Suriye’de bugün yaşananlar, bir iç savaşın artığı ya da “istikrarsızlık” başlığı altında geçiştirilebilecek gelişmeler değil. Şam’da iktidara taşınan Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) eliyle yürütülen sistematik şiddet, başta Aleviler olmak üzere Suriye’nin çok kimlikli ve çok inançlı toplumsal dokusuna yönelmiş açık bir yok etme saldırısıdır.
Bu saldırgan zihniyet yalnızca Suriye’yle sınırlı değil elbette. HTŞ’nin temsil ettiği tekçi, şeriatçı ve soykırımcı zihniyetin farklı ülkelerdeki siyasal örgütlenmeleri; Türkiye’de ve Ortadoğu’nun tamamında, Aleviler açısından doğrudan ve varoluşsal bir tehdit oluşturuyor.
Şeriatçı tekçilik tüm halkları hedef alıyor
HTŞ’nin kurmak istediği düzen, yalnızca Arap Alevileri hedef almıyor. Bu tekçi zihniyet; Suriye’de yaşayan Kürtleri, Dürzileri, İsmailileri, Süryanileri, Ermenileri, Ezidileri, Hristiyanları ve seküler Müslümanları da düşmanlaştırıyor. Aynı zihniyet, Türkiye’de ve Ortadoğu’nun diğer ülkelerinde yaşayan Alevileri de potansiyel hedef olarak görüyor.
Bu nedenle yaşananlar, belirli bir topluluğa dönük “yerel” bir şiddet değil; bölgesel ölçekte örgütlenmiş bir radikal İslamcı tehdit olarak ele alınmak zorundadır.
“Alevi misin?” sorusuyla başlayan ölüm
HTŞ öyle bir zihniyetin temsilcisi ki, bir insanın katledilmesi için “Alevi misin?” sorusuna verilen “evet” yanıtı yeterli görülmekte. Bu, neresinden bakarsanız bakın, soykırımcı bir saldırganlıktır ve açık bir insanlık suçudur.
İnanç kimliğinin tek başına ölüm gerekçesi haline getirilmesi, HTŞ’nin dünya görüşünün özünü ele verir. Bu zihniyette insan hayatının, eşit yurttaşlığın, birlikte yaşamanın hiçbir karşılığı yoktur.
Katliamların tarihi HTŞ iktidarıyla başlamadı
HTŞ ve öncülleri, yalnızca iktidara geldikten sonra suç işlemiş yapılar değil. Suriye’de iç savaşın başlamasından bu yana Alevilere, Hristiyanlara, Dürzilere, İsmaililere, Süryanilere, Ermenilere, Kürtlere ve seküler Müslümanlara karşı sürekli ve sistematik saldırılar düzenlediler.

Bu saldırılar; ittifak yaptıkları diğer radikal İslamcı çetelerle birlikte, Suriye’nin toplumsal dokusunu parçalamayı ve şeriat düzeni kurmayı hedefleyen uzun erimli bir stratejinin parçasıydı.
Emperyalist destekle kurumsallaşan şiddet
HTŞ, Amerika Birleşik Devletleri, İsrail, İngiltere, Fransa, Türkiye ve Suudi Arabistan eliyle Şam’da iktidara taşındıktan sonra, bu saldırılar kurumsal ve yapısal bir nitelik kazandı.
Her türlü makyajlama çabasına rağmen bu çete; Lazkiye’de Alevilere, Süveyda’da Dürzilere, Şam ve Halep’te Hristiyanlara, Ezidilere ve Süryanilere, Rojava’da Kürtlere yönelik saldırılarla gündemden düşmedi.
Alevilere yönelik soykırım saldırısı
Bu katliamlar içinde en sarsıcı olanı Alevilere yönelik saldırılar oldu. Emperyalist güçler ve bölgesel ortakları Esad iktidarını sonlandırıp HTŞ’yi Şam’a oturttuktan sonra, bu şeriatçı yapı ilk hedef olarak Alevileri seçti.
Bunda hem Alevileri “kafir” olarak gören radikal İslamcı yaklaşımın hem de Esad rejiminin suçlarının sorumluluğunu Alevilere yıkmaya çalışan rovanşist anlayışın payı vardı şüphesiz.
HTŞ öncülüğündeki radikal İslamcı çeteler, 6–9 Mart 2025 tarihleri arasında Alevilerin yaşadığı bölgelere tam anlamıyla bir soykırım saldırısı düzenledi. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin 11 Ağustos 2025 tarihli raporuna (A/HRC/59/CRP.4)[i] göre 1400, Suriye İnsan Hakları ve İnsani İzleme Komitesi’ne[ii] göre ise 2246 Alevi katledildi.
Direniş ve dayanışma saldırıları durdurdu ama tehdit sürüyor
Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin, Dürzilerin ve başta dünyanın dört bir yanındaki Aleviler olmak üzere uluslararası toplumun gösterdiği tepki sonucunda yoğun saldırılar durdurulabildi. Ancak HTŞ iktidarı, Alevilere yönelik katliamlarını ve insanlık dışı uygulamalarını aralıksız sürdürdü.

