Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    İran rejiminin işlediği suçların hiçbiri yargılanmadı -ne ulusal ne de uluslararası mahkemelerde!

    12 Mart 2026

    Ezber hayatı karşılar mı?

    12 Mart 2026

    Kekê Salih: Rojava’nın sakin ama kararlı yüzü

    12 Mart 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Kekê Salih: Rojava’nın sakin ama kararlı yüzü

      12 Mart 2026

      Kader değil sömürü, umut değil illüzyon: Gündelik hayatın zincirlerini kırmak

      12 Mart 2026

      Rojava hakikatinin ışığında 4 – “Süreç” AKP-MHP İktidar Bloku’nun zorunluluğudur

      11 Mart 2026

      Rojava hakikatinin ışığında 3 – Öcalan’ın “teşvik edici ifadeleri” muhataplarını ikna edebilir mi?

      9 Mart 2026

      Rojava hakikatinin ışığında 2 – Öcalan “çıta”yı niçin düşürdü?

      7 Mart 2026
    • Seçtiklerimiz

      Ezber hayatı karşılar mı?

      12 Mart 2026

      Savaş Türkiye ekonomisini nasıl etkileyecek?

      8 Mart 2026

      Tekno-faşizm, ırkçılık ve “IQ genetiği”

      6 Mart 2026

      Varlık adı önceler

      5 Mart 2026

      ABD-İsrail’in İran saldırısı uluslararası sistemin krizini ortaya çıkardı

      4 Mart 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      HRANA: İran’daki protestolarda binlerce kişi öldürüldü, yüzlerce çocuk gözaltına alındı

      25 Şubat 2026

      Hatimoğulları: “Halk erken seçim isterse, biz hazırız; mobilizasyon kapasitesi en yüksek partiyiz”

      19 Şubat 2026

      Maden işkolunda bir kadın sendikacı

      15 Şubat 2026

      Epstein dosyası yeniden açılırken, Burak Oğraş’ın babası konuştu: “Oğlum otelde gördükleri yüzünden öldürüldü”

      10 Şubat 2026

      Musa Piroğlu: Halep’te yaşananlar, barış beklentilerinin ciddi biçimde zedelendiğini göstermiştir

      14 Ocak 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Ezber hayatı karşılar mı?

    Ezber hayatı karşılar mı?

    M. ENDER ÖNDEŞ Yeni Yaşam için yazdı: "Bu sözler çok basit gibi görünüyor, biliyorum ama hakikaten de durum basit. Kürdistan’a burun kıvırarak Küba’yı savunamayacağınız gibi, Venezuela’dan, Küba’dan bana ne diyerek de Kürdistan’ı tehlikeden uzak tutamazsınız. Ve en önemlisi, artık ülkelerinizi, çölde yarattığınız o yemyeşil vahaları, silahla değil, ancak demokrasiyle, halkların desteğiyle koruyabiliyorsunuz."
    M. Ender Öndeş12 Mart 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Son günlerde Küba ile dayanışma meselesi üzerinden alevlenen ama aslında tarihsel kökenleri olan ‘seçici enternasyonalizm’ tartışmaları, sanal medyanın malum ortamında gitgide düzeysizleşirken, arada bir dizi ciddi doğru da gürültüye gidiyor. Ezber, camide iyi şeydir ama gerçek hayatta işleri kolaylaştırmak yerine daha da karmaşıklaştırıyor.

    Meselenin bir cephesini tanıyoruz. Yeni bir olgu değil. Uzak coğrafyalarda olup bitenler üzerine (ki artık uzak diye bir şey yok) belirli bir duyarlılık sergilemek ama iş daha yakına (ve riskli alana) geldiğinde aynı enerjiyi göstermemek, hatta görmezlikten gelmek, alıştığımız bir davranış kalıbı. Dümdüz söylenirse, ‘sosyalist’ olduğunu iddia eden birinin, kendi devletiyle çatışmalı olan bir halka yapılanlar konusunda sesinin volümünü kısması, hatta susması, bildiğin ulusalcılık/milliyetçiliktir ya da siyasi korkaklıktır. Yine dümdüz söylenirse, binlerce insanın ‘tekstil işçisi’ ya da ‘çiftçi’ olduğu için değil, Kürt kimliğinden ötürü öldürüldüğü bir coğrafyada, ‘sınıf’ kavramının arkasına sığınarak ‘kimlikçilik’ gibi gevezelikleri öne sürmek, Marksist sınıf analizlerinin kötüye kullanımından öte bir şey değildir.

