Kapitalist sermaye düzeninin temel amacı, ülkeleri savaşlar ve ekonomik krizler yoluyla zayıflatarak yoksullaştırmak, bağımlı ve yönetilebilir hâle getirmektir. Doğal kaynaklar üzerindeki kontrol bu stratejinin merkezindedir. Su, maden ve enerji gibi yaşamsal kaynaklar küresel şirketlerin ve emperyalist devletlerin müdahale alanı haline gelir.
Arjantin, bu politikaların tarihsel olarak en ağır biçimde uygulandığı ülkelerden biridir.
Krizler ülkesi Arjantin
Arjantin, 1929 Büyük Buhranı’ndan bu yana siyasi ve ekonomik krizlerle anılan bir ülke hâline geldi. 1930’lu ve 1940’lı yıllarda askeri darbeler ve askeri yönetimler, 1999 sonrası demokratik süreçler ve ekonomik planlar ülkeyi istikrara kavuşturmakta yetersiz kaldı. 2001 krizi ise Arjantin için tarihsel bir kırılma noktası oldu.
Bu krizden çıkmak için IMF’den alınan 40 milyar dolarlık krediyle, 1 Arjantin pesosunun 1 Amerikan dolarına eşitlenmesi milli paranın hızla değer kaybetmesine yol açtı ve ekonomi dışa bağımlı hâle geldi. Aynı dönemde ABD’nin Irak’a yönelik savaşı ve dönemin ABD Başkanı George Bush’un Enron şirketiyle olan ilişkileri kamuoyunda yoğun biçimde tartışıldı.
Enron ve suyun özelleştirilmesi
Enron Corporation, enerji, emtia ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren, merkezi ABD’nin Teksas eyaletinde bulunan bir şirketti. 2001 yılında patlak veren dolandırıcılık skandalı sonrası iflas eden Enron, aynı zamanda su kaynakları üzerinden de faaliyet yürütüyordu.
1990’lı yıllarda ekonomik krizle boğuşan Arjantin’de su kaynaklarının özelleştirilmesi sürecinde Enron, ülkenin bazı su havzalarını satın aldı. Şirketin iflasının ardından bu kaynakların işletmesi durduruldu. Ancak bu süreç, Arjantin’de suyun ve diğer kamusal hizmetlerin piyasanın insafına bırakılmasının yolunu açtı.
Özelleştirme politikaları, siyasi yolsuzluklar, yanlış ekonomi yönetimi, artan dış borçlar ve kamu hizmetlerinin tasfiyesi; hastaneleri, üniversiteleri, okulları ve emekli maaşlarını doğrudan etkiledi.
Mendoza’da su krizi ve halk direnişi
Mendoza, Arjantin’in Güney Orta And bölgesinde yer alan ve yerli halklarla Arjantinli toplulukların birlikte yaşadığı bir eyalettir. Bölgenin su kaynakları büyük ölçüde buzullar ve kar erimeleriyle beslenir. Bu sular özellikle tarım açısından hayati öneme sahiptir.
Mendoza aynı zamanda zengin maden yataklarına da sahiptir. Bu durum bölgeyi çok uluslu şirketler için cazip hâle getirir.
Eyalet, 11 yılı aşkın süredir ciddi bir su kriziyle karşı karşıyadır. 23 Aralık’ta çevreci grupların öncülüğünde kitlesel eylemler gerçekleşti ve halk su ve maden kaynaklarının özelleştirilmesine karşı mücadelesini sürdürdü. Mendoza halkı, “Suyumuzu ve madenlerimizi vermeyeceğiz” talebinde ısrarcı oldu.
Mendoza eyaleti, merkezci Radikal Yurttaş Birliği (UCR) üyesi Rodolfo Suárez tarafından yönetiliyor.
İsrail devlet şirketi Mekorot Arjantin’de
İsrail’in devlet şirketi olan Mekorot, Arjantin’de su projeleri tasarlıyor ve uyguluyor. Mekorot, İsrail’in Filistin’e yönelik işgal ve abluka politikalarının en önemli araçlarından biri olarak çalışıyor. İsrail, Filistin halkının suya erişimini sistematik biçimde engelledi ve bu durum Birleşmiş Milletler tarafından kınandı.
Suriye’den Lübnan’a, Filistin’den Arjantin’e uzanan bir hatta İsrail’in su ve maden politikalarının yaygınlaştığı görülüyor. Mekorot, işgal altındaki Filistin toprakları da dahil olmak üzere çöl bölgelerinde su teminini kontrol eden ve sistemleştiren bir yapı olarak faaliyet yürütüyor.
Şirketin internet sitesinde yer alan “Yaptığımız her şey İsrail içindir” ifadesi, bu politikaların açık bir itirafı niteliğinde.
Mekorot’un faaliyet gösterdiği ülkeler
Mekorot’un faaliyet gösterdiği veya danışmanlık verdiği ülkeler arasında Ürdün, Sina Çölü, Azerbaycan, Hindistan, Brezilya, Fas, Bahreyn, Kolombiya, Meksika, Şili, Uruguay, Dominik Cumhuriyeti ve Arjantin bulunuyor. Şirket, 1992 yılında Filistin su kaynaklarını işgal ettiği gerekçesiyle BM tarafından uyarıldı.
Gizli anlaşmalar ve maden politikaları
13 Şubat 2023’te Arjantin hükümeti ile Mekorot arasında Mendoza’yı kapsayan bir anlaşma imzalandı. Anlaşmanın yalnızca beş maddesi kamuoyuna açıklandı ve içeriğin Anayasa’ya ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu yönünde ciddi eleştiriler gündeme geldi. Anlaşma, Arjantin’in su kaynaklarını da kapsıyor.
Öte yandan Arjantin, lityum başta olmak üzere stratejik madenler açısından küresel güçlerin hedefi hâline geldi. Dünyada lityum işleme kapasitesinde ilk sırada yer alan Çin’in Arjantin’deki maden politikaları da önümüzdeki dönemde daha fazla tartışılacak. Mekorot’un Arjantin’de lityum, altın, demir ve bakır madenlerinin yaklaşık yüzde 30’unda söz sahibi olduğu ifade ediliyor.
Kapitalizm, şirketler ve yıkım
COP30’un Kolombiya’da düzenlenecek olması ve ABD’nin bu süreçte petrol politikalarına alan açması, küresel sermayenin doğa ve yaşam üzerindeki yıkıcı etkisini daha görünür hâle getiriyor.
Bugün yalnızca devletler değil, küresel şirketler de yeryüzü ve yeraltı kaynaklarını talan ederken halkların yaşam alanlarını, kültürlerini ve geleceğini yok ediyor. Ekonomisi zayıflatılmış, siyasi olarak yolsuzluklarla kuşatılmış ülkeler, tekelci ve kapitalist düzenin ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendiriliyor.
Arjantin örneği, suyun ve toprağın nasıl birer mücadele alanına dönüştüğünü bir kez daha gösteriyor.