5 Ocak’ta Paris’te, ABD, İngiltere ve Fransa gözetiminde İsrail ile HTŞ arasında imzalanan güvenlik anlaşması sonrasında Halep’ten başlayarak Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik ilerleyen saldırıların durdurulmasında da belirleyici olan, devletler değil; uluslararası toplumun ayağa kalkması ve Kürt halkının öz savunma kararlılığı oldu.
30 Ocak’ta imzalanan anlaşma, Rojava açısından geçici bir sakinlik yaratmış görünse de, tıpkı Aleviler için olduğu gibi Kürtler açısından da varoluşsal tehdit ortadan kalkmış değil.
HTŞ iktidarı sürdükçe tehdit sürecek
HTŞ iktidarda kaldığı sürece bu tehdit devam edecektir. Devletin tüm kademelerinin ve ordu komutanlıklarının IŞİD zihniyetine sahip isimlerden oluştuğu artık herkesin bildiği bir gerçek.
Bu radikal İslamcı dünya görüşünde demokrasiye, eşitliğe, özgürlüğe ve hoşgörüye yer yoktur. Bugün güçsüz oldukları için geri adım atıyor gibi görünseler de, yarın elleri güçlendiğinde kılıçlarını çekip kafa kesmeye soyunmayacaklarının hiçbir garantisi yok. Yaşananlar bunun somut kanıtıdır.
7 Mart Samandağ mitingi bir insanlık çağrısıdır
Radikal İslamcı bir iktidarın kendileri açısından da nasıl bir tehdit olduğunu gören ve Suriye’de devam eden Alevi soykırımına dikkat çekmek isteyen Türkiyeli Arap Aleviler ve Alevi örgütleri, 7 Mart’ta büyük bir miting düzenliyor. “Suriye’de soykırıma dur de!” mottosuyla Samandağ’da gerçekleştirilecek mitinge Alevi örgütlerinin yanı sıra demokratik kitle örgütleri ve siyasi partiler de destek veriyor.

Takım elbiselerle, sakal tıraşlarıyla ve diplomatik makyajlarla gizlenmek istenen HTŞ iktidarının soykırımcı yüzünü görünür kılmak için bu miting yalnızca Alevilerin değil; seküler, demokratik ve gerçekten laik bir Türkiye ve bölge isteyen herkesin meselesidir.
Suriye’de radikal İslamcı bir iktidarın kalıcılaşması, Türkiye’ye ve tüm bölgeye zehirli bir siyasal iklim pompalayacaktır. Suriye’de cihatçı-şeriatçı HTŞ iktidarına karşı durup demokrasiyi savunmak, Türkiye’de demokrasiyi savunmaktır. O yüzden 7 Mart’ta Samandağ’da, Türkiye’nin tüm demokrasi güçleri “Suriye’de soykırıma dur demeli!”
19.02.2026
[i] A/HRC/59/CRP.4, https://www.ohchr.org/sites/default/files/documents/hrbodies/hrcouncil/sessions-regular/session59/a-hrc-59-crp4-en.pdf (E.T. 19.08.2025)
[ii] Human Rights and Humanitarian Follow-up Committee (Syria), Who sows hatred, reaps mass murder. Genocide on the Syrian coast – Preliminary report,23.03.2025. https://fhmsihr.org/eng/wp-content/uploads/sites/2/2025/03/Who_sows_hatred__reaps_mass_murderdocx.pdf (E.T. 22.08.2025)