    Ayrıca, siyasi seçicilik de bunun bir parçası. O da yeni değil aslında. Örneğin Nikaragua’da, neredeyse iktidarın ele alınacağı 1978-79 yıllarında bile, ülkenin SBKP eksenindeki Komünist Partisi’ne göre Sandinistlerin ismi hâlâ “Beyni kızışmış ultra-goşistler”di. Şimdilerde tişört üretimini ayakta tutan Che de bir zamanlar ‘maceracı’dan başka bir şey değildi. Cezaevinde zaman zaman Tiran radyosunun Türkçe yayınını dinlediğimiz olurdu mesela, orada da kısacık haber bülteninde, Belçika’daki (Tiran’a göre) “Marksist-Leninist” olan bir partinin kongresi uzun uzun anlatılırken, Latin Amerika’da “Yurtseverlerle hükümet arasında çatışmaların sürdüğü” iki cümleyle geçiştirilebiliyordu. Herkesi ‘Marksist’ locaya almamak için yapılan “yurtsever”, “devrimci demokrat”, “goşist” gibi kategorizasyonların pek revaçta olduğu zamanlardı. Bugün de benzeri şeyler daha ağır boyutuyla yaşanıyor.

    Aslında bir yanından bakılınca her şey dün de bugün de çok karmaşık değil. Ezilenlerden, halklardan yana olmak… Altın kural bu! Sosyalistler elbette organik/örgütsel ilişki kurarken ideolojik kriterleri üzerinden hareket ederler; ama genel olarak halkların mücadelesi konusunda durmaları gereken yer, bu dar ölçütlere sığmaz. Örneğin toplamda Filistin halkını desteklemek bir şeydir; örgütsel ilişkileri FHKC ile kurmak başka bir şeydir. Filistin’de sizin “kafanıza uyan” bir eğilimin olmaması, oradaki soykırımı da, ezilen bir halkın trajedisini de ortadan kaldırmaz. Yine tarihsel örnektir; Şili’de kendi payıma benim kalbim ve aklım her zaman Devrimci Sol Hareket (MIR) ile birlikte olsa da aşırı naifliği, barışçıl geçişe olan güveni yüzünden eleştirdiğim Allende’nin bir haysiyet abidesi gibi dimdik duruşu bambaşka bir şeydir. Maduro’yu da oturur hepimiz tartışırız, Venezuela solu Maduro’nun partisinden ibaret değildir ayrıca, onlara da bakarız, ama bir devlet başkanının gece baskınıyla kaçırılıp götürülmesi tartışma dışıdır, vb…

    Burada, asıl sorun şu: Bir halkı, bir durumu anlamak için ona yüzünüzü dönmeniz gerekir. Arkanızı döndüğünüzde, anlama kapılarını kapatmış olursunuz. Bilgi edinme, cımbızla yapılabilecek bir iş değildir. Somut örnek üzerinden gidersek, KÖH, kimdir, nasıl insanlardır, nasıl düşünürler, bu kadar yıl buralara kadar nasıl gelmişlerdir, bunları anlamak, temas gerektirir. Êfrîn’den Kobanê’ye kadar üç-dört defa göç yaşamış, yoksulluktan kırılan yüzbinlerce insan hâlâ neden bu harekete bağlıdır? Üç-dört oğlunu kızını yitirmiş bir kadın neden hâlâ sokaklarda “Biji” diye kendinden geçmektedir? En karanlık zamanlarda “Bu köyden HADEP’e tek oy çıksın hepinizi gebertirim” diyen yüzbaşılar, albaylar, mesela, neden hep başarısızlığa uğramışlardır? Vs. vs… Bunlar hepsi derin mevzulardır ve arkanız dönükken anlamanız da mümkün değildir. Dolayısıyla, anlamak istemediğiniz, ‘beyaz’ ufkunuz yüzünden dokunmaktan geri durduğunuz bir topluluk üzerine konuşurken, varsa eğer, doğru eleştirileriniz bile hükmünü kaybeder.

