Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Trabzon ve Kapadokya rotasında kaybolan Rum Ortodoks keşiş Nikolaos Tsigkozis için arama alarmı

    20 Ekim 2026

    Eyüp’te çınar ağaçları kıyıma uğratılıyor

    20 Ekim 2026

    Ahmet Saymadi soruyor: Benim lekelenmeme hakkım yok mu?

    20 Ekim 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Ölümünün 55. yılında Kıvılcımlı kitapları (III) Sahtekârlığı ifşa: 2. yazı

      19 Ekim 2026

      Ölümünün 55. yılında Kıvılcımlı kitapları (III) Sahtekârlığı ifşa: 1. yazı

      18 Ekim 2026

      Neşenin devrimci anlamı üzerine

      15 Ekim 2026

      Ölümünün 55. yılında Kıvılcımlı kitapları (II) Kıvılcımlı yayıncılığı ve kayıp “kitaplar”

      13 Ekim 2026

      Komün, konsey ve alternatif belediyecilik; Sosyalizmin ruhu nerede?

      12 Ekim 2026
    • Seçtiklerimiz

      Dekadans, faşizm ve kapitalist rasyon

      14 Ekim 2026

      Ucuz hammadde avı

      12 Ekim 2026

      Şimdi Che okuma zamanı

      9 Ekim 2026

      Türkiye Osmanlı gibi büyük kaybeder

      7 Ekim 2026

      Biraz da var olacağımıza inanmak

      3 Ekim 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      DEM Partili Özgül Saki: “Hiçbir toplumsal kesim güvende değil”

      22 Eylül 2026

      NAZA’nın yönetmenleri: Gazze’de yaşananlara dair hâlâ büyük bir inkâr söz konusu

      14 Eylül 2026

      Tülay Hatimoğulları: Garanti aramanın yolu süreci dönülmez hâle getirmek

      17 Ağustos 2026

      Dr. Toros Korkmaz: “Çerçeve yasa çözüm için hukuksal zemin oluşturabilir”

      6 Ağustos 2026

      Eski FARC komutanı Lida Ortiz: “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, silah bırakmaktan çok daha zor”

      20 Temmuz 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Emperyal düzen, taşeron iktidarlar ve Rojava’ya karşı ortak sessizlik

    Emperyal düzen, taşeron iktidarlar ve Rojava’ya karşı ortak sessizlik

    REMZİ ALTUNPOLAT yazdı: Rojava’nın “fazlalığı”, askerî değil; siyasal bir fazlalıktır. Halkların eşit ve birlikte yaşayabildiği, kadınların siyasal özne hâline geldiği, merkeziyetçi ve tekçi ulus-devlet modelinin aşılabildiği bir deneyim, Ortadoğu’daki emperyal düzen ve taşeron iktidarlar açısından kabul edilemezdir.
    Remzi Altunpolat20 Ocak 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Ortadoğu’da -ya da daha doğru bir kavramsallaştırmayla Batı Asya’da- kalıcı, adil ve sürdürülebilir bir barışın mümkün hâle gelmesi, bölgeyi belirleyen emperyal düzen varlığını korudukça yapısal olarak engellenmektedir. Bu durum, tek tek çatışmaların şiddetiyle ya da diplomatik girişimlerin başarısızlığıyla açıklanabilecek bir sorun değildir. Aksine mesele, bölgenin siyasal mimarisinin baştan itibaren barışı değil, çatışmayı yönetilebilir kılacak biçimde örgütlenmiş olmasıdır. Ortadoğu, bu anlamda, barışın geçici olarak bozulduğu bir coğrafya değil; barışın hiçbir zaman kurucu ilke hâline gelmediği bir tarihsel-siyasal alan olarak şekillenmiştir.

    İran, İsrail, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Suudi Arabistan gibi bölgesel güçler; ideolojik referansları, rejim biçimleri ve tarihsel kökenleri bakımından farklılaşsalar da aynı yapısal işleyiş mantığı içinde konumlanmaktadır. Bu mantık, içeride otoriterlik, baskı ve devlet şiddetine; dışarıda ise müdahaleciliğe, askerî yayılmacılığa ve bölgesel nüfuz mücadelelerine dayanır. İç siyasal alanın daraltılması ile dış politikanın militarizasyonu birbirini tamamlayan süreçlerdir. Böylece Ortadoğu, halk egemenliğine dayalı demokratik düzenlerin gelişebileceği bir zemin olmaktan çıkar; iktidarların kendi sürekliliklerini güvenlik ve tehdit söylemleri üzerinden yeniden ürettiği bir coğrafyaya dönüşür.

