Editör: Mehmet Murat Yıldırım
Barış İçin Toplumsal Girişim’in çağrısıyla bir araya gelen, aralarında akademisyenler, hukukçular, gazeteciler, yazarlar ve insan hakları savunucularının da bulunduğu 326 Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne yönelik olası askerî müdahalelere karşı bir dilekçe hazırlayarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş’a sundu.
Dilekçede, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik askerî müdahale ihtimaline dair yapılan açıklamaların kaygıyla takip edildiği belirtilerek, bu kaygının siyasal tercihlerden değil, tarihsel ve insani gerçekliklerden kaynaklandığı ifade edildi. Metinde, Suriye Kürtlerinin tarihsel olarak Anadolu Kürtlüğünün bir uzantısı olduğu, Türkiye–Suriye sınırının halklar tarafından değil devletler tarafından çizildiği vurgulandı.
Nusaybin ile Kamışlı, Suruç ile Kobani, Mardin ile Haseke arasında yalnızca coğrafi bir sınır bulunmadığına dikkat çekilen dilekçede, aynı ailelerin, aşiretlerin, ortak dilin ve kültürün sınırın iki yakasında yaşamaya devam ettiği ifade edildi. Bugün Suriye’nin kuzeyinde yaşayan Kürtlerin önemli bir bölümünün, geçmişte Türkiye’den zorunlu göçlerle sınırın öte yakasına geçen ailelerin çocukları ve torunları olduğu hatırlatıldı.
Bu nedenle olası bir askerî müdahalenin, Türkiye’de yaşayan Kürtler açısından dış bir coğrafyada yürütülen sıradan bir askerî operasyon olarak görülemeyeceği vurgulandı. Böyle bir müdahalenin, akraba bir halka yönelmiş bir eylem olarak algılanacağı ve bunun Türkiye’nin toplumsal barışı ile iç huzuru üzerinde olumsuz etkiler yaratacağı ifade edildi.
Yurttaşlar, dilekçeyi herhangi bir siyasi yapı, örgüt ya da dış aktör adına değil, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları olarak kaleme aldıklarını özellikle belirtti. Devletten, tarihsel ve toplumsal bağları dikkate alan, yeni toplumsal yarılmalar üretmeyecek bir yaklaşım benimsemesi talep edildi.
Dilekçede, silahların ve askerî yöntemlerin değil; diyalog, diplomasi ve toplumsal hassasiyetleri gözeten aklın öne çıkarılması çağrısı yapıldı. Metinde, bu coğrafyada bir yakada akan kanın diğer yakada yüreklere düştüğünün çok iyi bilindiği ifade edildi.
Ayrıca barışçıl çözümde ısrar edilmesinin ve çoğulculuğu esas alan demokratik bir yönetim anlayışının, Suriye’de katliama uğrayan Aleviler ile diğer halk ve inanç gruplarının güvenliği ve eşit yaşam hakları açısından da hayati olduğu vurgulandı. Kamuoyunda sıkça atıf yapılan 10 Mart anlaşmasının da bu çoğulculuğu öngördüğüne dikkat çekildi.
326 yurttaş, dilekçenin sonunda, tarihsel ve insani gerçeklikler gözetilerek gereğinin yapılmasını saygıyla talep ettiklerini ifade etti.
