Latin Amerika ülkeleri geçmişten bu yana kapitalizmin birikim krizlerinde ilk deney ülkeleri olmuştur. Neoliberal birikim süreci 70’lerde askeri diktatörlüklerle uygulamaya geçmişti, 2008 krizinde sistemin çöküşünden başlayarak aşırı sağcı ya da yeni faşist iktidarlar eliyle işçi sınıfının yıllar içinde geri aldığı hakları, kazanımları, ne varsa bir bir geri alınıp yeni bir kölelik rejimi ihdas edilmeye çalışılıyor.
Arjantin’de de Milei iktidara geldiğinden bu yana işçi haklarına saldırıyor. Bugünlerde de Senato’da ön onay alan işçi “reformu” tasarısı etrafında birçok tartışma sürüyor. Baştan sona gerici olan bu tasarıyı muhalifler bir reformdan ziyade, bir sınıf intikamı eylemi olarak niteliyor.
Arjantin işçi sınıfının 20. yüzyıl geçmişi mücadeleler, örgütlenmeler, isyanlar ve savaşlar (Patagonya İsyanı’ndan Cordobazo’ya kadar) tarihidir. Arjantin işçi sınıfı bu mücadelelerin sonucunda burjuva politikacıların dikkate almak zorunda kaldıkları bir siyasi özne oldu. İşçi/sınıf mücadeleleri, kapitalizmin yarattığı eşitsizliğe karşı, iş kanunlarında yer alan sosyal haklar (eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, evrensel temel gelir, kadınlara prim ödememiş olsa bile emeklilik hakkı gibi) vatandaşlığın bir parçası olarak resmen tanındı – bazıları anayasaya bile girdi.
Bu tanınma, özlemlerini yumuşatmayı, onu kontrol altına almak dahil, örgütlenmelerini düzenlemeyi amaçlıyordu. Son on yıllarda, potansiyeli zayıfladı veya değişime uğradı ve işçi sınıfı parçalandı, ancak belirleyici ve stratejik sosyal ağırlığını koruyor. Epey bir dönüşüme uğrasa da günümüz Arjantin’ini hâlâ şekillendiren bu tarihi göz önünde bulundurduğumuzda, Milei, önceki faşist diktatörlüğün bile başaramadığı şeyi başarmayı amaçlıyor. Çünkü mesele sadece maliyetleri düşürmek değil: tüm çelişkilerine rağmen, veto gücüne sahip ve nihayetinde ilerlemenin itici gücü olan bir örgütlenme geleneğini ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu çabaya Arjantin’in en büyük ve bizdeki deyimiyle “sarı sendika” konfederasyonu olan CGT’nin katkısını da görmezden gelemeyiz; kendi koltuklarını ve işveren paylarını garanti altına aldıkları için, Senato’ya gelmeden genel grev kararı bile almadılar.
Bunu Milei icat etmedi kuşkusuz, ama o birçok sektörde var olanı norm haline getirmeye, yasal kılıf altına sokmaya çalışıyor. Güvencesizlik, dış kaynak kullanımı, esnek çalışma, belirsiz çalışma programları, hayatı tüketen çalışma ritimleri, yani aradıkları şey, iş piyasasının zaten çok sert olan gerçeklerini yasallaştırmak, kural haline getirmek. Dolayısıyla, temel sorun sadece reformun geçip geçmemesi değil neyi başlattığıdır. Öte yandan yasanın ayrıntıları daha fazla ortaya çıktıkça kamuoyundaki öfke de artmaktadır. Bu projenin tek amacının işverenlerin kârlarını garanti altına almak olduğu çok açık, 200’den fazla maddeden hiçbiri işçilerin yararına değil.
“Reform”da hasta olmaya izin yok
Bu skandal madde, eğer işçi hastalanırsa ve işveren bunun işçinin hatası olduğuna karar verirse maaşının sadece yüzde 50’sini, durm işverenin görevlendirmesi veya işyerinde bir kaza sonucu yaralanma ise yüzde 75’ini alabileceğini söylüyor. Kanser tedavisi görüyor olsanız bile fark etmiyor; yine de maaştan kesinti yapılacak. Çalışanın suçlu olup olmadığına şirket karar verecek!
Çalışma saatleri biriktirme sistemiyle fazla mesai ücretini kaybedersiniz. İşveren, ne zaman ve kaç saat çalışmanız gerektiğini belirleyecek; böylece fazla mesai ödemekten kurtulacak.
