Amerikalı dünyaca ünlü ekonomist Jeffrey Sachs, Glenn Diesen ile yaptığı söyleşide ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri müdahalesini ve Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırılmasını merkeze alarak, bunun yalnızca tekil bir dış politika hamlesi değil, küresel düzenin yapısal çöküşünün bir göstergesi olduğunu vurguluyor. Sachs’a göre bu girişim, Birleşmiş Milletler Şartı’na, uluslararası hukuka ve barış ilkesine karşı yapılmış apaçık yasa dışı ve küstahça bir saldırıdır.
Sachs, günümüzdeki ABD dış politikasını ve özellikle Venezuela’ya yönelik müdahaleleri “saf bir emperyalizm” (sheer imperialism) örneği olarak tanımlamaktadır.
“ABD, 23 yıldır Venezuela’daki hükümeti devirmeye çalışıyor. Maduro’nun selefi Hugo Chávez’e karşı da bir darbe girişiminde bulunuldu. ABD, Venezuela’yı açıkça ‘düşman’ ilan etti; daha açık ifadeyle, Venezuela’yı ABD’nin düşmanı olarak tanımladı. Bunun nedeni, Venezuela’daki yönetimin solcu bir rejim olması ve ülkenin kaynaklarının Venezuela’ya ait olduğuna inanmasıydı. Bu rejim, petrolün kim tarafından kontrol edileceği ve rantın kime gideceği konusunda ABD’nin dayatmalarını kabul etmek zorunda olmadığını savundu.”
Sachs, bu sürecin uzun bir tarihsel arka planı olduğunu ve mutlaka bu bağlam içinde ele alınması gerektiğini vurguluyor. Nitekim 2017’de, Donald Trump’ın başkanlıktaki ilk yılında Latin Amerikalı liderlerle yaptığı bir akşam yemeğinde Trump’ın açıkça “Neden Venezuela’yı işgal etmiyorum?” dediğini aktarıyor. Sachs, bu yemeğe dair bilgiyi masada bulunan iki farklı devlet başkanından, birbirlerinden bağımsız biçimde bizzat duyduğunu belirtiyor. O gün Trump bu fikirden vazgeçirilmiş olsa da, Sachs’a göre Venezuela’yı işgal etme düşüncesi sekiz yıldır Washington’da olgunlaştırılan bir projedir. Bu fikrin en ateşli savunucularından biri ise Senatör Marco Rubio’dur.
Donald Trump’ın amaçları
Jeffrey Sachs’a göre Trump’ın Venezuela’ya yönelik saldırgan politikasının arkasında birden fazla temel amaç bulunmaktadır.
Bunların başında kaynak gaspı ve petrolün kontrolü gelmektedir. Sachs, Trump’ın bizzat “Petrol bizimdir” ifadesini kullandığını hatırlatarak, asıl hedefin Venezuela’nın –Suudi Arabistan’dan bile büyük olan– dünyanın en büyük petrol rezervlerine el koymak olduğunu belirtmektedir. Bu doğrultuda Chevron ve ExxonMobil gibi ABD’li enerji şirketlerinin yeniden Venezuela’da faaliyet göstermesi amaçlanmaktadır.
Bir diğer temel hedef ise rejim değişikliğidir. Sachs’a göre bu müdahale, Venezuela’da 20 yılı aşkın süredir devam eden, solcu ve ülke kaynakları üzerinde egemenlik iddiasında bulunan hükümetleri devirmeyi amaçlayan uzun vadeli bir “rejim değişikliği projesi”nin parçasıdır.
Jeopolitik hegemonya da bu politikanın önemli bir boyutudur. Sachs, Trump’ın Batı Yarımküre’nin ABD tarafından yönetildiğini açıkça dile getirdiğini ve Latin Amerika’da ekonomik ve siyasi etkisi giderek artan Çin ve Rusya’yı bölgeden dışlamak istediğini ifade etmektedir. Bu yaklaşımı, güncellenmiş bir Monroe Doktrini olarak tanımlar.
Sachs ayrıca bu hamlenin ABD iç siyasetiyle de bağlantılı olduğunu belirtir. Özellikle Florida gibi kritik eyaletlerdeki seçmen dengeleri ve Trump’ın kişisel siyasi çıkarları bu politikayı beslemektedir. Sachs, Trump’ın anayasal düzeni hiçe sayarak kendisini ve çevresini zenginleştirmeye çalıştığını da vurgular.
“Anayasa sonrası askeri devlet”: ABD’nin iç yapısındaki çöküş
Sachs’a göre sorun yalnızca ABD’nin dış politikası değildir. Asıl tehlike, ABD’nin artık anayasal bir hukuk devleti olmaktan çıkmış olmasıdır.
