ABD’nin Venezuela Başkenti Caracas’ı 3 Ocak 2026 tarihinde yerel saatle 02.00 sıralarında bombalaması ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’i ABD’ye kaçırmasının yankıları sürmekte. Nedenleri üzerine analizler yapılmakta. Bu haydutluğun önlenmesinin çareleri aranmakta. Saldırıyı görme ve nedenlerini okumakta başarılı bir seyir izlenmekte. Ancak görmek, gördüğüne uygun adım atmayı gerektirir ki, bu konuda somut yol yöntem önermeleri, nadir toprak elementleri misali nadir görülmekte. Önce bu notu düşeyim. Devamla ilkesel tutumu belirtmek gerekir ki: Herhangi bir ülke yönetiminin halklar açısından olumsuz olması, yönetimi değiştirmek için darbe yapılmasını ve/veya bir başka ülkenin müdahalesiyle değiştirilme girişimini/değiştirilmesini meşrulaştırmaz. Hele hiç bir uluslararası ”hukuka” dayanmayan barbarlık timsali haydutluğun tartışması dahi olamaz. Ülkelerin yönetimlerini “ne kadarsa o kadar demokratik seçimle” vatandaşları belirler ve vatandaşları değiştirir.
ABD’nin Venezuela saldırısı: Emperyalist kapitalizmin fetret devri
Emperyalist kapitalizm 2008 krizinden çıkamadığı gibi kriz derinleşerek süreklilik kazanmış bulunuyor. Küresel sermayenin bu krizden çıkmasının tek yolu yeni bir birikim rejimine geçebilmesinden geçiyor. Neoliberalizmin çöküşünü de işaret eden bu sürekli kriz hali, emperyalist kapitalizmi, sömürü ve siyasal gericilik sistemi olmanın ötesine taşımış bulunuyor. Emperyalist kapitalizm kendi sonunu da getirebilecek felaket üretme karakteristiğinin doruğuna ulaşmış durumda ve sürekli felaket üretiyor. Bu dönemi, yeni bir sermaye birikim rejimiyle aşma derdine düşmüş durumda. Ama sermayenin bu süreci kolay atlatamayacağı neoliberalizmin çöküşünün üzerinden geçen 17 yılda görüldü. Emperyalist kapitalizm, kendisiyle birlikte dünyayı da kaos içine çekiyor ve uzun süreceğinden kuşku olmayan fetret devrini yaşıyor. Buradan toptan yok oluşa da, sermayenin yeni bir birikim rejimiyle çıkışına da, yeni bir özgür dünyaya da kapı açık. Sonucu sınıflar ve toplumsal dinamiklerin mücadelesinin seyri belirleyecek. Bu bağlamda ABD’nin Venezuela’ya saldırısını “bir delinin hezeyanı” olarak değil, fetret devrinin ürünü olarak görmek ve gördüğüne denk düşecek biçimde karşı durmak gerekir.
Fetret devri üstyapı kurumu olarak devlet
Gramsi’nin interregnum dediği fetret devrinde kaosu sermaye lehine yönetecek devletler yeniden yapılandırılmaktadır. Otoriterlikten totaliterliğe ve faşizme uzanan güvenlikçi ve açık diktatörlük özellikleri baskın devlet biçimleri genelleşmektedir. Bu bağlamda dünya ölçeğinde totaliter ve faşist rejimlerin boy vermesi tesadüfi değil, fetret devrinin özelliği olarak okunmalıdır. Bu okumaya karşı totaliterliğe ve faşizme karşı mücadele taktik ve stratejilerinin ortaya konup pratikleştirilmesi en acil görevlerden biri olarak sahibini beklemektedir.
Kuralsızlığın kural, keyfiyetin karar olduğu bir dünya düzeni
Fetret devrinde tek kural, çıplak zorun/gücün keyfiyete dayalı tasarruflarıdır. Dünya Ticaret Örgütü, NATO, BM ve benzeri örgütler kaos düzeni fetret devrinde, sermaye keyfiyetinin elverişli aygıtları olarak işlev görür hale gelmiştir/getirilmiştir. Dünyayı bir kurallar sistemi olarak sürdürmede hiçbir rolleri kalmamış durumda. ABD kısmen kaybettiği hegemon güç tekelini tekrar kazanmak adına, onbeş yıldır, dünyanın her yerinde tarihi boyunca estirdiği terörün doruklarında seyrediyor.
Baş haydut ABD/Trump bu cüreti, kendi askeri ve ekonomik gücü yanında, irili ufaklı dünya muktedirlerinin haydutlukta kendisinin eküri ve türevi olmaları gerçeğinden alıyor. ABD, dün Libya’da, Irak’ta, Suriye’de yaptığı haydutluğu, bugün Venezuela’da icra ediyor. İrili ufaklı dünyanın diğer muktedirleri de aynı yolda ilerliyorlar. Onlar da kendi güçlerince ulusal ve/veya bölgesel ölçekte haydutlukta ABD’yi aratmıyorlar. Günümüzde, çıkarları uyuşan ya da çelişen tüm muktedirlerin ortaklaştıkları nokta “haydut kardeşliği” ortaklığı. Bu suç ortaklığı, AB’sinden Rusya’sına tüm muktedirleri tepkisiz kalmaya ve trajikomik “itidalli olma” çağrılarıyla yetinmeye mahkum etmektedir.
