Nasıl da sızlamıştı yüreklerimiz. Günlerce her yutkunuşumuzda boğazımızda bir şeyler düğümlenmişti. Lütfen demiştik… Sağ çıksın göçük altında kalanlar…
Öfkelenmiştik hükümetin pişkin açıklamalarına. Hatta küfretmiştik madencinin ölümünü fıtratında arayanlara. Kimimiz atladı gitti hemen Soma’ya, kimimiz yardım toplamaya girişti geride kalanlara. Günlerce sokaklar, ekranlar, twitler, paylaşımlar “Soma”ydı.
Unutursak kalbimiz kurusun demiştik. Şimdi hepimizin kalbini yoklaması gereken günlere geldik. Çok değil, dört ay bile geçmedi Soma katliamının ardından. Biraz zorlasanız gözünüzün önüne gelecektir aklınızdan hiç çıkmayacak diye düşündüğünüz görüntüler! Hatta ölüm çukurundan çıkamayanların sayısını bile hatırlarsınız belki. Kaçtı, hatırladınız mı?
Evet, çok fazla acı var üst üstü binen. Kapitalizm ve emperyalizm, islami gericilik her gün yeni acılar katıyor insanlığın acısına. Kafamız, beynimiz alt üst olmuş durumda. Her gün yeni bir katliam, yeni bir sürgün, toplu infazlar, kafa kesmeler, tecavüzler, köleleştirmeler… Hepimizin aklını, algısını uyuşturuyor gelişmeler ancak yine de unutmamalıydık SOMA’yı ve unutmamalıyız!
Erdoğan’ın Madenciye attığı yumruğu unutmamalıyız!
Başbakan müşaviri Yusuf Yerkel’in yerlerde sürükletip tekmelettiği madenciyi unutmamalıyız!
Günlerce cesetlerine dahi ulaşılamayan, sayıları netleştirilemeyen 301 madenciyi unutmamalıyız!
Çünkü Soma kapitalizmin kar hırsının nerelere varabileceğinin en acı göstergesi oldu bizim için. Her gün birere ikişer, ayda 150-200 işçinin ölümü bir anda, birdenbire acının en katmerlisini yaşatarak gerçekleşti Soma’da. Soma çalışmadığı sürece hayatını devam ettiremeyecek olanların ölüm çığlığı oldu. Soma kapitalizmin yeni liberal uygulamalarıyla, yani özelleştirmelerle, taşeronlaştırmalarla nasıl da güvencesiz, kontrolsüz, acımasız bir sömürüye tabi olduğumuzu döküverdi orta yere. Soma aynı zamanda ne kadar örgütsüz, sermayenin saldırıları karşısında bu halimizle ne kadar çaresiz olduğumuzu vurdu yüzümüze.
Kapitalistlerin sadece Türkiye’de değil tüm dünyada bilinçli olarak tercih ettiği ve hükümetlere taşıdığı din bezirganlarının emek sermaye çelişkisine, zengine ve fakire, işçiye ve patrona nasıl yaklaştığını da ortaya dökmüştü bu katliam. Günlük kazancının küçük bir kısmıyla yerine getirebileceği emniyet tedbirlerinden kaçınan Soma Holding’in katliamdan kısa bir süre sonra Amasya termik santrali izniyle nasıl ödüllendirildiğini gördük. Bugün cumhurbaşkanlığı mevkiine gelen zatın kendi çocuklarının kılına zarar gelmesine izin vermezken madencinin ölümünü nasıl kadere, fıtrata bağladığını gördük. Tabi ya, ölüm, acı, keder, elem hep yoksullara, işçilere, ezilenlere… Zengin har vurup harman savursun. Biliyoruz, bu onların düzen. Ya bizim düzenimiz?
