaşımla ele alınacağını teyit ederek Küba’dan Venezuela’ya, Meksika’dan Kolombiya’ya ve ötesine kadar bütün yarıkürede dayanışmayı geliştirmeyi ve egemenliği teyit etmeyi,
- Diplomatik girişimler, hukuki stratejiler ve kamusal farkındalık için kullanmak amacıyla, tek taraflı önlemler, gizli müdahaleler ve bilgi savaşı dâhil olmak üzere zorun ve dezenformasyonun belgelenmesi ve analizini desteklemeyi,
- İçtihat paylaşımını sağlamak, hukuki itiraz yollarını değerlendirmek ve hukukdışı zora ve sınır ötesi yaptırımlara karşı eşgüdümlü yanıtlar bulmak üzere hukukçular ve kurumlar arasında işbirliğini teşvik etmeyi,
- Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Latin Amerikalı göçmenlerin haklarını savunmayı, kitlesel sınır dışı uygulamalarına karşı çıkmayı ve bölgemizde barış, refah ve demokratik gelişmenin koşullarını güçlendirmeyi,
- Hiçbir işçi onurunu başka bir yerde aramak için yurdundan ayrılmak zorunda kalmasın diye örgütlenme, toplu pazarlık ve grev hakkı dâhil olmak üzere sendikal hakları ve emeğin haklarını geliştirerek işçilerin haklarını savunmayı
taahhüt ediyoruz.
Bağımsızlığımızı yeniden tesis etmek için
- Seçimlere eşlik, yurttaşlık katılımının güvenceleri ve dış müdahale ya da gözdağına karşı diplomatik yanıtlar üzerine deneyim paylaşımını artırarak demokratik süreçlerin korunmasına yönelik bölgesel diyaloğu güçlendirmeyi,
- Siyasi ile ekonomik zora maruz kalıınmasını azaltmak amacıyla bölgesel takas mekanizmaları, acil ödeme kanalları ve Güney–Güney ticaret işbirliğinin genişletilmesini de içeren mali ve ticari özerkliği artırma seçeneklerini incelemeyi,
- Stratejik rezervler, kamu alımları ve hizmet sunumu, altyapı yatırımları, kamu mülkiyeti ve ekolojik gelimenin hizmetinde sürdürülebilir tarımsal üretime ilişkin bilgiyi paylaşarak ve ortak yaklaşımlar arayarak enerji ve gıda egemenliği ile kamusal hizmetlerin güçlendirilmesi alanında işbirliğini geliştirmeyi,
- Yakınlaşma alanlarını saptayıp deneyim paylaşımını güçlendirmeyi ve kolektif pazarlık gücünü geliştiren, kamusal varlıkları koruyan ve hareket alanını genişleten işbirliği girişimlerini hedefleyerek bölgesel bütünleşme çabalarını deneyim değiştokuşu yoluyla canlandırmayı
taahhut ediyoruz.
Nuestra América’yı güçlendirmek için
- Hakları güvence altına alınmış bir Amerika yurttaşlığına doğru ilerlemeyi hedefleyerek hükümetler, toplumsal hareketler, siyasal güçler, sendikalar ve halklar arasında canlı ve sürekli bir eşgüdüm sürecini sürdürmeyi ve bu diyaloğu toplantılar, ortak girişimler ve kalıcı işbirliği kanalları yoluyla derinleştirmeyi,
- Saldırganlıkla suç ortaklığına karşı çıkış, zor ve savaştan kâr sağlamaya itiraz , uluslararası hukuka bağlılığı ve barış içinde bir arada yaşamı savunma hedefiyle uluslararası direniş hareketleriyle ittifakları genişletmeyi ve Küresel Kuzey halklarıyla diyaloğu güçlendirmeyi,
- Tüm dünya halklarını Amerika Birleşik Devletleri’nin tasarılarına ve tehditlerine karşı egemenliğini ve kendi kaderini tayin hakkını savunma mücadelesini sürdüren Küba halkıyla dayanışmaya çağırarak bir sonraki Nuestra América toplantısını Küba’nın Havana kentinde düzenlemeyi
taahhüt ediyoruz.
Bu anlayış doğrultusunda ve büyük tehlikeler karşısında, korku, şiddet ve yabancı tahakküm yerine birlik, egemenlik ve barışı esas alan bir Amerika kıtası geleceğini birlikte inşa edeceğiz.
