Buradan şöyle bir bağlam kurabileceğimizi zannediyorum. Sadece sermaye ihracı üzerinden yapılacak bir çözümleme tek boyutlu bir izaha dönüşebilir. Ayrıca her sermaye ihracı yapan ülkenin de emperyalizm kategorisi içinde yer almadığı bilinmelidir. Bu tek boyutlu yaklaşım emperyalist hiyerarşi içinde, sınıf savaşlarının yeni momentleri ve eşitsiz gelişim yasasının bir yansıması olarak doğan değişimleri, farklılaşmaları kaçırmamıza yol açar.
Evet örnek olarak aldığımız bu üç ülkenin küresel düzeyde sermaye ihracı son derece sınırlıdır. Ama onun yanında bulunduğu coğrafyada ciddi etki alanı yaratması, sermaye ihracının büyük oranını da bu bölgelere yönelik gerçekleştirmesi, bir hinterland oluşturması, bölgesinde askeri güç olarak konumlanması ve göreceli özerk davranabilme yeteneği hatta ilhak, işgal yapabilme kabiliyeti ve bunu gerçekleştirmesi önemli ve ayrıştırıcı özelliklerdir. Aynı ülkeler sürekli agresyon politikaları izlemeleriyle, bölge özelinde hegemon güç olarak davranabilme yetenekleriyle ve bir sermaye birikim rejimine uygun gelişme eğrisi ve yeniden yapılanma kabiliyeti göstermeleriyle dikkat çekmektedir.
Alt emperyalizm kavramı bize bu noktada önemli olanaklar sunmaktadır. Bu kavram ekonomik, siyasi, askeri ve sınıfsal bağlamları içerir.
Alt emperyalizm tanımı özünde bir ilişkiselliği, farklı bir bağımlılık ve sembiyotik ilişkiyi, konjonktürelliği/tarihselliği, küresel artı değer oluşumu ve transferindeki yeri, farklı inisiyatif geliştirme kabiliyetini ve bir bütün olarak çelişkili bir konumu ifade etmektedir. Ayrıca yeni kapitalist devletin biçimlenişinden, emperyalist hiyerarşideki yeni kombinasyondan ayrı bir tartışma değildir.
Türkiye kapitalizminin dört temel ekseni
Türkiye kapitalizminin bugünkü arayış, konumlanma, atakları ve agresyon politikalarını dört aks üzerinden tanımlayabiliriz: Birincisi sermaye birikim rejimi ve son 25 yıl içinde Türkiye kapitalizminin kapasitesindeki gelişme eğilimidir. Bu durumu Türkiye kapitalizminin yeni süreçte tekelleşme yoğunluğu ve yeniden yapılanması üzerinden de ele alabiliriz. Aynı süreç tabi ki küresel finans kapitalin uluslararası düzeyde merkezileşme ve yoğunlaşma eğiliminin bir yansımasıdır. İkincisi bu sürece bağlı olarak Türkiye kaynaklı sermayenin uluslararasılaşması, entegrasyonunun derinleşmesi, başka coğrafyalara yönelik ataklar yapması ve bu noktada somut gelişmelerin yaşanmasıdır. İzlenen ekonomik politikalar ve farklı ülkelerle yapılan ticari anlaşmalar bu süreci beslemiştir.
Üçüncüsü yeni kapitalist devletle sermaye ilişkisi derinleşmiş ve yeniden yapılanmıştır. Bu durum siyasal rejimle ve onun organik sermayesiyle, tekelci sermaye arasında zaman zaman ortaya çıkan çelişkileri ve gerilimleri dıştalamaz, yaşanan çelişkili ama sermayenin arzularıyla uyumlu bir süreçtir.
Yeni kapitalist devlet sermayenin arzularının kristalizasyonudur. Bu noktada sermayenin uluslararası ataklarına her düzeyde zemin hazırlamaya çalışır. Buna yeni pazarlar bulmak, oluşturmak, hatta ilhak ve işgal politikaları dahildir. Suriye’de yeni rejimin inşasında Türkiye’nin rolü ve bir mana da rejimin hamiliği ve yönlendiriciliğini yapması, işgal ve ilhak politikalarını normalleştirilmesi bunun somut biçim alışıdır. Suriye, Türkiye kapitalizmi için yeni bir av sahasına dönüşmüştür. Suriye’nin Türkiye kapitalizminin hinterlandına dönüşme yönünde adımlar atılmaktadır. Türkiye’nin Rojava ve Suriye’de izlediği politikalar bu eksen üzerinden okunmalıdır. Aktüel olarak alt emperyalizmin bütün parametrelerinin somutlandığı alan Rojava ve Suriye diyebiliriz.
