Savaşın ilk haftası özellikle hamile kadınlar için en zor dönemlerden biri oldu. İlk patlamaların ardından bazı şehirlerde sağlık merkezleri, jinekologlar ve ebeler hizmet veremez hale gelirken, Newroz tatili nedeniyle sağlık hizmetlerinin önemli bir bölümü kısıtlı kaldı.
Hastanelerde yalnızca acil vakaların kabul edilmesi, doğum servislerini de etkiledi. Urmiye’de yaşayan ve hamileliğinin sekizinci ayında olan bir kadın, yaşadığı süreci “Bebeğin hareketlerini hissedemediğim anlarda sadece telefonla doktor tavsiyesi alabildim” sözleriyle anlattı.
Savaş nedeniyle yer değiştirmek zorunda kalan kadınlar da ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kaldı. Sana’dan Urmiye’ye gelen bir kadın, yoğun saldırılar ve stres nedeniyle erken doğum yaptığını ifade etti.
Uzmanlara göre savaş koşulları; erken doğum, düşük riski, doğum sonrası komplikasyonlar ve psikolojik sorunlar gibi pek çok sağlık sorununu beraberinde getiriyor. Kırsal bölgelerde yaşayan kadınlar ise yolların güvensiz olması ve sağlık merkezlerine erişimde yaşanan zorluklar nedeniyle rutin kontrollerini ertelemek zorunda kalıyor.
Doğum sonrası dönemde de riskler devam ediyor. Mahabad’da yaşayan bir kadın, sezaryen sonrası enfeksiyon belirtilerine rağmen hastaneye gitmekte geciktiğini ve durumunun ağırlaşması üzerine tedavi altına alındığını aktardı.
Savaşın yarattığı stres ve güvensizlik ortamı, kadınların fiziksel sağlığının yanı sıra hormonal dengelerini de etkiliyor. Regl döngüsünde düzensizlikler, anne sütünde azalma ve doğum sonrası depresyon gibi sorunlar sık görülüyor. Hijyen ürünlerine erişimde yaşanan ekonomik zorluklar da kadınların yaşamını daha da güçleştiriyor.
İlaç kıtlığı ise özellikle kronik hastalıkları olan kadınlar için ciddi bir sorun olmaya devam ediyor. Meme kanseri hastaları başta olmak üzere birçok kişi, gerekli ilaçlara erişimde zorluk yaşadığını ve tedavi süreçlerinde belirsizlik içinde olduğunu ifade ediyor.
Uzmanlar, savaşın kadın sağlığını hem doğrudan hem de dolaylı biçimde tehdit ettiğini vurgularken; sağlık hizmetlerine erişimin güvence altına alınmamasının, hem kadınların hem de yeni doğan bebeklerin yaşamını riske attığına dikkat çekiyor.
