Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Karadeniz’de tankerde patlama: Saldırı şüphesi

    26 Mart 2026

    %90 altı engellilere ÖTV muafiyeti durduruldu

    26 Mart 2026

    AYM’den Hacı Lokman Birlik kararında ihlal tespiti

    26 Mart 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Eğitim kimin için ve ne için?

      26 Mart 2026

      Sınıf dayanışması: Mümkün olanı, mümkün kılmak gerek

      17 Mart 2026

      Rojava hakikatinin ışığında 6 – AKP-MHP İktidar Bloku’ndan kurtulmadan bölge ve ülkede barış mümkün değildir

      16 Mart 2026

      Kötülüğün sol hali

      16 Mart 2026

      Türkiye’de borç ekonomisi ve kredi kartı kapitalizmi

      15 Mart 2026
    • Seçtiklerimiz

      Tarihimiz ve hakikat-sonrasının açmazları

      23 Mart 2026

      ABD kaybederse

      22 Mart 2026

      Komün dersleriyle geri geliyor

      19 Mart 2026

      ‘Cereyanlar’ kitabında yapılan yanlışlar üzerine

      19 Mart 2026

      Müthiş “Hokus Pokus”: SGK kurtuldu, emekli battı!

      16 Mart 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Gazze’de soykırım hâlâ sona ermedi

      26 Mart 2026

      Iskalanmış Hayatlar: Tarihsel ayrımcılık, deprem ve Domariyi yitirmek

      23 Mart 2026

      HRANA: İran’daki protestolarda binlerce kişi öldürüldü, yüzlerce çocuk gözaltına alındı

      25 Şubat 2026

      Hatimoğulları: “Halk erken seçim isterse, biz hazırız; mobilizasyon kapasitesi en yüksek partiyiz”

      19 Şubat 2026

      Maden işkolunda bir kadın sendikacı

      15 Şubat 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Metin Göktepe gazeteciydi, bunlar değil! – Ragıp Duran

    Metin Göktepe gazeteciydi, bunlar değil! – Ragıp Duran

    Siyasi Haber15 Eylül 2015
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Gazete ile toplum arasındaki ilişkiyi en iyi tanımlayan tespiti galiba Fransız Le Monde gazetesinin kurucusu Hubert Beuve-Méry yapmıştır. Le Monde, 1946 yılında yayın hayatına başladı. Beuve-Méry, daha önce Prag’da ve Londra’da muhabirlik yapmış, Avrupa’yı az çok biliyor. Diyor ki: “Her ülke lâyık olduğu gazeteyi çıkarır.”

    Gerçekten de öyle… Yani mesela, şimdi Le Monde gibi bir gazete, ancak kültüre, sanata, entelektüel yaşama önem ve değer veren Fransa gibi bir ülkede yayınlanabilir. Ya da CNN International, ancak ABD gibi bir süper devletin himayesinde yayın yapabilir. Der Spiegel dergisi de, Alman disiplini ve ciddiyetinin medyadaki yansıması olsa gerek.

    Beuve-Méry’nin sözünün orijinalinde, yani Fransızcasında, “mérite” sözcüğü geçer.Mériter, hak etmek, layık olmak anlamında. Yani olumlu bir sözcük. Türkçede biliyorsunuz bir de “müstehak” sözcüğü var. Olumsuz içerikte. E dolayısıyla, Türkçede“Her ülke müstehak olduğu gazeteyi çıkarır” diyebiliriz. İşte bu nedenle Sabah, Akit ya da Star gibi gazeteler de ancak Türkiye’de çıkar.

    Beuve-Méry’nin gazeteler için söylediği, büyük bir ihtimalle gazeteciler için de geçerlidir. Yani “her ülke lâyık olduğu gazeteciyi yetiştirir”. Yurtdışı örneklere baktığımızda, evet, işte mesela İngiltere, ki yıllardır Ortadoğu’da sömürgeci güç idi, Robert Fisk’i yetiştirdi. Keza aynı toprağın ürünü John Pilger da önemli bir gazeteci, o da Büyük Britanya’dan. Ya da bu aralar adı sık geçen Seymour Hersh de ABD’nin yetiştirdiği bir gazeteci. Almanya’dan da Günther Walraff çıkmış mesela. “Her ülke müstehak olduğu gazeteciyi çıkarır” babında ise, isim vermeyeceğim, soyadıyla yetineceğim, Kütahyalı, Alçı, Barlas, Çalışlar, Karaalioğlugiller de ancak AKP Türkiyesinden çıkar.