Protesto hakkı olmayacak. Birçok faaliyeti “temel” ve “hayati” ilan ederek grev hakkını tümüyle ortadan kaldırıyorlar. Dahası, toplantıları fiilen yasaklamak istiyorlar: Toplantı düzenlemek için işçilerin işverenin iznine ihtiyacı olacak.
Milyonlarca insanın emeklilik haklarını yok edecekler, ANSES’ten (Sosyal Güvenlik Ajansı) kaynakları alıp FAL’ı (İşçi Destek Fonu) kuracaklar; bu da kumarbaz diye isimlendirilen Ekonomi Bakanı Luis Caputo’nun elinde olacak bir finans kuruluşu. Her şirket, toplam maaş bordrosunun belirli bir yüzdesi ile katkıda bulunacak ve bu miktar Sosyal Güvenlik Sistemi’ne yapılan işveren katkılarından düşülecek. Senatör Jorge Capitanich bunu “işten çıkarmaları finanse etmek için bir fon” olarak tanımladı.
İşten çıkarmaları kolaylaştırmanın yanı sıra, tazminat hakkına da saldıracaklar; tazminatın hesaplandığı tabanı düşürerek işverenlerin tazminatı taksitler halinde ödemesini kolaylaştıracaklar.
İşverenler işçinin tatilini bölüp istedikleri herhangi bir tarihte verebilecekler. Yasa tasarısı, işverenlerin bu izni yalnızca üç yılda bir yaz aylarında vermesini şart koşuyor.
Bu kölelik reformu, Macri destekçileri, Radikal Yurttaş Birliği ve Peronist hareketin bir kısmı tarafından destekleniyor. Senato’da lehte oy verdiler ve Temsilciler Meclisi’nde de lehte oy vereceklerini söylediler.
İşçinin öfkesi çok büyük, geçen Çarşamba günü CGT’nin (Genel Emek Konfederasyonu) düşük katılımına rağmen binlerce işçinin Kongre’ye yürümesi bunu açıkça ortaya çıkardı. Öfkenin en önemli nedenleri, ücretlerin yetersiz olması, hükümetin enflasyon konusunda yalan söylemesi ve işten çıkarmaların artmasıdır.
Tasarı Temsilciler Meclisi’nde değiştirilirse, Senato’ya geri gönderilmesi gerekecek.
Senato’daki zaferinden cesaret alan iktidar partisi, sayısal üstünlüğüne güvenerek, İşçi Reformu’nu Temsilciler Meclisi komitelerinin ortak oturumunda -tek bir günde- görüşmeyi ve 18 Şubat Perşembe günü genel kurulda oylamaya sunmayı planlıyor.
Bu sefer alt meclis bir inceleme meclisi görevi görecek; yani tasarıda değişiklikler yapılırsa, metin Senato’ya geri gönderilecek ve Senato bu değişiklikleri kabul edip etmeyeceğine karar verecek. Geçen Çarşamba günkü oturumda Libertad Avanza bloğunun lideri Patricia Bullrich, maddeleri iyileştirmek istediğine dair hiçbir işaret göstermedi.
Her şey, Temsilciler Meclisi’nde kısmi onaydan sonra büyük etki yaratan maddelerde değişiklik yapılmaya çalışılacağını gösteriyor; en çok eleştirilenlerden biri olan hastalık izni sistemi, İşçi Destek Fonu (FAL) ve sanal cüzdanlar aracılığıyla ücret ödemesi.
Genel Grev
CGT, işçi haklarının yok edilmesine karşı ulusal grev çağrısında bulundu.
Kurul epey kararsız kaldıktan sonra toplandı ve Milei döneminin dördüncü grevinin, yasa tasarısının Temsilciler Meclisi’nde görüşüleceği gün yapılmasına karar verdi. İktidar partisi yasanın bu Perşembe günü onaylanmasını istiyor. CGT grev kararı almış olsa da bir eylemlilik örgütlemedi; bu nedenle ve yasa Senato’ya geldiğinde de grev kararı almadığı için “traidor” yani hain olarak niteleniyor. CGT içindeki tren ve kamyon işçileri sendikaları, ki CGT’nin 3 liderinden biridir, aktif grev planlıyor. Geçen hafta da grev yapan iki CTA (Arjantin İşçilerinin Merkezi – solcu bir konfederasyon) sendikası, ki sadece öğretmenler sendikasının 300 bin üzerinde üyesi var, kamu sektörü çalışanları ve siyasi örgütler her şeye rağmen Kongre’ye yürüyüş ve kongre önünde eylem düzenleyecekler.
Umarız, Arjantin işçi sınıfı gücünü gösterir ve bu kölelik yasasını geri püskürtür.
