Böbrek kanseri teşhisi koyulan ve sol böbreği alınan 2,5 yaşındaki oğulları Hasan‘ı tedavi ettirmek için Rojava’nın Afrin şehrinden Türkiye’ye gelen Warsan ailesi, İstanbul’da gittikleri üç hastaneden de “yer yok” denilerek geri çevrildi.
Zeynep Kuray’ın haberine göre; en son gittikleri Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan ultrasonda karın boşluğunda 85×90 mmlik bir kitlesel lezyon saptanmasına rağmen, küçük Hasan hastaneye yine kabul edilmedi. Hasan’ın annesi Amal ise ANF’ye yaptığı açıklamada, “Biz Türkiye’ye oğlumuzun iyi bir tedavi görmesi umuduyla savaşın içinden gelirken, bırakın iyi karşılanmayı bize sahip dahi çıkmadılar. Avrupa’ya gitseydik daha içten davranırlardı. En azından bir çocuğu bu şekilde ortada bırakmazlardı” dedi.
Oğullarını kurtarmaya geldiler
Hasan Amal, Hoto’nun yedi çocuğunun en küçüğü olarak Suriye’deki savaşın en yoğun hissedildiği 2011 yılında dünyaya geldi. Warsan ailesi Halep’te savaş koşullarıyla boğuşurken, yeni doğan oğullarının hastalığıyla yıkıldılar. 1.5 yaşında yüksek ateş şikayetiyle Halep Devlet Hastanesine kaldırılan Hasan’ın hastalığı hemen anlaşılmasa da giderek karnının büyümesiyle çok geçmeden acı gerçek ortaya çıktı.
Özel bir hastanede Hasan’a yapılan ultrason sonucunda sol karın tarafında atar damarın çevresinde 9,7 cm’lik kötü huylu bir kütle fark edilen ve biyopsi sonucunda kanser olduğu anlaşılan küçük Hasan 21 gün ve altı seanstan oluşan kemoterapi tedavisi gördü. Ancak tekrar ultrasona sokulan küçük Hasan’ın sol böbreğinde bir kütle daha belirlenmesiyle böbreği alındı.
Oğullarının tedavisi için tüm varlıklarını satan aile, savaşın şiddetlenmesiyle Halep’ten asıl memleketleri olan Rojava Afrin ‘e bağlı Cinderes kasabasına yerleşti. Tedavisinin aksamaması gereken Hasan’ı her 21 günde bir Halep’teki hastaneye götürmeye çalışan ailenin çabalarına rağmen, yolları kesen çeteler yüzünden oğullarının tedavisi de yarıda kaldı. Aile doktorun tavsiyesi sonucunda oğullarının tedavisini yaptırmak için yedi çocukla birlikte kar kış demeden Hatay sınır kapısından Türkiye’ye geçti. Tam sıkıntılar bitti derken bu kez aile İstanbul’daki hastanelerin umursamazlığı ile karşı karşıya kaldı.
Güngören’de çocukları ve eşiyle 10 metrekarelik bir dükkanda hayat mücadelesi veren anne Amal Hoto bizi, yedi ay önce Suriye’den İstanbul’a göç eden ablası Xalibe’nin evinde karşıladı. Çabuk yorulan Hasan’ı kucağından indirmeyen anne Amal Hoto yaşananları şöyle anlatıyor:
“Suriye’de oğlumun tedavi koşulları kalmadığı için 2 ay önce büyük bir umutla Türkiye’ye geldik. Burada Kürt gençlerin büyük çabası sonucunda ailece bir dükkanda kalmaya başladık. Tek düşündüğümüz Hasan’ın tedavisiydi. İlk etapta yine bir Kürt gencin yardımıyla Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesine gittik. Yüzümüze bile bakmadılar. Hiç ilgilenmediler. Bizimle gelen gencin yaptığı tartışma sonucunda Hasan’a bir idrar testi yaptırıp bizi geri gönderdiler. Birkaç gün sonra yaptıkları idrar testini de kaybettiklerini itiraf ettiler. Bunun üzerine bu kez Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesine gittik. Orada önce yabancıların başvurduğu bir bölümde Hasan’ın kaydını yaptırdık. Daha sonra durumunu bütün açıklığıyla anlatmamıza rağmen birkaç tektik yapıp “Yer yok” diyerek bizi resmen kovdular. Son umutla Halkalı’da bulunan Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesine gittik. Yapılan ultrasonda, 85×90 mmlik kitlesel lezyon saptanmasına rağmen bizi “ Yer yok” diyerek kapı dışarı ettiler. Niye böyle davrandıklarını anlamadım Suriyeli olduğumuz için mi?”
Ağrıdan ağlayan Hasan kucağında, çaresizlik içinde boğuştuklarını ifade eden Amal, “Biz Türkiye’ye oğlumuzun iyi bir tedavi görmesi umuduyla savaşın içinden gelirken, bırakın iyi karşılanmayı bize sahip dahi çıkmadılar. Avrupa’ya gitseydik daha içten davranırlardı. En azından bir çocuğu bu şekilde ortada bırakmazlardı” diye konuştu. Hasan’ın Türkiye’ye geldikten sonra durumunun daha da kötüleştiğine dikkat çeken anne, “Gözüm ne ev, ne malda, tek istediğim çocuğumun sağlığı” dedi.
“Halep’teki doktorlara çok şey borçluyum. Onların değerini ancak burayı gördükten sonra anladım” diyen baba Ahmed Warsan, “İstanbul’daki hastanelerde doktorlar bize adeta pasaport kontrolü yapan polis gibi davrandılar. Bu acıyı bilseydim savaş ortamında da olsa çocuğumu yine Halep’te tedavi ettirirdim” dedi.