Suriye’nin yeniden inşası, enerji kaynaklarının kontrolü, ilhak ve işgalin normalleştirilmesi, geniş bir pazar haline dönüşmesi olasılık dahilindedir. Stratejik hedeflerinden biri Rojava’nın tasfiyesidir. Suriye aynı zamanda sürekli bir iç savaş coğrafyası olarak yeni dönemde küçük bir Ortadoğu’dur ve yeni Ortadoğu’nun laboratuvarıdır.
Hegemonya boşlukları ve bölgesel konumlanma
Dördüncüsü emperyalist bloklar arasında yaşanan hegemonya savaşları bölgede hegemonya boşluklarına neden olmuş, bu noktada Türkiye kapitalizmi hem dış politikada hem de bölgesel askeri stratejisinde kısmi özerk tutumlar sergileyebilmiştir. Aktüel olarak İsrail’in Hamas, Hizbullah operasyonları, Filistin halkına yönelik soykırım politikaları, İran Savaşı ve Suriye’de Baas rejimin yıkılması yeni bir konjonktürün önünü açmıştır. Coğrafya artık bir yanıyla dünya savaşının ön cephesi haline gelmiş, diğer yanıyla ABD’nin hegemonyası tahkim olmuştur. Türkiye kapitalizmi bölgedeki yeni hegemonik denge içinde konumlanmaya çalışmaktadır. Suriye bu noktada bir sıçrama alanıdır. En temel partneri de İsrail’dir. İki ülkenin Suriye politikaları bu ilişkiyi daha pekiştirecektir. Ardından İran savaşının gelmesi yüksek bir olasılıktır.
Kısaca Türkiye Ortadoğu’da başta Suriye ve Irak olmak üzere düzen inşa edici, kural belirleyici ve bir güç yansıtıcı olarak hareket etmeye çalışıyor. Ekonomik ve nüfuz alanlarını genişletmek istiyor. Hatta ilhak ve işgal politikalarını sürdürmeyi amaçlıyor. Bu noktada özellikle Kürt sorunu hem iç rejimin karakterini belirlemede hem de dış siyasetin oluşturulmasında stratejik rol oynuyor. Rojava Devrimi Türkiye Cumhuriyeti açısında stratejik mahiyette bir güvenlik sorunu olarak ele alınıyor. Çünkü devrimin kendisi Kürt sorununun her düzeyde aktüel biçimlenişine yol gösteren ve esin kaynağı olacak bir içeriğe sahip. Ayrıca devletin tarihsel refleksleri, Pers, Bizans, Selçuklu, Osmanlı devlet geleneğine dayanması, aktüel yayılmacı ve güvenlikçi politikaları Kürt özgürlük hareketinin yarattığı ve yaratacağı ve bölgesel etkisi kaçınılmaz olan demokratik ve devrimci adımlara hiç müsait değil.
Tam tersini bölgesel hegemonyasını ve tahakkümünü Kürt sorunu fiilen etkisizleştirilmesi, tabilik, dejenerasyonu üzerinden kurmayı hedefliyor. Bölgede çok yönlü bir güç alanı oluşturmasıyla birlikte Afrika, Balkanlar ve Kafkasya’ya yönelik ekonomik, askeri ve diplomatik hamleleri manalı bir yere oturabilir. Yani alt emperyalizmin nesnel zemini ve devamı bölgede oluşturacağı “yeni düzenle” bağlantılıdır. Daha şimdiden bu düzenin, ABD’nin domine ettiği yeni Ortadoğu düzeni içinde, emperyalizmin bir tahakküm ve inisiyatif alanı olduğu bilinmelidir.