    Bu emperyal düzenin merkezinde, sorunları çözmek değil, sürekli kriz hâlinde tutmak vardır. Kriz, bu bağlamda bir arıza değil; yönetim tekniğidir. Halkların eşitlik, özgürlük ve kendi kaderini tayin talepleri, demokratik bir yeniden kuruluşun imkânları olarak değil; bastırılması ve sınırlandırılması gereken riskler olarak kodlanır. Siyasal meşruiyet, özgür rıza üretimi üzerinden değil; korku, tehdit ve “beka” söylemleri üzerinden inşa edilir. İçerde bastırılan toplumsal çelişkiler, dış düşman imgeleri aracılığıyla yönetilir; dış politika, iç siyasetin süreklileştirilmiş bir güvenlik aygıtına dönüşür. Bu nedenle çatışma, olağanüstü bir durum değil; emperyal düzenin işleyişine içkin, kalıcı bir olgudur.

    Ortadoğu’daki çatışmaların sürekliliği, yalnızca ulus-devletler arası rekabetle açıklanamaz. Bölge, uzun süredir iktidarların kendi varlıklarını sürdürme ihtiyacına dayalı, rejimler arası süreklilik kazanmış bir güç mücadelesi alanıdır. Mezhepçilik, etnik kimlikler, güvenlik tehditleri ya da “terörle mücadele” söylemleri bu mücadelenin asli nedenleri değil; ideolojik örtüleridir. Asıl belirleyici olan, bölgesel hegemonya arayışlarıyla iç içe geçmiş siyasal iktidarların, kendi iktidarlarını koruma ve derinleştirme ihtiyacıdır. Bu nedenle savaş ve çatışma, sistemin başarısızlığı değil; onun kendini yeniden üretme biçimidir.

    Bu emperyal düzenin küresel ölçekteki başat taşıyıcısı Amerika Birleşik Devletleri’dir. İran istisnası dışında, bölgedeki siyasal iktidarların neredeyse tamamı ABD ile askerî, stratejik, ekonomik ve diplomatik ilişkilere sahiptir. Bu ilişkiler ağı, insan hakları ihlallerini, savaş suçlarını ve kitlesel yıkımı ikincil, hatta göz ardı edilebilir maliyetler olarak konumlandırır. “Düzen”, “istikrar” ve “güvenlik” söylemleri altında yapılan tam da budur: Halkların özgürlük ve demokrasi taleplerini bastıran iktidarların korunması ve krizlerin çözülmesi değil, denetlenebilir hâle getirilmesi.

    Avrupa Birliği ise bu tabloda çoğu zaman normatif bir maske işlevi görür. Demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti söylemleri, evrensel ve bağlayıcı ilkeler olmaktan ziyade seçici ve konjonktürel araçlar olarak devreye sokulur. Pratikte ise Ortadoğu’daki otoriter iktidarlarla ekonomik, askerî ve stratejik işbirlikleri sürdürülür; bu iktidarların yol açtığı yıkım karşısında sistematik bir sessizlik tercih edilir. Bu sessizlik, yalnızca ahlaki bir çöküşü değil; emperyal düzenle uyumlu bir siyasal tercihi ifade eder.

    Bu emperyal düzen, sahada taşeron iktidarlar aracılığıyla işler. Emperyal merkezlerin doğrudan askerî müdahalesinin maliyetli ve siyasal olarak riskli olduğu alanlarda, bölgesel aktörler devreye sokulur. Askerî operasyonlar, siyasal tasfiyeler, demografik müdahaleler ve zorunlu göç politikaları bu aktörler aracılığıyla hayata geçirilir. Böylece hem sorumluluk dağıtılır hem de şiddet görünmezleştirilir. Egemenlik, tekil devletlerin mutlak yetkisi olmaktan çıkar; askerî, siyasal ve hukuki yükümlülüklerin farklı aktörler arasında paylaşıldığı taşeronlaşmış bir iktidar ilişkisine dönüşür.

    Rojava’ya ve Suriye Demokratik Güçleri’ne yönelik bugün yürütülen saldırılar, bu yapının en güncel ve en berrak örneklerinden biridir. Suriye’de savaşın yarattığı siyasal boşlukta iktidarlaşan, ideolojik kökleri itibarıyla IŞİD zihniyetinden kopmamış olan HTŞ yapısı, artık yalnızca yerel bir aktör değildir. Türkiye’nin açık desteği, ABD ve İsrail’in örtük onayı ve Avrupa’nın sessizliği eşliğinde, emperyal düzen açısından işlevselleştirilmiş bir taşeron iktidar konumuna yerleştirilmiştir.

    Paris mutabakatı sonrasında Suriye’nin güneyinin fiilen İsrail’in kontrol alanı olarak kabul edilmesi ile Gazze’ye yönelik zorunlu göç ve imha planlarını içeren Trump planına HTŞ ve diğer bölgesel aktörler tarafından verilen zımni onay, emperyal düzenin nasıl işlediğini açıkça göstermektedir. Bu onay karşılığında Rojava’ya yönelik saldırıların önünün açılması, söz konusu düzenin bölgeyi yeniden paylaşmaya dayalı siyasal mimarisinin tamamlayıcı bir parçası olarak ortaya çıkmaktadır.