Yeni birikim rejimine geçememenin sürdürülebilirliğini sınırsız barbarlıkta görmek
Kapitalizm sermaye birikim rejimidir. Sermaye birikimi onun varlık koşuludur. Uluslararası sermaye, mevcut sermaye birikim rejiminin çöktüğü bu süreçte gücü gücüne yetene “orman kanunu” temelinde, kaos düzeni yönetme ve kazananı olma peşindedir.
Bu bağlamda Venezuela’ya dönük müdahale fetret devrinin bir üst aşamaya geçişini ve olağanlaştırılmaya çalışıldığını işaret ediyor. Artık her şeyin askeri güce dayalı ekonomik gücün açık terörist tahakkümüyle belirlendiği dönemdeyiz. Hiçbir karar ve uygulamanın demokratik işleyiş kurallarına dayanmadığı, dünyanın kaynaklarının üç beş büyük haydut tarafından keyfi tasarruflarla paylaşıldığı bir dönemdeyiz. Yeni birikim rejimine geçemeyen uluslararası sermaye, çare olarak dünya kaynaklarına terörist yöntemlerle el koymaya yönelmiş bulunuyor. İlkel sermaye birikiminde öne çıkan “el koyma ile birikim”, günümüzde “çağdaş” yöntemlerle güncellenmiş sermaye birikimi yolu olarak işlev görüyor.
ABD Venezuela ile yetinmeyecek, Kanada, Meksika ve Panama sırada. Çin’in, Güneydoğu Asya’da, Rusya’nın Ukrayna’da, İsrail’in Türkiye ile ortaklık ve/veya güç temelli rekabetle Ortadoğu’da yapmakta olduğu, dünya halklarının enkazı üzerinden mevcut kaynakları üç beş elde toplayarak sermaye birikimini sürdürme icraatından başka bir şey değil.
Mesele, bu küresel haydutluğa dur diyecek gücü derleme meselesidir
Dünya halkları, emperyalist kapitalizmin küresel bir sistem olarak aynı zamanda her ulus devletin içsel olgusu olduğunu gören bir yerden, birleşik gücüyle kendi hayduduna başkaldıramadıkça ve giderek dünya halkları eş zamanlı ayağa kalkamadığı sürece, sermayenin ulusal ve küresel haydutluğu ve tahakkümü baki kalacak.
Bu gerçeğin gereği, görev babında yapılıp üç beş gün sonra sönümlenecek tepki eylemlilikleri olamaz. Küresel haydutlukla baş edebilmek, küresel ölçekte yeni bir enternasyonali inşa etmeyi zorunlu kılmaktadır. Bu enternasyonal benzer mücadele dinamiklerinin alt oluşumlarına dayanan bölgesel enternasyonal örgütlenmeler üzerinde yükselecek küresel bir enternasyonal olmak durumundadır. Ezilen kesimlerin hemen hemen tümü bu çözümü soyut düzeyde önermektedir. Ama soyut öneri ve temenniler “para” etmiyor, çare olmuyor. Tespite denk düşecek pratik adımlar gerekiyor. Ulusal ölçekten başlayıp bölgesel ölçekte var olacak, işçi sınıfı, sendikalar, ekoloji, çiftçi, kadın, LGBTİ+, gençlik örgütleri/hareketleri/dayanışma ağları gibi farklı mücadele dinamiklerini içeren ortak mücadele kanalları oluşturulmalı ve kalıcı hale getirilmeli. Bu ağlar üzerinden eş zamanlı eylemlilikler küresel ölçekte yapılabilmeli. Sadece kendine benzerlerle ulusal ve uluslararası ilişkiler sürdürmek yetmez. Antikapitalistinden reformistine kadar farklı yönelimlerdeki örgütlerin ortak veya paralel mücadeleler temelinde birlikte hareket etmeleri sağlanmalı.
Çok bileşenli ve ulusal sınırları aşan İlerici Enternasyonal, Avrupa Sol Parti, Dünya Sosyal Forumu, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu, Dünya Sendikalar Federasyonu, Uluslararası Halk Mücadeleleri Birliği (ILPS) gibi örgütlenmelerin ortak hedefler temelinde hareket etmelerini sağlayacak ağlar oluşturulmalıdır. Bunun için ortak toplantı çağrıları yapılmalı ve çağrının sonuç alması için emek harcanmalıdır.
Sektörel düzeyi ulusal, ulusal düzeyi bölgesel, bölgesel düzeyi küresel düzeyin takip ettiği, çoklu düzey ve bileşenli enternasyonalist örgütlenme tek yol. Bunun için kim hangi alanda ise ve hangi ulusal ve/veya uluslararası örgütlenmelerle ilişkisi var ise, oradan harekete geçmeli ve bu görev için yola düşmelidir.
Barbarlık çağını özgürlük çağına dönüştürmenin başka yolu yok!