    Hiç kimse mükemmel değildir. Ben de yıllar  önce Hürriyet gazetesinde çalışmıştım. Adı lâzım değil… Soyadı da gereksiz, gazetenin önemli bir köşe yazarı vardı. Saat 13:00 gibi odasına kapanır, telefonlar kesilir, odaya girilmezdi, adam da beş saatte bir yazı yazardı. Öyle ahım şahım bir yazı filan da değil. Sıradan bir köşe yazısı. Hatta bence beş para etmez bir yazıydı çoğunlukla. Bilgiçlik taslamak vergiye tâbi olmadığı için, bir gün dayanamadım, bu ünlü köşe yazarına dedim ki: “O kadar uğraşıyorsunuz ediyorsunuz bir yazı için, ama sizin bu yazdığınızı okur mektubu olarak mesela bir Times gazetesine göndersek yayınlamazlar bile…” Kızdı, sinirlendi, yerli / yabancı ortam tahlilleri filan yaptı. Neyse… Ben üşenmedim, yazıyı İngilizceye çevirdim, okur mektubu formatına koydum ve London Times’a gönderdim. Bir hafta, bir ay geçti. “Mektubunuzu aldık, teşekkür ederiz” filan diye nezaket cevabı bile gelmedi. Ben gelmeyeceğini biliyordum.  Çünkü Times’ın okur mektupları köşesi önemlidir, orada yazmanın / yayınlamanın ilke ve kuralları var. Öyle “Bizim mahallede kanalizasyon borusu patladı, nerede belediye!”türünden yakınmaları yayınlamazlar. Hatta London Times, her yıl sonu, okur mektupları arasından seçtikleri en iyi yazıları kitap olarak yayınlardı benim zamanımda. Bizdeki köşe yazılarından çok daha derin, çok daha kaliteli yazılar olur… Batı’yla bizim aramızdaki önemli farklardan biri de bu işte. Yoksa Sabah da gazete, Times da gazete! Ama işte, gazete var, gazete var!

    Son dönemde internet üzerinden dinlediğimiz telefon görüşmeleri çok yararlı oldu. Ben daha çok bu meşhur medya mensuplarının telefon görüşmelerine takıldım. Bildiğim kadarıyla toplam üç gazetecinin seslerini dinledik: Altaylı, Demir ve Karaalioğlu… Biz bu şahsiyetleri köşe yazılarından, televizyon konuşmalarından az çok tanıyorduk. Telefon dinlemeleri sayesinde bu kişilerin gerçek kimli��ini, şahsiyetlerini, karakterlerini öğrendik. Çünkü meğerse onlar köşelerinde, televizyon programlarında sadece resmî görüşlerini açıklıyorlarmış. Telefon görüşmelerinde ise hakiki cemallerini, yürek ve beyinlerini duyduk. Bırakın gazetecilik meslek onurunu, bu şahsiyetler minimum insanlık onurundan muaf tutmuşlar kendilerini. İktidarın bizzat kendisi ya da sözcüleriyle yaptıkları görüşmelerde nasıl da ezilmişler, nasıl da evet efendimci kesilmişler, tabii efendim, hayhay efendim… İngiliz filmlerindeki beyaz eldivenli Sebastian bile bunlardan çok daha onurlu, çok da efendi ve ciddi bir kişidir.

    Bu telefon görüşmeleri sayesinde mevzuatta da önemli bir değişiklik olduğunu öğrendik. Bilirsiniz, gazetecilerin özlük haklarını, çalışma koşullarını, işverenle ilişkilerini düzenleyen iki yasa var: Yazı işleri  çalışanları için 212 sayılı yasa, teknik bölümde çalışanlar için de 1475 sayılı yasa. Gerçek yanlarını, içlerini telefon görüşmelerinde teşhir eden gazetecilerin normalde 212 sayılı yasaya tâbi olmaları gerekir. Medyanın en büyük patronu, büyük medya eleştirmeni, her şeyin başı telefonda diyor ki: “Ekrana Yiğit’i çıkarın!”, “Mehmet’i atın!”, “O kadına gereğini yapın!” Dolayısıyla biz bu  telefon görüşmelerinden anlıyoruz ki, söz konusu gazeteciler  657 sayılı devlet memurin kanununa tâbi!

    Ece Ayhan, burası için, Türkiye için “Kötülük Toplumu” sıfatını uygun bulmuştur. Burası gerçekten her geçen gün çekilmez, yaşanmaz, rezalet bir ülke haline geliyor. O kadar çok kötülük var ki… Ve bu kadar çok kötülüğe karşı çok az itiraz var. Şimdi mesela talimat veriyorsun, 14 yaşındaki çocuğun kafasına gaz fişeği sıkıyorsun, çocuk ölüyor, annesi kızgın, sen kalkıp mitingde bu acılı ve mağdur kadını yuhalatıyorsun. Bu, kötülüğün daniskası değilse nedir?  İnsan öldürüyorsun, hırsızlık yapıyorsun, hâlâ orada durabiliyorsun ve bize laf ediyorsun.

