Kaynak: Bianet
31 Aralık 2020’yi 1 Ocak 2021’ye bağlayan gece yayımlanan, tek satırlık ve tek imzalı bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atandı. Üniversite mensuplarının tanımadığı bu atama, 160 yılı aşkın kurumsal geleneğe sahip, son 50 yılını kamu üniversitesi olarak geçirmiş Boğaziçi Üniversitesi’nde eşi benzeri görülmemiş bir sürecin başlangıcı oldu.
Atamanın hemen ardından Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri, 3 Ocak 2021 tarihinde üniversitenin 2012 Senato İlkeleri’nden alınan üç temel maddeyi hatırlatarak kamuoyuna ortak bir açıklama yaptı. Açıklamada, söz konusu atamanın üniversitenin yerleşik değerleriyle “180 derece çeliştiği” vurgulandı ve bu atamanın kabul edilmediği açıkça ilan edildi. Öğretim üyeleri, mücadeleden vazgeçmeyeceklerini de duyurdu.
Cumhurbaşkanının imzasını taşıyan tek satırlık tebliğ ile öğretim üyelerinin bu metni yan yana konduğunda, yaşanan krizin özünün zaten görünür olduğu belirtiliyor. Ancak süreç burada durmadı. Melih Bulu’nun rektörlüğünden henüz bir ay geçmeden, Fizik Bölümü öğretim üyesi Naci İnci rektör yardımcılığına atandı. Aynı yılın Ağustos ayında ise İnci, Bulu’nun yerine rektör olarak atanarak görevi devraldı.
Bu atama, üniversite tarihinde benzeri görülmemiş bir tabloya rağmen gerçekleşti. Naci İnci, Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin yaklaşık yüzde 95’inin oyuyla kendisine verilen güvensizlik oyuna karşın rektörlüğe getirildi. Süreç boyunca bazı öğretim üyeleri “bekleyelim, belki kötü niyet yoktur” görüşünü dile getirse de, büyük çoğunluk bu adımların bilinçli, planlı ve üniversiteyi belirli bir ideolojik çizgiye zorla sokmayı hedefleyen müdahaleler olduğu kanaatini taşıdı.
Beş yıl boyunca yaşananların en ağır sonuçlarından biri ise öğrencilere yansıdı. Boğaziçi Üniversitesi’ni yoğun emek ve fedakârlıklarla kazanan yüzlerce öğrenci, bu süreçte sert polis müdahaleleriyle gözaltına alındı, haftalarca tutuklu kaldı ve yıllara yayılan davalarla karşı karşıya bırakıldı. Son yıllarda ise bazı öğrencilerin üniversite kimlikleri iptal edilerek derslere ve sınavlara girmeleri engellendi; lisansüstü programlara kabul edilen kimi öğrencilerin kayıtları tek taraflı olarak silindi.
Akademisyen Esra Mungan’ın değerlendirmesine göre, tüm bu uygulamalar, özellikle diploma törenlerinde kayyım yönetimine yönelik eleştirilerini dile getiren öğrencilerden “itaat” beklenmesinin bir sonucu olarak hayata geçirildi.