    Daha düne kadar IŞİD’e karşı mücadelede SDG’yi “sahadaki en güvenilir müttefik” olarak tanımlayan ABD ve İsrail’in bugün sergilediği sessizlik, bir çelişki değil; emperyalist aklın sürekliliğidir. Emperyalizm açısından ittifaklar ilkesel değil, araçsaldır. SDG’nin temsil ettiği demokratik, seküler, kadın özgürlükçü ve çok halklı siyasal model, bu kez fazla özerk, fazla örnek teşkil eden ve fazla denetlenemez bir siyasal deneyim olarak kodlanmıştır.

    Bu nedenle Rojava hedef alınmaktadır. Rojava’nın “fazlalığı”, askerî değil; siyasal bir fazlalıktır. Halkların eşit ve birlikte yaşayabildiği, kadınların siyasal özne hâline geldiği, merkeziyetçi ve tekçi ulus-devlet modelinin aşılabildiği bir deneyim, Ortadoğu’daki emperyal düzen ve taşeron iktidarlar açısından kabul edilemezdir. Rojava, bu nedenle yalnızca bastırılması gereken bir alan değil; tasfiye edilmesi gereken bir ihtimal olarak görülmektedir.

    Bugün Rojava’ya karşı kurulan ortak sessizlik, yalnızca bir kayıtsızlık hâli değil; aktif bir siyasal tutumdur. Bu sessizlik, emperyal düzenin kendisiyle uyumlu olmayan her siyasal ihtimali boğmaya yöneliktir. Sessizlik burada bir yokluk değil; bir iktidar tekniğidir. Hangi ölümlerin görünmez kılınacağına, hangi yıkımların “kaçınılmaz” sayılacağına, hangi siyasal deneyimlerin tarihten silinmeye çalışılacağına bu sessizlik karar verir.

    Bu nedenle Rojava’da hedef alınan yalnızca bir coğrafya ya da bir askerî güç değildir. Hedef alınan, Ortadoğu’nun geleceğine dair başka bir siyasal olasılıktır. Bu sessizlik teşhir edilmedikçe ve bu emperyal mimari kırılmadıkça, Ortadoğu’da barış bir hedef değil; sürekli ertelenen, sürekli vaat edilen ama asla kurumsallaştırılmayan bir söylem olarak kalmaya mahkûmdur.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Ölümünün 55. yılında Kıvılcımlı kitapları (III) Sahtekârlığı ifşa: 2. yazı

    19 Ekim 2026

    Ölümünün 55. yılında Kıvılcımlı kitapları (III) Sahtekârlığı ifşa: 1. yazı

    18 Ekim 2026

    Neşenin devrimci anlamı üzerine

    15 Ekim 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Ahmet Kale

    Ölümünün 55. yılında Kıvılcımlı kitapları (III) Sahtekârlığı ifşa: 2. yazı

    Siyasi Haber

    Ölümünün 55. yılında Kıvılcımlı kitapları (III) Sahtekârlığı ifşa: 1. yazı

    Şebnem Oğuz

    Neşenin devrimci anlamı üzerine

    Ahmet Kale

    Ölümünün 55. yılında Kıvılcımlı kitapları (II) Kıvılcımlı yayıncılığı ve kayıp “kitaplar”

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Volkan Yaraşır

    Dekadans, faşizm ve kapitalist rasyon

    Alp Altınörs

    Ucuz hammadde avı

    M. Ender Öndeş

    Şimdi Che okuma zamanı

    Siyasi Haber

    Türkiye Osmanlı gibi büyük kaybeder

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    BES-AR: Asgari ücret açlık sınırının yüzde 77,41 altında

    17 Ekim 2026

    İzmir’de dijital haber portalı Manşetiz’de sömürü ve Kod 48 kumpası: 12 gazeteci işten çıkarıldı

    16 Ekim 2026

    Diyarbakır Şehir Hastanesi şantiyesinde direniş 14’üncü gününde: “Haklarımızı alana kadar ayrılmayacağız”

    13 Ekim 2026
    KADIN

    Kadınlar Fatmanur ve Hifa İkra için Taksim’de sokakta

    18 Ekim 2026

    Gülistan Doku dosyası: Tuncay Sonel ve siber çete üyesinin uyuşturucu yazışmaları dava dosyasında!

    5 Ekim 2026

    Erkek şiddeti bir can daha aldı: 18 yaşındaki Gökçe Alkan, Bursa’da katledildi

    4 Ekim 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.