Türkiye’nin yaşadığı çoklu kriz ve alt emperyalizm
Alt emperyalizm emperyalist hiyerarşide özgül bir şekillenme ve ara bir konumlanmayı ifade ediyor. Türkiye’nin Ortadoğu’da sınırlı ama stratejik hareket alanı açması ve bölgesel hegemonya inşası, farklı güç pratikleri ve diplomatik atakları bu eksende ele alınmalıdır.
Türkiye kapitalizmini, aktüel kapitalizmin biçimlenişine ve ona eklemlenme tarzına bağlı olarak ikinci kuşak kapitalist ülke diye tanımlamıştık. Bu konumu kapitalist küreselleşme, dijital kapitalizm ve küresel emek, değer, meta zincirinin oluşmasına bağlı olarak şekillendi ve (özellikle kökleri 1990’ların ortalarına dayanmasına rağmen) son 25 yıldan beri ciddi büyüme kapasitesi gösterdi. 2008’de kapitalizm organik krizinin açığa çıkması yeni bir eşik oldu. Özellikle salgın sonrasında sıçramalar kaydetti.
Fakat bu tanımlamaları yapmak Türkiye kapitalizminin yapısal bir sorunu olan sermaye birikim sorununu ortadan kaldırmıyor. Dış kaynağa narkotik bir bağımlılığı olan Türkiye ekonomisi çoklu kırılgan bir yapıya sahip. Finansal bağımlılığı yanında teknolojik bağımlılık içinde, orta düşük düzey bir teknoloji kullanıyor. Küresel finans akımlarından şiddetle etkileniyor. Ekonomisi dış kaynağa bağlı (spekülatif) bir büyüme karakterine gösteriyor. Dış kaynak geldiğinde büyüyen, kaynak kısıtında krize giren bir özellik taşıyor. Ciddi bir dış borcu var, büyüme stratejisinin bir yansıması olarak kronik cari açık veriyor. Finansallaşmış ve sanayisizleşen bir ekonomik tablosu var. Sermaye ihraç ediyor ama net bir sermaye ithalatçısı.
Aktüel bağımlığın göstergesi olan bu tabloya karşın yayılmacı, bölgesinde hegemonya inşa etme kabiliyetine sahip, işgal ve ilhak politikaları hayata geçirebiliyor, kendi ölçeğinde (dikkate alınabilecek oranda) sermaye ihraç ediyor, Afrika, Balkanlar ve Kafkasya’da önemli askeri, ekonomik, diplomatik ataklar ve yatırımlar yapabiliyor. Güçlü bir askeri aygıtı var, savunma sanayi kritik teknolojilerde bağımlılık gösterse de bazı segmentlerde (İHA VE SİHA üretimi gibi) önemli gelişmeler kaydetti. Hızlı bir militarizasyon süreci yaşıyor. Güç repertuvarı zenginleşiyor.
Bu iki özellik birbirini dışlayan nitelikler değildir. Tam tersine çelişik bir ilişkiyi ve iç içe olma halini gösterir. Aktüel kapitalizmin biçimlenişine bağlı bir gelişme ve dinamizmindir. Ayrıca bağımlılık ilişkisi tam bir tabilik, angajman ve siyasal etkisizlik anlamına gelmez. Çelişik bu iki yön Türkiye’nin alt emperyalist karakterinin veçhelerini oluşturur.
Yeni emperyal düzen
Bu noktada şu vurguları yapmak anlamlı olacaktır. Birincisi aktüel bağımlılık ilişkileri kapitalizm bugün ulaştığı entegrasyon ve küreselleşme düzeyi ve sermayenin yoğunlaşma ve merkezileşme eğilimiyle yeniden biçimlenmektedir. İkincisi kökleri Sovyetler Birliği’nin çöküşüne, Yugoslavya’nın parçalanışına, Irak ve Afganistan işgaline dayanan, 7 Ekim ve Venezuela müdahalesiyle yeni bir zemin olarak ortaya çıkan, II. Dünya Savaşı sonrası oluşmuş tüm burjuva kurum, uluslararası ilişki ve meşruiyet ihtiyacından kopuşun ifadesi olan gelişmelerdir. Yeni bir emperyal hegemonya ve tahakküm dönemi içine giriyoruz. Çin ve ABD arasında gerilim şiddetlenmiş durumda. Dünya savaşının aktüelleştiği bir konjonktürün içindeyiz.