    Günümüz dünyasının karmaşık süreçleri konusunda da durum aynıdır. Adeta tek cümleye indirgenmiş ve ABD-AB eksenine sabitlenmiş bir ‘emperyalizm’ kavramından bir adım öteye geçmeyen, reel sosyalizmin çöküşünden sonraki kaos ortamında palazlanan yerel despotik rejimlerin “iki cepheli” manzarasını görmeyen bir ezber de her durumda ulusalcılığı besleyen bir olgudur. Bu, 1960’ların ‘70’lerin “Bağlantısız Ülkeler” konseptine takılıp kalmış bir bakıştır. Söz konusu dönemde sosyalist blok ile emperyalist cephe arasında bir yerde konumlanan, çoğu demokrasiyle değil demir yumrukla yönetilse de çeşitli ideolojik/siyasal ara yollarla yaşam şansı bulabilen bu topluluk, dün ne olduğu tartışması bir yana, artık bugünün dünyasına hiç örnek teşkil etmiyor. Bugün olan şey, reel sosyalizmin çöküşü koşullarında, özellikle dünyanın karmaşık coğrafyalarında, bir yandan küresel sisteme bağlı olduğu halde, bir yandan da “belli bir oyun alanında” kendi ‘fetihçi’, ‘sömürgeci’ maceralarını yaşayan despotik rejimlerdir. Halklarına zulmetme konusunda elleri rahatlamış olan bu rejimler artık anti-emperyalizm çerçevesinde sorgusuz sualsiz savunulabilecek bir durumda değildir. Ülkesini dümdüz hapishaneye çevirmiş Molla rejimi de, Muhaberat’la ayakta durabilirken şimdilerde Rusya’da tatil yapan Esad da, en küçük bir kıpırtıyı ezen, düzen muhalefetini bile yok etmek isteyen Erdoğan rejimi de, ‘bağımsızlık’ adına savunulamaz. Asıl kritik nokta da burası zaten. Bugünkü haydutluğun bir tür ‘rövanş’ olduğu doğruysa da, emperyalist saldırganlığa karşı mücadele ile saldırganlığa uğrayan ülkenin saldırgan rejimine karşı mücadele artık ayrı klasörlerden oluşmuyor. New York’ta bazıları soytarı Reza’nın fotosuyla gezedursun, İran gerçekliğinde idam edilmiş çocuklarının cenazesini bile alamayan insanların yaşadığı şey bizim ‘teorik’ kalıplarımıza sığmaz. Elbette onlar için ülkelerinin, anayurtlarının bombalanması korkunç bir şeydir ama evlerine ateş düşüren ‘yerli ve milli’ bir cinayet şebekesini sevmelerini de bekleyemeyiz. Bu konuda düz ezberle yürüdüğünüzde bir yere varamazsınız.

    Ama ‘ezber’ dediğimiz şey sadece tek bir cenahı etkilemiyor. Beri tarafta, Kürtler arasında da, son zamanlarda ‘dijital koruculuk’ olarak adlandırılan birçoğu devlet destekli trollerin, aklı başında insanlar (ve genç kuşaklar) üzerinde sanıldığından daha fazla bir etki kazandığı görülüyor. Bir yerlerden sürekli pompalanan “Kürt’ün Kürt’ten başka bir meşgalesi olmadığı, olamayacağı” propagandasının, ki bu propaganda son zamanlarda 8 Mart’ı, 1 Mayıs’ı bile ‘Kürtlerin ayarını bozan şeyler’ sınıfına sokuyor, alıcısı az değil yani. “Kusura bakma Filistin, bizim çok işimiz var” gibi KÖH’ün tarihi boyunca asla benimsemediği lafları edebilen insanlara rastlıyoruz zaman zaman. Troller dünyasında (ama maalesef genç Kürt kuşaklarında da) İsrail’e duyulan muhabbeti ise saymıyorum bile. Bu bağlamda, Küba meselesinde çıkan gümbürtünün diğer ayağında da (büyük bir çoğunluğu tenzih ederek söylüyorum) çok gereksiz cümleler kurulabiliyor. Son zamanlarda ulusalcı solun ‘seçici dayanışma’sının yarattığı tepkiyle, Venezuela’dan Filistin’e kadar her şeye bir kulp takan ve böylece KÖH’ün geleneksel enternasyonalist tutumundan saparak dünyanın geri kalanına umursamazca davranmayı makulleştiren yeni bir ezber bu.