Yeri gelmişken bir konuya daha değinelim. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra sanal medyanın arama motorlarında en çok aranan sonuçlardan birisi de Soma’nın seçim sonuçlarıydı. Tayyip Erdoğan’ın en yüksek oyu almış olması büyük bir “hayal kırıklığı” yarattı bizim dijital kamuoyumuzda. Nasıl olur da bunca kayıptan sonra Somalılar Erdoğan’a oy verirdi? Hatta kimi yorumlar daha ileri bile gitti, “ne halleri varsa görsünler!” diyenler dahi oldu… Oysa bilmez miyiz “örgütsüz halk köle halktır” gerçeğini. Somalılara küfretmektense onları dönüştürecek, örgütlü hale getirecek ne yaptık bugüne kadar? Asıl sorulması gereken soru bu!
Özellikle DİSK Dev. Maden – Sen’in Somalı madencileri örgütlemek için gösterdiği büyük çabayı atlamayalım tabi… Somalı madencileri patronların sarı sendikasının elinden kurtarmak için canla, başla örgütleniyor Dev. Maden – Sen. Hakeza HDP de özellikle katliamdan sonra olumlu ilişkiler kurdu bölgeyle. Verilen emeğin karşılığı hem sendikal, hem siyasal mücadelede alınmaya da başladı yavaş yavaş. Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarında asıl görülecek olan Erdoğan’ın en çok oy alması değil HDK/HDP çizgisinin yerel seçimlerden sonra oyunu dört kat arttırmış olmasıdır. Asıl gözümüzü dikmemiz, moral almamız ve destekleyip güçlendirmemiz gereken işte bu çalışmalardır. Yoksa varacağımız sonuç “ bu halktan bir şey olmaz”dan başka bir nokta olmayacaktır.
Somalı madenciler katliamı unutmadı, unutamadı. Çünkü katliam ve katliam koşulları devam ediyor. 13 Mayıs’tan bu yana bölgede irili ufaklı birçok kaza daha gerçekleşti. Bunların kimilerinin sonucu yine ölümle bitti. En son Metin Keskin’i kaybettik geçtiğimiz günlerde.
Şimdi hiçbir yasal düzenleme ve ocaklarda düzenleme yapılmamış olmasına rağmen madenciler yeniden kuyulara inmeye zorlanıyor. Verilen sözler çoktan unutuldu. Hükümet olayı geçiştirmek için dile getirdiği “Maden Yasası”nı 160 maddelik torba/çorba yasanın içerisinde tanınmaz hale getirdi. Ocakların hiç biri güvenli halde değil. Ama işçilere “süre bitti, artık size maaş ödeyemeyiz” deniliyor. Yani kaderlerine, fıtratlarına razı olmaları isteniyor!
Somalı madenciler susmuyor, durmuyor, unutmuyor, örgütleniyorlar. Ancak artık onların çığlığını ülkenin geri kalanı duymuyor. Devlet, hükümet madencileri yalnızlaştırmak, duyulmaz, görülmez hale getirmek istiyor. Çünkü biliyor ki bunu yaparsa Soma’da ölümüne sömürüye devam edebilecek! Yandaşlarına halkın değerleri olan madenleri satmayı, kiralamayı sürdürebilecek!
O zaman susmayalım, unutmayalım Somalı madencileri yalnızlıklarına terk etmeyelim. Başımızdan aşağı boca edilen gündem bombardımanının içerisinde Somalı madencilerin ellerini bulalım, tutalım ve hiç bırakmayalım. Unutmayın, Soma’da göçük altında kalan sizsiniz, emeğiniz, örgütlülüğünüz, bugününüz, yarınınız.
Soma’yı unutmadık, unutturmayacağız demek için 7 Eylül 2014 Pazar günü SYKP İstanbul il örgütünün saat 13.00’da Taksim – Tünel’den Galatasaray’a düzenleyeceği yürüyüşte olacağız. Sizleri de bekleriz.
Unutmayın, unutursanız kalbiniz kurur!
4 Eylül 2014
Tuncay Yılmaz
SYKP Eşgenel Başkanı