Türkiye bölgesel bir hegemon güç olarak bu süreçte rol alıyor ve hamleler yapıyor. Suriye ‘deki güncel konumlanması, ABD ve İsrail’le koordineli çalışması bunun somut göstergeleridir. Bölgenin yeniden dizaynında alt emperyalist bir konumlanmayla yeni roller üstlenmesi kaçınılmazdır. Olası İran savaşı bu dizaynın en önemli adımıdır.
Toparlarsak alt emperyalizm tanımı kapitalist ilişkilerde bir konjonktürün ya da bir tarihselliğin ifadesi olduğu gibi, çelişkili dinamikleri bünyesinde barındırabilir. Ayrıca bir süreci ifade eder.
Fakat süreç bir başka boyutta aynı ülkenin etkisizleşmesiyle, hegemonik kırılganlığıyla da sonuçlanabilir. Bu noktada kapitalizmin eşitsiz birleşik gelişim yasasının geç kapitalistleşen ülkeler içinde işlediğini vurgulamakta yarar var. Farklı konjonktürde farklı ülkeler öne çıkabilir ve farklı özgünlükleriyle sistem içinde yeni ve ara roller üstlenebilir.
Emperyalist hiyerarşinin bu noktada statik olmadığını ve geçişken bir özellik taşıdığını tekrar vurgulamak gerekir.
Alt emperyalist konumlanış
Türkiye farklı özgünlük, potansiyel ve kapasitelerine rağmen yukarıda vurguladığımız bağlamda dikkat çeken ve bölgede güç repertuvarları olan, askeri ve diplomatik zor kullanma kabiliyeti bulunan, hegemon güç, bir alt emperyalist güç olarak konumlanmış ülkedir.
Son bir alt çizmeyi Marini üzerinden yapabiliriz. Marini çalışmasında Brezilya’nın alt emperyalist özelliğine rağmen belirli bir kapitalist gelişme düzeyine sahip Arjantin ve Meksika’nın alt emperyalist olmadığını söyler. Brezilya’nın bölge düzeyinde etkisi, güç yayması, ekonomik ve nüfuz alanı yaratması ve askeri kapasitesi üzerinde durur. Bu nokta da ikinci kuşak kapitalist ülkeler içinde yer alan her ülkenin de alt emperyalist olmadığını vurgulamak gerekir.
Dünyanın içine girdiği süreç büyük bölgesel ve küresel alt üst oluşların, anaforlarının yaşanacağı bir süreçtir. Kısa dönemde yaşadıklarımız ortada. İhtimal dahilinde, hem de kısa zamanda yaşadıklarımızdan çok daha sarsıcı olayları yaşayabiliriz. Kapitalizmin en yıkıcı dönemine girdik. ABD emperyalizminin küresel bir savaş imparatorluğu olarak daha agresif politikalar izlemesi yüksek bir olasılık.
Fiilen Üçüncü Dünya savaşını yaşıyoruz. Özellikle Ortadoğu küresel jeo-politiğin merkezi olarak bu savaşın ön cephesidir. Bir anlamda küresel anaforun merkezlerinden birisidir.
Sürekli savaş ve iç savaş coğrafyası olarak şekillenmektedir ve İran Savaşı’yla bölge tam anlamıyla ateş topuna dönüşebilir.
Kapitalizmin varoluşsal krizinin yaşandığı bu konjonktürde nükleer savaş tehlikesi de aktüelleşmiştir.
Tek bir şey bu döngüyü kırabilir. Toplumsal ayaklanmalar ve isyanlar… ABD dahil dünyanın her coğrafyası artık bir toplumsal ayaklanma odağına dönüştüğünü, sınıfsal antagonizmanın şiddetlendiğini, küresel öfkenin biçim ve yatağını aradığını da görmek gerekiyor.
Kısaca umut başta işçi sınıfı, yoksullar ve fakirlerin kolektif bir özne oluşu ve ayağa kalkışında saklı. Bu tartışmalar bu umudu beslemeye ve içine girilen süreci anlayamaya ilişkindir.