    Oysa, böyle steril alanlardan oluşan bir dünya yok artık. Bütün ‘norm’ları çöpe atmış, ‘sıfır kural’ sistemiyle çalışan bir mekanizmanın yarattığı cehennemin içindeyiz. Artık bu dünya kimse için ‘daha az tehlikeli’ değil. Kimsenin kara kaşının kara gözünün özel bir değeri yok; sadece çıkarlar var bu dünyada.

    Çok basit, çok çok basit anlatılabilir. Bir mahallede adamın birinin herkesi haraca bağlayıp kasabın rızkına, berberin ekmeğine el koymak istediğini, bunun için kimini öldürüp, kimini evinden kaçırdığını, kiminin de evine, bahçesine düpedüz el koyup işgal ettiğini ve mahallenin diğer abilerinin de bu hoyratlığa itiraz etmediğini düşünün. Orası artık hiç kimse için güvenilir bir yer değildir. Sizin evinizin kapısında ister ‘Küba’ yazsın, ister ‘Chiapas’*, isterse ‘Kürdistan’, tehlike altındasınızdır ve artık (taktik ilişkilerle stratejik pozisyonu birbirine karıştırmadan) bu zorbalıkla ilgili bütünsel düşünmek zorunludur. Çünkü o zorbalık, sizin ideolojik ayrımlarınızı değil, kendi amaçlarını önemser ve biat etmeyen herkesin stratejik düşmanıdır.

    Bu sözler çok basit gibi görünüyor, biliyorum ama hakikaten de durum basit. Kürdistan’a burun kıvırarak Küba’yı savunamayacağınız gibi, Venezuela’dan, Küba’dan bana ne diyerek de Kürdistan’ı tehlikeden uzak tutamazsınız. Ve en önemlisi, artık ülkelerinizi, çölde yarattığınız o yemyeşil vahaları, silahla değil, ancak demokrasiyle, halkların desteğiyle koruyabiliyorsunuz.

    Basit ve anlaması çok kolay: 2000’lerin ilk çeyreğini bitirirken, dünya artık çok küçük. Artık Küba ile Rojava arasındaki mesafe öyle çok fazla değil. Kilometrelerin önemi yok. Yeter ki biz o mesafeyi zihnimizde büyütmeyelim.

    ***

    * Şom ağızlılık etmeyeyim ama umarım Chiapas’ta mesela Lityum gibi değerli bir maden filan bulunmaz.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    İran için devrimci Feminist tutum: Otoriterliğe, emperyalizme, Siyonizme ve savaşa hayır!

    12 Mart 2026

    Savaş Türkiye ekonomisini nasıl etkileyecek?

    8 Mart 2026

    Küba’da enerji krizi derinleşiyor: ABD ambargosu etkili oluyor

    7 Mart 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Mehmet Murat Yıldırım

    Kekê Salih: Rojava’nın sakin ama kararlı yüzü

    Ertan Eroğlu

    Kader değil sömürü, umut değil illüzyon: Gündelik hayatın zincirlerini kırmak

    Erdal Kara

    Rojava hakikatinin ışığında 4 – “Süreç” AKP-MHP İktidar Bloku’nun zorunluluğudur

    Erdal Kara

    Rojava hakikatinin ışığında 3 – Öcalan’ın “teşvik edici ifadeleri” muhataplarını ikna edebilir mi?

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    M. Ender Öndeş

    Ezber hayatı karşılar mı?

    Ümit Akçay

    Savaş Türkiye ekonomisini nasıl etkileyecek?

    Siyasi Haber

    Tekno-faşizm, ırkçılık ve “IQ genetiği”

    Ertuğrul Kürkçü

    Varlık adı önceler

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Antalya’da TOKİ şantiyesi işçileri hakları için eylemde

    12 Mart 2026

    İtalya’da USB sendikasından protesto ve toplantı çağrısı

    11 Mart 2026

    Özel İtalyan Lisesi öğretmenlerinin grevi 37. gününde

    11 Mart 2026
    KADIN

    İran için devrimci Feminist tutum: Otoriterliğe, emperyalizme, Siyonizme ve savaşa hayır!

    12 Mart 2026

    Dilan Karaman raporu tartışma yarattı: Aile “geri çekilsin” dedi, arkadaşları “eksik ve hatalı” buldu

    10 Mart 2026

    8 Mart’ta kadınlar tüm dünyada sokaktaydı

    8 Mart 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.