16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü önünde solcu gençlere karşı düzenlenen bombalı ve silahlı saldırıda 7 öğrenci hayatını kaybetmiş, 40’tan fazla öğrenci de yaralanmıştı. Bu faşist saldırı 1970’li yılların en kanlı olaylarından biriydi. Üzerinden yıllar geçmesine rağmen hâlâ tüm yönleriyle aydınlatılmış değil ve Türkiye’nin yakın tarihindeki karanlık sayfalardan biri olarak hafızalardaki yerini koruyor.
Katliam nasıl gerçekleşti?
O yıllarda DEV-GENÇ Başkanlığı da yapmış olan 78’liler Vakfı kurucusu Celalettin Can’ın anlatımıyla şöyle:
“Öğrencilerin İstanbul Üniversitesi merkez binasından çıkışına eşlik etmesi gereken polisler, 16 Mart günü her nedense (!) başka bir göreve gönderilmişti.
“Polis Komiseri Reşat Altaylı’nın denetimindeki bir polis ekibi tarafından zorla dışarı çıkarılan ilerici-devrimci öğrenciler, her gün kendileriyle ülkücü/faşistler arasında barikat oluşturan polisleri bu kez bulamadılar. Okulun önü boştu. Beyazıt Meydanı’nda toplanan faşistler “Beyazıt komünistlere mezar olacak!” sloganını atıyorlardı.
“Her zaman olduğu gibi sağ taraftaki Eczacılık Fakültesi’nin önüne yönelmişlerdi ki, ülkücü/faşist grup içinden Zülküf İsot adlı kişi “Kahrolsun komünistler!” diye bağırarak öğrencilerin üzerine bomba attı.
“Patlayan bombanın ardından yaylım ateşi ve ölüm çığlıkları yükselmeye başladı.
“Ortalık durulduğunda, 41 öğrenci yerlerde kıvranıyordu.
“Bunlardan Hatice Özen, Baki Ekiz, A. Turan Ören, Abdullah Şimşek ve Hamit Akıl olay yerinde; Cemil Sönmez ve Murat Kurt ise kaldırıldıkları hastanede hayatını kaybetti.”
Katliamın ardından birçok şehirde protesto eylemleri ve üniversitelerde boykotlar düzenlendi. Özellikle İstanbul ve Ankara’da devrimci gençler katliamı protesto etmek için yürüyüşler yaptı.
Failler kimdi?
Katliama yönelik kitlesel tepkiler sonucu bir grup Ülkü Ocaklı ve MHP’li yönetici hakkında İstanbul Cumhuriyet Savcılığı soruşturma başlattı. Ancak 17 kişi hakkında takipsizlik kararı verilirken, diğer sanıklar için 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde açılan dava 1982 yılında delil yetersizliğinden beraatle sonuçlandı.
Oysa bunlardan Mehmet Ali Ağca, Haluk Kırcı ve Oral Çelik, aynı zamanda, Abdi İpekçi cinayetinden Ankara’da 8 TİP’li öğrencinin öldürüldüğü Bahçelievler Katliamı’na ve Papa Suikasti’ne kadar birçok başka karanlık olayda da yer alan ve devletin gizli örgütleri tarafından korunup kollanan “seri katil”lerdi.
Katliamı kolaylaştıran resmî görevlilerden, “ünlü” işkenceci İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı ve Süreyya Sanlı gibi polis şefleri “görevinde kayıtsız kalmakla,” Emniyet Amiri Reşat Altaylı ise “öğrencileri, dışarı götürmesi gereken noktaya kadar koruması gerekirken üniversite kapısında terk etmekle” suçlanmıştı. Ancak 12 Eylül günlerinde mağdurlara haber verilmeden yargılanıp aklandılar.
Davanın yeniden açılması ve zaman aşımı
1997 yılında, İstanbul Barosu Susurluk Komisyonu’na gelen bazı belgeler katliamın karanlık noktalarını aydınlatmaya başladı. Bunun üzerine, katledilen devrimci öğrencilerin dönem arkadaşı avukatlar, 19 yıl sonra, 1997’de davanın yeniden açılmasını sağladı.
Saldırının olacağını bildikleri halde hiçbir güvenlik tedbiri almadıkları gibi gerçekleşmesini kolaylaştıran güvenlik kuvveti amirleri, saldırganların yakalanmasını engelleyenler, saldırıyı gerçekleştirenler ve olayın ardındaki kirli bağlantılar tek tek açığa çıkarıldı ve sanıklar mahkemeye çağrıldı.
Ancak önemli bir kısmı mahkemeye gelmedi. Ayrıca mahkeme de bu konuda caydırıcı bir tutum sergilemedi.
Reşat Altaylı, Oral Çelik, Mehmet Ali Ağca, Haluk Kırcı, Murat Bayrak ve 12 Mart yargılamalarında Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının savcısı olarak bilinen Baki Tuğ’un da aralarında bulunduğu 11 kişi hakkında 13 Mayıs 1997’de suç duyurusunda bulunuldu.
Olayın dış bağlantıları da kısmen açığa çıktı. Planlayıcılardan Nasibullah Türker, olaydan sonra Almanya’ya, Nazi geçmişine sahip CIA ajanı Ruzi Nazer’in yanına döndü.
16 Mart davası, Celalettin Can’ın ifadesiyle, “doğrudan bir kontrgerilla davasıydı”. Uzun yıllar sürdü ve sonunda, 2008 yılında, kontrgerilla ile hesaplaşacağı iddia edilen Ergenekon davasının başladığı gün, zaman aşımı kararıyla kapatıldı. Soykırım, katliam ve işkence gibi insanlık suçlarında zaman aşımı olmayacağına dair evrensel hukuk ilkesine rağmen böyle oldu. Ama “Davamız bitmedi, toplum vicdanında sürüyor”.
Her yıl Beyazıt’ta anılıyor
16 Mart’ta yaşamını yitiren öğrenciler için her yıl olayın gerçekleştiği İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü önünde düzenlenen eylemle anılıyor. Öğrenciler, akademisyenler ve çeşitli demokratik kitle örgütleri tarafından yapılan anmalarda katliamın aydınlatılması ve sorumluların ortaya çıkarılması talebi dile getiriliyor.