-SON-
Alt emperyalizm ve Türkiye kapitalizmi yazı dizisinin birincisi: https://siyasihaber10.org/alt-emperyalizm-ve-turkiye-kapitalizmi-1/
Alt emperyalizm ve Türkiye kapitalizmi yazı dizisinin ikincisi: Emperyalist hiyerarşinin değişken karakteri
KAYNAKLAR
Kitaplar ve derleme eserler
- Lenin, V. İ. (1979). Emperyalizm. Sol Yayınları.
- Hilferding, Rudolf (1995). Finans Kapital. Belge Yayınları.
- Amin, Samir (1991). Eşitsiz Gelişme. Arba Yayınları.
- Marini, Ruy Mauro (2021). Bağımlılığın Diyalektiği. Dipnot Yayınları.
- Bekmen, Ahmet & Özden, B. (Ed.) (2016). Emperyalizm: Teori ve Güncel Tartışmalar. Habitus Yayınları.
- Adalı, Coşkun (1997). Günümüz Kapitalizmi ve Devlet Üzerine. Sarmal Yayınları.
- Erkiner, Ergin (2000). Alt Emperyalizm ve Türkiye. Pencere Yayınları.
- Smith, John (2025). 21. Yüzyılda Emperyalizm. Yordam Kitap.
- Dereli, Abdullah (t.y.). Alt Emperyalizm. Emek Kitap Dizisi.
Kitap bölümü ve klasik makaleler
- Marini, Ruy Mauro (1972). “Brazilian Subimperialism”. Monthly Review, 23.
Dergi ve internet yazıları
- Çağlı, Elif (2009). “Alt Emperyalizm Üzerine: Bölgesel Güç Türkiye”. Sınıf Mücadelesinde Marksist Tutum.
- Selimoğlu, Nihat. “Emperyalizm Tartışmaları”. gelenek.org.
- Karkın, Muhittin. “Türkiye Alt Emperyalist mi?”. trockist.net.
- Melaine, Samson. “Güney Afrika Alt Emperyalist mi?”. trockist.net.
- Bond, Patrick. “BRICS Alt Emperyalist mi?”. trockist.net.
- Argın, Ender Şiar. “Alt Emperyalizmin Kuramsal Eleştirisi”. teori-eylem dergisi.
- Kalemli, Tahir. “Alt Emperyalizm Tartışmaları Gölgesinde Türkiye”. gelenek.org.
- Gümüş, Güneş. “Alt Emperyalizm Tartışmaları: Ezber Bozmayı Bilmek”. sosyalistgundem.com.
- Uzgel, İlhan. “Türkiye’nin Alt Emperyalizm Macerasının Finaline Doğru”. ayrintidergi.com.
- Uzgel, İlhan. “Alt Emperyalizm ya da Dış Politikada Özerklik Mümkün mü?”. gazeteduvar.com.
- Eritan, Erol. “Türkiye’nin Değişen Alt Emperyalizm Dinamikleri”. ayrim.com.
- Fuat, Selim. “Emperyalizm, Alt Emperyalizm ve Türkiye”. marksist.com.
- Sinan, Mehmet. “Ulus Devletten Emperyalistleşen Ulus Devlete ve AKP”. marksist.net.
Güncel siyasal analizler
- Antınpolat, Remzi. “Zor-Yoğun Alt Emperyalizm: Türkiye’de Güvenlikçi Devlet Aklı, Kürt Meselesi ve Rojava”. siyasihaber.org.
- Durkal, Hasan. “Emperyalizmin Çelişkileri, Alt Emperyalizm ve Türkiye”. elyazmalari.com.
- Kızılok, Utku. “Türkiye’nin Alt Emperyalist Açılımları”. gelecekbizim.net.
- Yıldırım, Kansu. “Afrika’da Türk Şirketlerinin Egemenliği ve Devlet Biçimi”. evrensel.net.
- Yıldırım, Kansu. “Türkiye Kapitalizminin Tekelleşme Eğilimi ve Siyasal Yansımaları”. evrensel.net.
- Durmuş, Mustafa. “Türkiye–Somali Askerî Anlaşmasının Satır Arası Okumaları”. evrensel.net.
- Günümüzde Emperyalizm ve Marksizm. Sosyalist İşçi Gazetesi.