    Cengiz Çandar  seçim kampanyası döneminde Irak, Ürdün, Lübnan’da imiş. Oradaki eşiyle dostuyla konuşurken, Arap arkadaşları Cengiz’e sormuş:

    – Ee, ne olup bitiyor Türkiye’de?

    – Başbakan, ailesi ve yakın çevresi hakkında müthiş rüşvet, yolsuzluk iddiaları var…

    – Ya tamam, geç bunları geç, başka ne var…

    Cengiz’in muhatapları ve yaşadıkları ülkelerde şeyhlerin, şahların, kralların, başkanların ve ailelerinin rüşvet ve yolsuzluk denizinde yüzmeleri son derece doğal, hatta neredeyse kaçınılmaz. O çevre için rüşvet, yolsuzluk vakayı adiyeden… Biz de artık bir Ortadoğu ülkesi haline geliyoruz anlaşılan.

    Karamsarlık, gerçekçiliğin yüzde 50’sidir derler. Zaten hiçbir şey yüzde yüz kötü ya da yüzde yüz iyi olamayacağına göre, çok iyimser olmasam da, işin iyi yanına da bakmak gerek. Çünkü zaten iktidar olan her yerde muhalefet olduğu gibi, baskı olan her yerde kaçınılmaz olarak direniş de vardır.

    Bu topraklarda, neyse ki Yunus Emre, Şeyh Bedrettin, Torlak Kemal, Pîr Sultan, Mustafa Suphi, Ece Ayhan, Deniz Gezmiş, Metin Göktepe ve nihayet Gezi gibi bizim de muhalefet, direniş, isyan geleneğimiz var. Bunları çok iyi korumamız, geliştirmemiz lâzım. Bunlar bizim nefes borumuz. Bunlar da olmasa bizi ortadan kaldırırlar.

    Bu sabah Twitter’da çok hoş bir cümleye rastladım: “Gezi’de öldürülen her gencin gülüşü, Metin’in gülüşüdür.”

    Türkiye’nin de, Türkiye medyasının da geleceği Gezi’dedir.

    Ragıp Duran

    * Bu metin, 10 Nisan 2014 günü Türkiye Gazeteciler Cemiyeti salonunda, Metin Göktepe’nin doğum günü ve ödül töreni nedeniyle düzenlenen “İktidarın Kıskacında Medya” başlıklı panelde yapılan konuşmanın yazılı versiyonudur. Celal Başlangıç’ın yönettiği panelde Bilgi Üniversitesi’nden Dr. Esra Arsan ve Hürriyet gazetesinden Deniz Zeyrek de konuşmacı idi.   

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Tarihimiz ve hakikat-sonrasının açmazları

    23 Mart 2026

    ABD kaybederse

    22 Mart 2026

    Komün dersleriyle geri geliyor

    19 Mart 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Ertan Eroğlu

    Eğitim kimin için ve ne için?

    Muhsin Dalfidan

    Sınıf dayanışması: Mümkün olanı, mümkün kılmak gerek

    Erdal Kara

    Rojava hakikatinin ışığında 6 – AKP-MHP İktidar Bloku’ndan kurtulmadan bölge ve ülkede barış mümkün değildir

    Tuncay Yılmaz

    Kötülüğün sol hali

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Ertuğrul Kürkçü

    Tarihimiz ve hakikat-sonrasının açmazları

    Ümit Akçay

    ABD kaybederse

    Ertuğrul Kürkçü

    Komün dersleriyle geri geliyor

    Siyasi Haber

    ‘Cereyanlar’ kitabında yapılan yanlışlar üzerine

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Divriği maden işçileri OYAK önünde: “İşimizi geri istiyoruz”

    25 Mart 2026

    Birleşik Metal-İş: Doğum izni düzenlemesi eşitsizliği derinleştirebilir

    25 Mart 2026

    Grevdeki İtalyan Lisesi öğretmenleri grev kırıcılara barikat kurdu

    24 Mart 2026
    KADIN

    DEM Parti Milletvekili Saliha Aydeniz TBMM İdare Amiri görevinden istifa etti

    24 Mart 2026

    CSW70’te ABD duvarı: Kadın haklarına açık politik müdahale

    24 Mart 2026

    Aksaray ve Kayseri’de iki kadın katledildi

    21 Mart 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.