ABD, uzun süredir tehditler savurduğu Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu, yedi saat süren bir operasyonla ülkesinden kaçırdı.
Uluslararası hukuku açıkça ihlal eden bu operasyon, Avrupa Birliği ve ABD müttefiki ülkeler bir tarafa Venezuela’nın “müttefikleri” Çin ve Rusya’nın da ciddi şekilde tepkisini çekmedi.
Şimdi başta Venezuela olmak üzere, Latin Amerika’da bir belirsizlik var. Venezuela’ya ne olacak, ABD ciddi bir kara harekâtı başlatacak mı, Küba ve Kolombiya ABD saldırganlığından fiziksel olarak payını alacak mı? Bunların hepsi ciddi sorular. Yanıtları da bir o kadar ciddi olacak.
Ancak ondan önce Maduro’nun ABD’ye kaçırılması ve Trump’ın açıkça “Biz Venezuela’yı istediğimiz gibi dizayn edeceğiz, seçimlerde istediğimiz aday çıkmazsa tekrar müdahale edeceğiz” minvalindeki açıklamalarını okumakta fayda var. Zira bu açıklamalar basit bir şekilde “bir delinin açıkça konuşması” değil.
ABD emperyalizmi ve Atlantik İttifakı, dünyadaki anti-emperyalist hattın eksikliğini maalesef çok iyi görüyor ve değerlendiriyor. Bütün eleştiriler bir tarafa, reel sosyalizmin olmadığı bir dünya, ABD emperyalizmine daha açık haydutluk yapma imkânı sunuyor. “Sosyalizmsizlik” sadece Sovyetler Birliği veya Doğu Avrupa ülkeleriyle sınırlı değil.
Latin Amerika’da 2005 ile 2008 arasına denk gelen “Pembe Dalga” dönemi, emperyalizm için oldukça caydırıcıydı. Küba’da Castro, Venezuela’da Chávez, Bolivya’da Morales ve Ekvador’da Correa gibi isimler ABD hegemonyasına karşı Bolivarcı, anti-emperyalist ve aynı zamanda dünya solundan kopuk olmayan bir siyaset izliyordu. Latin Amerika, solun egemen olduğu dönemde kendi içinde de dayanışmacı bir siyaset izliyor, ABD hegemonyasını kırmaya çalışıyordu. ALBA* ve UNASUR**, bu dayanışmanın en önemli iki örgütüydü. Ancak ABD destekli darbeler ve sağ hükümetler bu örgütlerden kendi ülkelerini çıkardı. Latin Amerika yanlısı siyaset zayıfladı, yerine ABD hegemonyasına bağlı bir siyaset ikame edildi.
Bundan önce ise Latin Amerika ve dünya, bugünkünden çok daha örgütlüydü.
Venezuela’dan bir örnek, örgütlülüğün önemini açıklıyor: Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chávez 11 Nisan 2002’de, ordu içindeki bir klik tarafından, Venezuela sermaye sınıfı ve ABD’nin de oluruyla kaçırıldı. Bu sırada ülkedeki özel televizyonlar çizgi film yayımlıyor, Venezuela halkı başkanın kaçırıldığından bihaber şekilde hayatına devam ediyordu. Kaçırıldığı yerde istifaya zorlanan Chávez, istifa etmeyi kabul etmedi. “Ben, Hugo Chávez, istifa etmedim” notunun bir asker tarafından halka ulaştırılması sonucu yoksul mahallelerden milyonlarca insan sokağa çıktı. Miraflores Sarayı’nı kuşatan binlerin baskısıyla Başkanlık Muhafız Alayı, darbeci bakanları tutukladı. Böylece Venezuela daha uzun yıllar Bolivarcı ve anti-emperyalist Chávez tarafından yönetildi, halka yaslanmanın ve örgütlü bir toplum yaratmanın önemi bu olayda bir kez daha görüldü.
Bush yönetimindeki ABD, bu darbeyi kınamadı, hatta darbe bile demedi, suçu Chávez hükümetine atmaya çalıştı ama Trump’ın söylediği kadar açık konuşamadı. “Demokrasi, insan hakları” gibi kelimelerin arkasına sığındı.
Bugün Trump, bu kelimelere sığınma ihtiyacı bile duymuyor. Açıkça bölgedeki kaynakları kendilerine peşkeş çekmeyen ülkeleri istila etmekle, oralardaki hükümeti değiştirmekle tehdit ediyor.
Trump’ın açık konuşmasının arkasında ise “deli olması” değil sığınağa ihtiyacı olmayacak kadar rahat olacağı bir siyasî atmosfer olması yatıyor.
Latin Amerika ve dünyada solun bu kadar geri çekildiği, ABD emperyalizminin istediği gibi at koşturduğu ve önünde sosyalizm gibi caydırıcı bir gücün olmadığı bir dünyada yaşıyoruz.
Aşırı sağ ve militarizmin yükselişi, kendisini dünyanın dört bir tarafında hissettiriyor. Yeni bir dünya savaşı, kapıyı çalıyor.
Bu militarist ve faşizan atmosferi tersine çevirmenin, bu olmayacaksa bile zararlarını en aza indirmenin yolu dünyada yeni bir anti-emperyalist, anti-faşist sol hattın oluşmasından geçiyor.
Emperyalizmin sınır tanımaz haydutluğunun karşısına anti-emperyalist dayanışmanın sınır tanımazlığının konulmadığı her geçen zaman, halkların aleyhine işliyor.
*: Castro ve Chávez tarafından kuruldu. Venezuela ekonomisi çökünce ve petrol fiyatları düşünce Dominik ve Nikaragua gibi ülkelere olan destek azaldı ve bu da örgütün cazibesini azalttı. Venezuela, Küba, Nikaragua ve Bolivya hâlâ üye. Artık ekonomik bir entegrasyon modelinden ziyade anti-emperyalist Latin Amerika ülkelerinin çatısı durumunda.
**: 2018 civarında Latin Amerika’da sağ hükümetler -Brezilya’da Bolsonaro, Arjantin’de Macri gibi- UNASUR’u “solcu ideolojik bir örgüt” olarak gördüklerini söyleyip topluca terk ettiler. Şu an Avrupa Birliği benzeri bir yapı olarak yeniden yapılandırılmaya çalışılıyor, eski ideolojik ağırlığı yok.