Başkanlık kararnameleriyle yönetilen, Kongre’nin fiilen devre dışı bırakıldığı bir yürütme pratiği ortaya çıkmıştır. Sachs, ABD’yi anayasa sonrası bir “askeri devlet” olarak tanımlar ve askeri-endüstriyel kompleksin ülke siyasetini belirleyici hale geldiğini söyler.
Bu süreci Roma Cumhuriyeti’nin çöküşüne benzeten Sachs, hukukun yerini açık güç siyasetine bıraktığını vurgular.
Rejim değişikliği operasyonları ve küresel hegemonya
Jeffrey Sachs, ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaklaşık 100 rejim değişikliği operasyonu yürüttüğünü hatırlatır. Bu operasyonlar; suikastlar, iç savaşlar ve uzun süreli istikrarsızlıklar yaratmıştır.
Ukrayna, Suriye ve Venezuela’nın aynı hegemonik stratejinin farklı sahneleri olduğunu belirten Sachs, emperyalizmin anlık tepkilerden ibaret olmadığını, on yıllara yayılan sistematik projeler olarak ele alınması gerektiğini ifade eder. Ukrayna’yı 30 yıllık, Venezuela’yı 20 yılı aşkın ve Suriye’yi 13 yıllık rejim değişikliği projeleri olarak tanımlar; bu projelerin CIA ve “derin devlet” tarafından küresel hegemonya amacıyla yürütüldüğünü vurgular.
Sachs, ana akım medyanın –özellikle New York Times gibi yayınların– bu operasyonların yasallığını sorgulamak yerine fiilen meşrulaştırıcı bir rol oynadığını da belirtir.
Avrupa, Nobel ve uluslararası kurumların iflası
Sachs’a göre ABD’nin bu zorbalığı karşısında Avrupa’nın tutumu “acınası bir itaat”ten ibarettir. Avrupa liderleri hukuksuzluk karşısında bağımsız ve ilkesel bir duruş sergileyememektedir.
Venezuela’ya askeri müdahale çağrısı yapan bir figüre Nobel Barış Ödülü verilmesini ise ödülün ahlaki iflasının simgesi olarak görür ve alaycı biçimde bunu “Nobel Savaş Ödülü” olarak adlandırır.
Birleşmiş Milletler’in durumunu da sert biçimde eleştiren Sachs, BM’nin bugün 1930’ların sonundaki Milletler Cemiyeti kadar etkisiz hale geldiğini, uluslararası hukukun fiilen askıya alındığını söyler.
“Demokrasi barıştır” masalının sonu
Jeffrey Sachs, demokrasilerin doğası gereği barışçıl olduğu iddiasını bir peri masalı olarak nitelendirir. Tarihsel örnekler bunun tersini göstermektedir.
Atina, 19. yüzyıl Britanya’sı ve modern ABD, en “demokratik” dönemlerinde aynı zamanda en saldırgan ve emperyalist güçler olmuştur. Sachs, Venezuela örneğinin bir emsal oluşturması halinde, İsrail’in İran’a saldırması gibi zincirleme krizlerin tetiklenebileceğini ve bunun nükleer çağda Üçüncü Dünya Savaşı riskini büyüttüğünü vurgular.
Zorbanın mahallesi
Sachs’ın çizdiği tabloya göre bugünün dünya düzeni, mahalle kabadayısının kendi koyduğu kuralları bile hiçe sayarak komşusunun evine girdiği bir yere benzemektedir. ABD “düzen” getirdiğini iddia ederken uluslararası hukuku işlevsizleştirmiş, Avrupa korkudan alkış tutmuş, küresel ölçekte güvenlik duygusu ortadan kalkmıştır. Kurallar artık zayıfları korumamakta, yalnızca güçlünün zorbalığını meşrulaştırmaktadır.
Jeffrey Sachs bu durumu şu sözlerle özetler:
“Bu apaçık biçimde yasa dışı bir eylem; ancak aynı zamanda ABD’nin uzun süredir sürdürdüğü apaçık yasa dışı girişimlerin yalnızca son halkasıdır. Trump son günlerde neredeyse her gün yeni bir ülkeyi tehdit ediyor. Geçen hafta Nijerya’yı bombaladı; İran’da hükümet, Trump’ın hoşuna gitmeyen bir şekilde protestoculara karşı hareket ederse ABD’nin müdahale edeceğini söyledi; kısa süre önce Venezuela’yı işgal etti. Dahası, ‘Grönland bizim olacak’ diyerek Grönland için özel bir temsilci atadı.”
Programın tamamını buradan izleyebilirsiniz:
